‘Kahramanlik Hikayeleri’ kategorisi içerikleri

Peyaya Nerden Gidilir

Çıralıköy’de çok ilginç bir hikaye anlatılır. Şöyle denir;
Türklerin Kıbrıs’ı fethetmelerinden kısa bir süre sonra Anadolu’dan gelip Peya’ya yerleşen bir ailenin oğlu o kadar gelişmiş, güçlenmiş yiğit olmuş ki namı etrafı tutmış. Hatta Dipbaf’tan gidip gelen kayıklar vasıtası ile namı Anadolu’ya uzanmış. Anadolulu namlı bir yiğit “varayım bakalım bu yiğit söylendiği kadar var mı?” demiş ve kalkıp gelmiş. Dipbaf-Peya arası yol eskiden deniz kenarı idi ve beş mil kadar bir yoldu. Yolu sormuş, göstermişler ve yola düzülmüş. Lemba köyünün alt tarafında bir çiftçi görmüş. Selam vermiş karşılık almış. Yanına yaklaşmış zembilinden aldığı buğdayları sıkıp eritmiş unu fak etmiş.

- Nedir ektiğin, kolay gelsin demiş. Çift süren ise;

-  Buğday ekiyorum diye cevapta bulunmuş, görmüyor musun?

-  Yanılıyorsun ahbap demiş öteki, buğday değil un ekiyorsun. İnanmıyorsan bak. Ve elinde un ufak olmuş buğdayı göstermiş. Yerli yiğit coşmuş ona bir güzel ders vermek istemiş ama durup dururken olmaz, bir çare düşünmeğe koyulmuş. Onun bu düşünceli halini gören Anadolu’lu yiğit gülerek devam etmiş.

-  Neyse bana Peya’nın yolunu göster de gideyim, yolcu yolunda gerek. Makalenin tamamını oku »

Yeğenim

Akarsu köyünde şöyle bir hikâye anlatırlar;

Bir zamanlar babadan yetim bir çocuk varmış. Dul anası durmadan çalıştığı halde gene de zor geçinirlermiş Çok geçmeden anası da ölmüş. Ortada kalakalmış. Allah kimseyi düşürmesin. Yetiştiren dövmeye, zorla iş yaptırmağa başlamış. İş yaptığına değil de dövülmeğe, sövülmeğe, alay konusu olduğuna yanarmış. Buna tahammül edemez olmuş. Adı unutulmuş. Herkes ona güya acırmış gibi “Yeğenim” diye çağırmağa başlamış. (Bu sözde kayırma anlamı var ama, tam ters anlama da gelir.) Delikanlılık çağında alaylar devam etmiş. Nihayet bir gün dayanamayıp ellerini havaya kaldırmış ve;

-Allah’ım, demiş beni herkese oyuncak ettiğin yetmez mi? İş yapmaktan usanmıyorum. Ama alay konusu olmaktan, herkesten dayak yemekten artık canıma tak dedi. Bana öyle bir kuvvet ver ki düşmanlarımın hakkından geleyim.

Duaları kabul olmuş. Benliğini görünmez bir kuvvet kaplamış. Bunun farkına varmayıp sataşmak isteyenleri teker teker haklamış. Bunu kabul edememişler. Onu ortadan kaldırmak istemişler, birleşmişler. Bir gün tepede sığır güderken öldürmeğe gitmişler. Daha yamaçta iken bunları görmüş, uzaktan bağırmış.

-  Sakın gelmeyin, yoksa hepinizi öldürürüm. Aldırmamışlar. Bir daha seslenmiş. Onlarsa küfürle karşılık vermişler. O da yaradana sığınıp koca bir kaya almış. İki eliyle kaldırıp başının üstünde tutmuş; son defa sormuş;

- Kaçacak mısınız?

Gene küfürle karşılaşınca;

-  Artık günah benden gitti demiş ve kayayı üzerlerine doğru fırlatmış, hepsini ezmiş. Zamanla bu kayanın üstünde çalılar azganlar bitmiş. Ama bu bitkilerin gövdelerinin kabuğu, ezilenlerin kanını emdiği için kırmızı kahverengi bir renkteyimiş.

NOT: Mevzu bahis kaya Akarsu köyünün kuzey batısında, köye birbuçuk mil kadar uzaktadır. Bir dönümlük kadar bir arazi kaplar. Rumca “Goççinorostso” Kırmızı taş adı ile bilinir. Meteor olması ihtimali vardır. Koyu kırmızı renkte, çok serttir. Çatlamış kısımlarında güneş altında parlayan kristaller göze çarpar.

Oğuz M.Yorgancıoğlu ”Kıbrıs Türk Folkloru” (2000) Kitabı

Kasaboğlu

Çatozlu Maneli Fatma (Fatma Ali) ile Koca Kerim Hüseyin Veled’e göre Osmannının son dönemlerinde halka sık sık ağır vergiler konmaktadır. Halkın bu ağır vergileri ödeyecek takatı kalmamıştır. Ama bir türlü sesini çıkaramaz. Çatoz’da da dört tane cesur babayiğit vardır. Bunlar Kasaboğlu, Narçoğlu, Dervişoğlu ve Palyoş’tur. Usdaları Kasaboğlu’dur. Vergi vermedikleri gibi halkı da vergi vermemek için dürteller. Adanın paşası bunnara elçi yollar vazgeçsinner, halka kötü örnek olmasınnar deye. Bunnar vazgeçmez ası durullar. İşi İsdanbol’a padişaha bildirmişler. Haklarında idam hükmü çıkmış.

Köyde kırk dane atlı varmış. Her cuma camiye halkınan baraber bu atlılar hem bu babayiğitler da gidermiş. Bir cuma gün zapdiyeler köyün etrafını sarmış. Elçi gelmiş gene. Teslim olun berkim sizi bağışlallar, demiş bunnara. Gabul etmemişler. Elçi dönüp gitmiş. Ama gitmesiynan zaptiyeler köyü top ateşine dutmuşlar. Hayvannar ürkmüş, insannar gorkmuş. Atlılar çıkarkandan atlar

a atlayıp mahmuzlamışlar. Ama hayvannar bağlı gidemezler.. zart.. zort.. osurmaya başlamışlar. Halk gaçmış. Babayiğitlerden üçünü yakalayıp şehere götürmüşler. Soradan idam etmişler. Kasaboğlu kaçmış o ara. Kargadüzündeki mağralara saklanmış. O gün bu gündür, top atılan düzlüğe Topyatağı, Çatozlulara da beygirosurdan deniliyor.

Bir zaman sonra yerini tesbit edip kasaboğlu’nu yakalamışlar. Eline kelepçeleri vurmuşlar. Köyün içinden geçip şehere mapısa götürecekler. Kasaboğlu çok yakışıklı ve da gururlu ve da nişannı.

-Beni köyün içinden geçirmeyin, der..

-Olmaz, deller, sen artık teslimsin, sözün geçmez.

-Nişanının beni böyle görsün istemem. Der

-Bizi ilgilendirmez, derler.

-O zaman beni burada öldürün, bu zilleti yaşatmayın der. Bir adım daha gitmem..
Kasaboğlu’yla uğraşmaktan bıkan zaptiyeler onun duygularını anlamak istemezler. Onu sürükleyip götürmek islerler. Köyü üstlen seyreden bir tepeciğe gelince Kasaboğlu var gücüyla karşı kor. Zaptiyelerden biri atından ener ve;

Makalenin tamamını oku »