Bizden evvelki nesiller, evi nasıl düzenler, nasıl evlenirlerdi?

Köylüler arasında bir laf vardır. “Giz gundagda, cehiz sandıkda” derler. Kanımca köy erkeklerinin fazla çocuklarını oğlan istemelerinin başlıca sebebi de budur. Çünkü kız çocuğu sahibi ana, kızı daha bebek yaştayken sandığın bir köşesinde çeyiz biriktirmeğe başlar. Bunları, ya köy köy gezip öteberi satan bohçacı kadınlardan veya her kasabaya inişte gücünün yettiği kadar, çarşıdan alır. Azar azar biriktirir. Tabii bunlar para ile olur. Satın alınan eşyalar, bakır kap kaçak, cam eşya, porselen eşya altın ve altından mamul süs eşyası, elbiselik v.s.dir. Cam eşya kadeh takımları, vazo gülümdan, içki takımları, şerbet takımlarından meydana gelirdi. Kap kaçak ise, mali duruma göre bakır kazan, tencere, sini, tava, tas, güğüm, ibrik, sürtecek, kevgir, kepçe v.s. olurdu. Süs eşyaları bilhassa altın (lira, bendo, beşibirlik) bilezik (düz veya burma) göğüs ve baş iğneleri, gerdanlık ve çeşitli yüzüklerden meydana gelirdi. Porselen eşya ise lamba, çeşitli yemek ve kayık tabakları, süs tabaktan, topraktan ve sırlı vazolar idi. Ve raflara dizilirdi. Bu eşyaların yekunu büyük bir para tutardı. Ama azar azar alındığı için külfet teşkil etmezdi. Tabii kız bir taneden fazla mesela iki üç tane olursa o aile her birine ayrı ayrı hazırlamak zorundaydı. Bu ise kelimenin tam manası ile külfetti. Ama ne olursa olsun azar azar biriktirme takdire şayan bir yoldu. Çünkü gelinlik çağına gelmiş her genç kızın çeyizi hazırdı. Geriye bir “pırtı” kalırdı. Pırtı karyola dolap, camlık (vitrin), boro, masalar, kanepe ve sandalyeler idi. Bunlar mutlaka düğün öncesine bırakılırdı. Güvey nasıl arzu ediyorsa veya başka yere taşınmak gerekirse, ona göre ayarlanıp “pırtı biçtirilirdi”.

Yatak takımlarına, örtülere, yer döşemelerine para verilmezdi. Anne “böcü dutar” (ipek böceği besler), bundan “güğül çıkarır”, tezgâha verip, idare, bürüncük ve şal dokuturdu. Yatak ve yorgan örtüleri bunlardan yapılırdı Kışın kullanılmak üzere yün bükülür, (eğirilir), yine tezgaha verilip ihram dokutulurdu. Tezgâhta dokunan diğer bir ev eşyası ise kilimdi. Kilim bugünün halı vazifesini görürdü. Anne elbise artıklarını atmaz, şeritler halinde kesip saklar, yeterince birikince de verip dokuturdu. Bu kilimler yatak ve misafir odalarının altına serilirdi. Yataklar için gerekli malzeme yündü. Köylü her sene kendi koyunlarından bir iki hayvanın yününü seçip ayırır, zamanla da yataklara yetecek kadar yün kendiliğinden birikmiş olurdu. Yorganlar ise düğün hazırlıkları sırasında düşünülürdü. Ekseriyetle yorgancılar eve çağrılır ve güzel örnekli “gelinnik yorganlar” diktirilirdi. Yatak örtüleri, yastık zarları (kılıfları) masa-örtüleri, perdeler, namsiye ve yatak çevresindeki tenteler ya anne veya bizzat kız tarafından işlenir, bohçalanırdı. Böylece gelinlik çağına gelmiş her genç kızın çeyizi, köylü deyişi ile “bir tamam” hazırlanmış olur, artık kısmetlisini beklerdi.

Oğuz M. Yorgancıoğlu “Kıbrıs Türk Folkloru” (2000) Kitabı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir