Aşermek, Gebelik ve Doğacak Olan Çocuk

Yeni evli çiftlerde kadın, çocuk taşıdığını bazı belirtilerden anlar. Bunlar, mide bulantısı, kokulardan rahatsız olma, kusma gibi olaylardır. Bazı kadınlarda limon (ekşi) yeme, kil yeme, bazılarında da fıstığı kabuğu ile yeme şeklinde belirir. Bazı kadınlarda huzursuzluk gözlemlendiği halde bazı kadınlarda huzur ve mutluluk belirtileri gözlemlenir. Bu dönemdeki bu davranışların tümüne birden Aşermek denir. Bu davranışları sergileyenlere daha yaşlı ve deneyimli olanlar;

Ne be ama aşeren? diye takılırlardı.

Durum kesinlik kazandıktan sonra, yani gebelik belli olduktan sonra, anne adayı bunu çeşitli yollarla açığa vururdu. Önce, çemberinin bağlama şeklini değiştirirdi. Ardından elbiselerindeki değişiklik kendini gösterirdi. Artık, kadın gebedir. Gebe kadın kutsaldır. Ona saygı eskisinden fazladır. Onu koruma, gözetme şarttır.

  • Gebe kadından iş yapması istenmez.
  • Gebe kadın besleyici yiyecekler yer.
  • Gebe kadının canı ne çekerse (mevsimi olsun olmasın) bulunup yedirilir. Yedirilmezse, çocuğun bedeninin herhangi bir yerine “Ben” çıkacağı kabul edilir.
  • Gebe kadın, kavruntu kokularından kaçınır.
  • Kavruntu yapan komşular “koku için” gebe kadına biraz verirler.
  • Gebe kadın, ölü evine gitmez, cenaze törenine katılmaz.
  • Gebe kadın, sık sık su ile yıkanır. Bu yıkanma, hem anayı, hem çocuğu rahatlatır.
  • Gebe kadın, durum ne olursa olsun, yük kaldırmaz.

Hamileliğin çeşitli dönemlerinde, ana karnındaki çocuk hareket eder. Bu harekete, “seyirme” denir. İşte bu seyirme anında, anne ne tür insanlar görürse çocuk onlara benzer diye kabul edilir.

Onun için anne bu dönemde, özellikle seyir anında;

  • Güzel yüzlü, yakışıklı insanlara bakar.
  • Çirkin yüzlü insanlara bakmaktan kaçınır.
  • Çirkin veya sakat insanlarla alay etmez.
  • Ölü evine gitmez.
  • Belli bir döneme kadar (bazı bölgelerde üç ay dolana kadar) gebeliğini gizli tutar.
  • Çocuğu güzel olsun diye dolunaya bakar. Çok güzel kızlar için söylenen “Ayın ondördü gibi” sözü buradan türemiştir.

Kıbrıs’ta, 1960’lı yıllara kadar çok çocukluluk revaçtadır. Bunun sebebi iş gücüne olan ihtiyaçtır. Bunun yanında Osmanlı Dönemi’nden süregelen alışkanlıklar da eklenebilir. Bu alışkanlık İngiliz Döneminde de devam etmiştir. İngiliz Döneminde on iki ve daha çok çocuk sahibi olan ailelere ödül verilirdi. 1952 yılında iki Rum ailesi ile, Baf’ın Mersinutya merasında yaşıyan Nezihe-Ahmet Kamil çiftine, on dört çocukları olduğu için, çocuk başına Stg 5. (Beş Kıbrıs Lirası) ödül verilmiştir. Kıbrıs Türkleri arasında kız / erkek ayrımı o kadar önemli değildir.

“Eli-yüzü düzgün olsun, hayırlı olsun” isteği, ana istektir.

Ancak;

  • Aileye yardımcı olsun diye ilk çocuk erkek olursa, aile çok mutlu olur.
  • Erkek evlat sayısı ile kız evlat sayısı eşit olursa, en iyisidir.
  • Evlatları hep erkek olanlar “bir tane da gız” ister.
  • Evlatları hep kız olanlar “bir tane da oğlan” ister.
  • Kız, babanın; oğlan, ananındır, denir.
  • Oğlan dayıya, kız halaya benzer.
  • Doğan çocuk “geriye doğru” yedinci atasına kadar olan bireylerden birine benzeyebilir.

Bu durum, “çocuk yedi sinsileden çeker” diye ifade edilir.

Bütün bunlar nasıl ortaya çıkardı?

Çocuğun kız mı erkek mi olduğu nasıl belli olurdu? Hangi yöntemlerle öğrenmeye çalışırlardı.

Gebe kadınlar veya onların anaları / kaynanaları, pratikten yetişen ebeleri çağırır, onlara danışırdı. Bazan da kendileri deneyim sahibi oluyorlardı. Çocuğun cinsiyetini belirlemek için şu yollara başvuruluyordu:

  • Gebe kadının yüzü çillenmişse (lekelenmişse),
  • Gebe kadının karnı enine büyümüşse,
  • Gebe kadının kalçaları açılmışsa,
  • Gebe kadının canı devamlı tatlı çekiyorsa,
  • Gebe kadının karnındaki çocuk geç seyirmişse,
  • Gebe kadının ağzı, zaman zaman acılaşıyorsa, ağzı kuruyorsa (tükürüksüz kalıyorsa)
  • Gebe kadının memeleri doğumdan kırk gün önce şişmişse,
  • Gebe kadının davranışları çok ağırlaşmışsa doğacak çocuğun kız olacağı kabul edilirdi.
  • Üzeri örtülü bir yere tuz, bir yere de makas konur, gebe kadın neyin nerede olduğunu bilmez. Eğer makas olan yere oturmuşsa doğacak çocuk kızdır diye kabul edilirdi. Bu sebepten olacak, doğumdan sonraki karşılaşmalarda, doğan çocuğun cinsiyeti sorulunca, ya sağ elin işaret ve orta parmakları ile kesme hareketi yapılır, ya da tek sözcükle, “makas” diye cevap verilirdi.

Ya çocuk oğlan olacaksa?

  • Üzeri örtülü yerlerden tuz olan yere oturursa (bazı bölgelerde tuz yerine bıçak konur) o zaman bıçak olan yere oturursa, doğacak çocuk erkek olacak diye kabul edilir.
  • Gebe kadının yüzü güzelleşmiş ise,
  • Gebe kadının hareketleri rahat ve uyumlu ise,
  • Gebe kadın tuzlu yiyeceklere arzu duyuyorsa,
  • Gebe kadın kavruntu kokularından rahatsız olmuyorsa,
  • Gebe kadın huzurlu ise,
  • Çocuk erken seyirmiş ise
  • Gebe kadının karnı, öne doğru sivrilmiş ise,
  • Gebe kadının ağzında bir değişiklik olmamışsa,
  • Gebe kadının meme uçları koyulaşmışsa,
  • Gebe kadının karnı öne, başı arkaya doğru gitmişse,
  • Gebe kadının vücudu, gebeliğin gerektirdiği kadar kalınlaşmamışsa, köy deyişi ile “et tutmamışsa”.
  • Doğum geç kalmışsa,

doğacak çocuk erkektir diye kabul edilirdi.

Bunun yanında sırt üstü yatırılan gebe bir kadının karnı ikiye ayrılıyorsa, kadının ikiz doğuracağı kabul edilirdi.

Oğuz M. Yorgancıoğlu “Kıbrıs Türk Folkloru” (2000) Kitabı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir