‘Çocuk Sahibi Olmak’ kategorisi içerikleri
Ninni – Nenni
Dünyada canlı varlıkların en güçlüsü insanlardır. Tüm hayvanlara, bitkilere, hatta doğaya hükümrandırlar. Nehirlerin önünü kapatır, baraj yapar ve suyu doğal akış yönünden ayırıp kendi istediği yöne doğru akıtır. Denizin önüne set çeker gemileri dalgalardan korur. Paratönerle yıldırımı etkisiz hale getirir. Hastalığa yakalanıp ölüm noktasına gelen kişileri iyileştirir. Kişiden kişiye organ nakli yapar. Ve bugün çok daha ciddi bir genetik olay gündeme geliyor. Herhangi bir canlıdan alınan tek hücreden, klonlama yolu ile o canlının kopyasını (ikizini) yaratabiliyor.
Ama hayatının ilk on beş yılında öyle midir? Bu kadar güçlü müdür? Pek de değil… Diğer canlılar doğduktan bir kaç saat sonra ayağa kalkmayı, beslenmeyi becerdikleri halde insan yavrusunu ağlamaktan, viyaklamaktan başka bir şey yapamaz. Elinden bir şey gelmez. Onun için özel bakım ve özel ilgi gösterilir insanoğluna. İlk sütü emdikten yani karnını doyurduktan sonra üşüyüp hasta olmasın diye sıkı sıkıya sarılır. Belli zaman aralıklarında tekrar tekrar emzirilir. Altı temizlenir. Anası, çocuğuyla iletişim kurabilmek için, onun kulağına hoş gelecek sözcükler söyler.
Bölgelere göre bu sözlere ninni – nenni denir.
Ninniler çocuğun manevi gıdasıdır. Onun ruhuna huzur verir. Belki de annesini, annesinin kendine duyduğu sevgi ve yakınlığı bu ninnilerde tanır. Ninniler ayni zamanda çocuğun ana dilini belirleyen sözcük yumaklarıdır. Son yıllarda dil konusunda yapılan araştırmalarda, bir yaşından küçük çocukların bu dönemde öğrendikleri dili asla unutmadıkları ve bu dilin onların “ana dilini” oluşturduğu tesbit edilmiştir.
Kıbrıs Türk toplumunda pek zengin bir ninni birikimi yoktur. Annelerin çoğu, çocuğuna ninni söyler ama ninnilerin sayısı bellidir. Kullanılan isimlere bakarsak, söyledikleri bölgeleri belirlemek bile mümkündür.
Akmasın da Kannı dere akmasın
Yavruma da vuran eller gakmasın
Ee eee yavruma nenni
Uyusun da böyüsün nenni
Ee eee gızıma nenni
Uyusun da büyüsün nenni
Tıpış tıpış yörüsün nenni.
deyişi Lefkoşa ve Kanlıdare’nin geçtiği bölgelerde söylenen bir nennidir ve heycanlı bir annenin çırpınışlarını açıkça göstermektedir. Yabancılara karşı yavrusunu koruma isteği, acele tarafından büyüyüp kendi ayakları üstüne durma arzuları ne kadar da belirgindir.
Kıbrıs’ta söylenen ninnilerin en yaygın olanı,
Dandini dandini dasdana
Danalar girmiş p(b)ostana
Kov desdeban (t)danayı
Yemesin lahanayı
Ee eee eeee nenni
Ee eee eeee yavruma nenni
ninnisidir. Tüm Kıbrıs’ta söylenir.
Uyusun da böyüsün nenni
Tıpış tıpış yörüsün nenni
Böyüsün adam olsun nenni
Evlensin çocuğu olsun nenni
Ee eee yavruma nenni
Ee eee oğluma nenni!
***
Bağda gezer bağcı baba
Arkasında yeşil aba
Himmet et yavrum böyüsün
Zindandaki Cafer Baba
Ee eee yavruma nenni
Ninnisinde ermişlerden, manevi güçlerden yardım isteyen Girne’li bir ananın yalvarışları vardır.
Bahçelerde lahana
Keskim goydum sahana
Ben ömrümde görmedim
Böyle kafir gaynana.
Ee eee gızzıma nenni!
Ninnisinde olduğu gibi kaynanaya veriştiren gelin-kaynana çekmezliğini dile getiren ninnilere de rastlanır.
Ee eee dedim oğluma
Onu sardım goynuma
Uyusun da böyüsün
Mekdeplerde okusun
Ee eee oğluma nenni!
Günümüzde yapılan araştırmalarda, çocuklar uyurken büyüdüğü gerçeği tesbit edilmiştir. Tıpkı bu ninnideki gibi. Bu da ninnilerimizin gerçekleri yansıttığını gösteren kıvanç verici bir durumdur.
Çok yaramazlık eden, bir türlü uyumayan annesini çok yoran bir çocuğu ninni ile korkutmanın güzel bir örneği var karşımızda şimdi de,
Nenni derim sallarım
Artık düşdü gollarım
Uyumaz benim oğlum
Şimdi bubasını yollarım
Ee eee oğluma nenni!
Kocasını her yönden beğenen, ona hayranlık duyan bir ananın, oğluna babasını örnek göstermesi ve bunu ninni ile dile getirmesi çok ilgi çekicidir.
Nenni derim edasına
Gızlar gelsin odasına
Oğlum benzer bubasına
Nenni oğluma, nenni
Ee eee yavruma nenni!
Bir başka anne çocuğunu yetenekli bulduğu değerli saydığı için olacak, onu, daha bebekliklerde iken bir padişah gibi kabul edip önünde eğilip, onu idareciliğe hazırlıyor..
Hoş gakdın hoş üstüne
Çık otur köşk üstüne
Ne istersan vereyim
Sen söyle (her emrin) baş üstüne!
Bir diğer anne oğluna tek bir konudaki duayı yeterli bulmayıp, hayatının her savhası için duada bulunuyor ninni ile;
Ee eee eee!
Uyusun da böyüsün nenni
Tıpış tıpış yörüsün nenni
Mehdebe gitsin nenni
Böyüsün da adam olsun nenni
Evlensin çocuğu olsun nenni
Ee eee yavruma nenni
Ee eee oğluma nenni!
Kısacası ninni, annenin çocuğu ile ruhunu yücelttiği ahenkli bir söz ve ezgi yumağıdır. Nenni ile yetişen çocukların ruh sağlığı tamam, gönülleri huzur doludur. Mutlu ve başarılı olmalarını istiyorsak çocuklarımızı ninnisiz büyütmeyelim.
Oğuz M. Yorgancıoğlu ”Kıbrıs Türk Folkloru” (2000) Kitabı
Doğum Günü Kutlamak
1974′lü yıllara kadar Kıbrıs TÜrkleri arasında doğum gününü kutlamak alışkanlığı yoktu. Yalnızca Hz. Muhammedin doğum günü olan Mevlid günü ile Atatürk’ün ölüm günü 10 Kasım bilinir, yalnız bu iki günde etkinlikler yapılırdı. 1963 olaylarından sonra dar bölgelere sıkışıp kalan insanımız yapacak iş bulamadığı için olacak doğum günü kutlamalarına (onu da tek tük) başladı. Ve bu alışkanlık kısa zamanda yayıldı. Başlangıçta ev içinde annelerin yaptığı bir pasta ile limonata hazırlanır, çocuğun arkadaşları çağrılırdı. Pasta, alkışlarla kesilir, gelenlere dağıtılırdı. Çağrılanların sayısı da sekiz-on kişiyi geçmezdi.
Yetmişli yıllarda artık pasta evde yapılmaz oldu. Pastacılara ısmarlandı. Üzerine süslemeler yapıldı. Nice yıllara …………. yazısı yazılır oldu. Doğum tarihi eklendi. Hazırlanan pastanın üzerine doğumu kutlanan kişinin yaşı kadar mum konup yakılır. Pasta sahibi alkışlarla üfleyip mumları söndürür, pasta ondan sonra kesilip dağıtılır. Yanında da meşrubat verilir.
1985′li yıllardan bu yana işler uygulamalar daha da genişlik kazandı. Artık bir pasta yetmez oldu.
Evde emek sarfetmekten de vazgeçildi. Herşeyi ısmarlayıp yaptırmak moda oldu. Zeytinli, pilavuna, tuzlu kurabiye, susamlı ve pasta gündeme geldi. Bunlar plastik tabak içinde, meşrubat da plastik kadehte sunulur oldu. Mum söndürme seyreldi. Davetliler 40-50 kişiye çıktı. Davetlilerin hediyeler vermesi alışkanlık haline geldi. Hediyelerin miktarı ve değeri davetlinin maddi gücüne göre değişti. Evden taştı, gazinolar kapatılır oldu. Artık yalnız küçük çocuklar değil, yetişkinler de doğum günü kutlar oldu. Ama evdeki gibi masum bir kutlama değil, gazino ortamında ve 18-22 yaşının verdiği serbestlikle. Kısacası masumane başlayan yaş günü kutlamaları günümüzde çığrından çıkmış, ekonomik gücü sınırlı aileler için yük, zengin aileler içinse kaygı kaynağı olmuştur.
Yaş günü veya doğum gününü kutlamak gerekli midir?Faydalı mıdır? Zorunlu mudur? Bu davranışı ortadan kaldırmak bugün imkansız gibi görünüyor. Ama kontrol altına alınması kaçınılmaz hale geldi. Çünkü
- Ailelere ağır maddi külfet getirdi.
- Gençler arasında rekabet vesilesi durumuna geldi.
- Maddi gücü yeterli olanlar doğum günü kutlamasını vesile edip, sigara, içki ve uyuşturucuya bulaştı. Bu olumlu bir davranış değildir. Bu sebeple, hatırlanmak güzel bir şey olmakla birlikte belli bir yaştan sonra sadece aile arasında kutlanmasında fayda vardır.
Çünkü çocuk
- Kendine değer verildiğini, hatırlandığını hisseder.
- Arkadaşları ile paylaşmayı (maddi varlığı, kederi, sevinci) öğrenir.
- Arkadaşlarından hediye aldığı gibi, onlara hediye vermeyi de öğrenir. Sosyal alışkanlıklar edinir.
- Her yaş gününde çekilen resimleri onun fiziki gelişimini gösteren belgeler olarak ortaya çıkar. Bu gün gazetelere verilen ilanlar doğum günü etkinlikleri çerçevesinde kabul edilebilir.
Oğuz M. Yorgancıoğlu ”Kıbrıs Türk Folkloru” (2000) Kitabı
Çocuğu Sürmelemek
1960’lı yıllara kadar, çocuğun saç rengi ne olursa olsun sürmelenirdi. “Sürme” basit bir metotla anne tarafından yapılırdı.
Bir mum alınıp yakılır. Temiz bir tencere kapağı veya metal kap mumun ateşine tutulur. Ateşin isi birikince bıçak ile kazınır ve önceden hazırlanan bir kamış boğumuna doldurulur.
Düzgün kamıştan az uzun boyda bir de odun alınır. Ucuna biraz pamuk sarılıp sıkıca bağlanır. İs kamışın boşluğuna konur. Pamuklu uç da kamışın içine konur. Böylece meydana gelen takıma “sürmelik” adı verilir. Her sabah yüzü yıkandıktan sonra çocuğun kaş ve kirpikleri sürmelenir, kara kaşlı olmasına çalışılırdı.
Oğuz M. Yorgancıoğlu ”Kıbrıs Türk Folkloru” (2000) Kitabı