<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kıbrıs'a Bakış &#187; Kıbrıs Türk Yaşamı</title>
	<atom:link href="http://www.kibrisabakis.com/category/kibris-turk-yasami/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kibrisabakis.com</link>
	<description>Kıbrıs Türk Ağeli</description>
	<lastBuildDate>Fri, 20 Jan 2012 20:35:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Nazar Değmesi (Göz Dutması-Gözdaşı) ve Nazar Boncuğu</title>
		<link>http://www.kibrisabakis.com/nazar-degmesi-goz-dutmasi-gozdasi-ve-nazar-boncugu?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=nazar-degmesi-goz-dutmasi-gozdasi-ve-nazar-boncugu</link>
		<comments>http://www.kibrisabakis.com/nazar-degmesi-goz-dutmasi-gozdasi-ve-nazar-boncugu#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Jun 2009 09:25:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Volki</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sahibi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs Türk Yaşamı]]></category>
		<category><![CDATA[göztaşı]]></category>
		<category><![CDATA[gözü tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs nazar]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs nazar değme inanışı]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs nazar değmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs Türk kültüründe nazar]]></category>
		<category><![CDATA[nazar boncuğu]]></category>
		<category><![CDATA[nazar değmesi]]></category>
		<category><![CDATA[nazardan sakınmanın yolları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kibrisabakis.com/?p=793</guid>
		<description><![CDATA[Medeniyet ve bilmin bunca geliştiği günümüzde bile çok geniş insan kitleleri &#8220;Nazar Değmesi&#8221; kıbrıs ağzı ile &#8220;Göz Dutması&#8221; inanışı vardır ve oldukça yaygındır. Bu inanış boş bir düşünce midir? Hiç bir tutarlı yanı yok mudur? Peki ama bin yıllardırbunca insan bu konuda hep yanıldımı? Bu konuda henüz kesin ilmi ispat yapılmamış olmakla birlikte, tesbit edilen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" title="Nazar Boncuğu" src="http://www.kibrisabakis.com/resim/nazar-boncugu.jpg" alt="" width="350" height="417" /></p>
<p>Medeniyet ve bilmin bunca geliştiği günümüzde bile çok geniş insan kitleleri &#8220;Nazar Değmesi&#8221; kıbrıs ağzı ile &#8220;Göz Dutması&#8221; inanışı vardır ve oldukça yaygındır.</p>
<p>Bu inanış boş bir düşünce midir? Hiç bir tutarlı yanı yok mudur? Peki ama bin yıllardırbunca insan bu konuda hep yanıldımı? Bu konuda henüz kesin ilmi ispat yapılmamış olmakla birlikte, tesbit edilen anlatımlardan şöyle bir açıklama &#8211; yorum getirilebilir.</p>
<p>Bugün ilim, insan vücudunda statik elektrik olduğunu kesinlikle saptamıştır. Birbirinden binlerce mil uzakta bulunan insanlar beyin gücü ile iletişim kurabilmektedir. Bazı insanların gözleri-bakışları çok keskindir. Sıradan insanlar o kişilerin gözlerine bakamazlar. Kendilerini çarpılmış gibi hissedip bakışlarını başka yöne çevirirler.</p>
<p>Tarihi devirler içinde bu elektrik gücünü insanları iyileştirmek için kullananlara da rastlanır. Günümüzde bu yol &#8211; yöntemle tedavi uygulayanlar az değildir. Ve bu güce ilmi bir de ad verilmiştir. &#8220;Bio &#8211; Enerji&#8221;</p>
<p>O halde zihin gücünü iletmesini bilen, elektrik gücü yüksek, keskin bakışlı fakat kötü niyetli birisi istediği kişiyi olumsuz yönde etkileyebilir. Bunu kıskançlık ve hayranlık yüzünden yapabildiği gibi, ihtiras yüzünden de yapabilir. Nitekim halk arasında anlatılan olaylar hep bu yöndedir. Bu kişilerin &#8220;Gözü Tutar&#8221; diye kabul edilir. Gözü dutar diye kabul edilen insanlar iri ve mavi gözlü, hafif seyrek dişli, beyaz-sarışın tenli ve kesin kem bakışlı olarak tarif ediliyor.<span id="more-793"></span></p>
<p>Nazara uğrayan insanlar yalnız yetişkin insanlar değildir. Çocuklar da kurtulmaz bu musibetten. Nazara uğrayan çocuklar önce ağlamaklı olurlar. Sonra yemekten kesilirler. Ardından da hastalanır ve zayıflayıp ölürler, diye kabul edilir. Nazar değmesi veya göz dutmasını önlemek için şu yollara başvurulur.</p>
<ul>
<li>Çocuk yürüyene kadar başlığına, bir altın ve bir gözdaşı aynı yerde iliştirilmiş tutturulurdu.</li>
<li>Çocuğun elbisesinin görünmeyen bir yerine muska asılırdı.</li>
<li>Çocuk her gün zeytin dalı ile buharlanırdı.</li>
<li>Çocuğun beşiğine / yatağına / salıncağına nal ve nalın ortasına da gözyaşı asılırdı.</li>
<li>Çocuğun yattığı odanın duvarına, içinde yılan bulunan ispirto dolu bir şişe asılırdı.</li>
<li>Çocuk, gözü dutanlardan sakınılırdı.</li>
<li>Çocuğa iç çamaşırı ters giydirilirdi.</li>
</ul>
<p>Bütün tedbirlere sağmen göze gelmiş &#8211; nazar değmiş çocukları kurtarmak için başvurulan yöntemlere gelince:</p>
<ul>
<li>Köy yerlerinde gözü dutanlar belli idi. Herkesçe bilinen bu kişilere gidilip çocuğun durumunu anlatılırdı. Bu uygulama ile o kişinin beynindeki olumsuzlukların dağılacağına ve böylece çocuğun kurtulacağına inanılırdı.</li>
<li>Kurşun dökülürdü</li>
<li>Nefesi güçlü hocalara okutulur, muska yazdırılırdı.</li>
<li>Zeytin yaprağı ile buhurlanırdı.</li>
<li>Çocuğun alnı, karayağ sürülerek, içten dışa doğru iki başparmakla ovulurdu.</li>
<li>Giriş kapılarının üstüne atnalı, içine yılan konmuş bir şişe veya bir çift boynuz asılırdı. Böyle yapınca, kem nazar sahiplerinin dikkatinin dağılacağına ve olumsuz etkilerinin azalıp yapamayacaklarına inanılırdı.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kibrisabakis.com/nazar-degmesi-goz-dutmasi-gozdasi-ve-nazar-boncugu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gelin Kınası</title>
		<link>http://www.kibrisabakis.com/gelin-kinasi?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gelin-kinasi</link>
		<comments>http://www.kibrisabakis.com/gelin-kinasi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Jun 2009 21:58:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Volki</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik-Düğün]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs Türk Yaşamı]]></category>
		<category><![CDATA[gelin kınalamak]]></category>
		<category><![CDATA[gelin nasıl kınalanır]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs gelin kınası]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs kına gecesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kibrisabakis.com/?p=733</guid>
		<description><![CDATA[Gelin kınası veya gelini kınalamak gerdek gecesinden bir gece önce olur. Buna &#8220;Kına Gecesi&#8221; denir. Kına gecesi güvey bir tepsi içinde yoğurulan kına ve çalgı eşliğinde kahveye getirilir. Kınaya batırılmış, yanar vaziyette pek çok mum vardır. Tepsi bir masaya konur. Güvey masanın önüne oturtulur. Sağdıçlar güveyin sağ elini kınalayıp kırmızı bir tülbentle bağlar. Seyirciler kına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" title="Geline Kına" src="http://www.kibrisabakis.com/resim/kina-gecesi.JPG" alt="" width="466" height="310" /></p>
<p>Gelin kınası veya gelini kınalamak gerdek gecesinden bir gece önce olur. Buna &#8220;Kına Gecesi&#8221; denir. Kına gecesi güvey bir tepsi içinde yoğurulan kına ve çalgı eşliğinde kahveye getirilir. Kınaya batırılmış, yanar vaziyette pek çok mum vardır. Tepsi bir masaya konur. Güvey masanın önüne oturtulur. Sağdıçlar güveyin sağ elini kınalayıp kırmızı bir tülbentle bağlar. Seyirciler kına tepsisini işler. Bu paralar güveyindir.</p>
<p>Kısa bir müddet bekletildikten sonra kına tepsisi sağdıçların gözetiminde ve çalgı eşliğinde gelin evine gönderilir. Bu kez aynı kınadan gelinin sağ eli ve sol ayağı kınalanır. Sağ el kırmızı bir tülbentle, sol ayak da beyaz bir mendille bağlanır. Bu kına üç gün bekletilmez. Ertesi gün açılır.<span id="more-733"></span></p>
<p>Kınası yakılan gelin ortada olmak üzere etrafında yedi genç kız oynayarak dönmeğe başlarlar. Ellerinde kırmızı tülbentle örtülü bir desti vardır. Her bir tur dönüşte desti el değiştirir. Yedinci tur tamamlanınca desti yere vurulup kırılır. Kırılmaması halinde bu uğursuzluk sayılır. Önemli olan kırılmasıdır.</p>
<p><img class="alignnone" title="Kına Gecesi Gelin" src="http://www.kibrisabakis.com/resim/kina-gecesi1.jpg" alt="" width="446" height="334" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kibrisabakis.com/gelin-kinasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Altı Aylık Kınası</title>
		<link>http://www.kibrisabakis.com/alti-aylik-kinasi?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=alti-aylik-kinasi</link>
		<comments>http://www.kibrisabakis.com/alti-aylik-kinasi#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Jun 2009 21:26:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Volki</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sahibi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs Türk Yaşamı]]></category>
		<category><![CDATA[altı aylık bebek nasıl kınalanır]]></category>
		<category><![CDATA[altı aylık çocuk kınalamak]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk kınalamak]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs çocuk kına yakma]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs çocuk kınalamak]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs kültüründe çocuk kınalamak]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs Türk çocuk kınalamak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kibrisabakis.com/?p=715</guid>
		<description><![CDATA[Çocuk altı aya basınca, artık çevresini, renkleri, olayları algılamaya &#8211; yorumlamaya başlar. İslam inanışına göre insanlar iyilikleri genelde sağ elleri ile işlerler. Onun için sağ omuzda görevli melek iyilikleri, sol omuzda görevli melek de kötülükleri yazar. Kınası yaklacak çocuk yıkanıp temizlenir. Bir kapta yoğrulan kına, bir sele veya sininin ortasına konur. Kınanın etrafına da kuruyemiş, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" title="Altı Aylık Kınası" src="http://www.kibrisabakis.com/resim/alti-aylik-kina.jpg" alt="" width="311" height="411" /></p>
<p>Çocuk altı aya basınca, artık çevresini, renkleri, olayları algılamaya &#8211; yorumlamaya başlar. İslam inanışına göre insanlar iyilikleri genelde sağ elleri ile işlerler. Onun için sağ omuzda görevli melek iyilikleri, sol omuzda görevli melek de kötülükleri yazar.</p>
<p>Kınası yaklacak çocuk yıkanıp temizlenir. Bir kapta yoğrulan kına, bir sele veya sininin ortasına konur. Kınanın etrafına da kuruyemiş, lokum, bazı bölgelerde narlı golifa ve kuru incir konur.</p>
<p>Okuyucu kadın çocuğu kucağına alır. Diğer davetliler okuyucunun etrafında halka olup oturur. Okuduğu sırada çocuğun sağ elini kınalar, avcunu yumar ve kırmızı bir mendile bağlar. Ardından sol ayağını kınalar ve beyaz bir mendile bağlar. Kınalama, bazı bölgelerde &#8220;kına yakma&#8221; <span id="more-715"></span>tamamlanınca davetliler, kap içinde bırakılan kınaya madeni paraları dikey olarak koyarlar. Bu parayı koymak işlemine &#8220;işlemek&#8221; veya &#8220;kınasını işlemek&#8221; adları verilir. İşledikten sonra davetliler sunulan yiyecekleri alıp yerler. Bu yiyeceklerle şerbet ve çay ikram edilirdi. Bu gün bunların yerine çeşitli pasta ve meşrubatlar ikram ediliyor.</p>
<p><img class="alignnone" title="Çocuk Altı aylık kınası" src="http://www.kibrisabakis.com/resim/alti-aylik-kina1.jpg" alt="" width="492" height="366" /></p>
<p>Kınalanan el üç gün bağlı kalır, ondan sonra çözülüp açılır. Açıldığı an çocuğun eli babasının cebine sokulur, cepten para alması sağlanırdı. İnanışa göre iyilik meleğinin şahitliğin (gözetiminde) kınalı elle, helal para (baba parası) almak, hem çocuk hem de babaya uğur ve bolluk getirirdi.</p>
<p>Sol ayağın kınalanması ise, o ayağın da yanlış işler yapmasını engellediği inanılırdı.</p>
<pre>Fotoğraf: melekduru</pre>
<p><span style="font-size: 7.5pt; line-height: 125%; font-family: &quot;Geneva&quot;,&quot;serif&quot;;">Oğuz M.Yorgancıoğlu ”Kıbrıs Türk Folkloru” (2000) Kitabı</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kibrisabakis.com/alti-aylik-kinasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Diş Çıkarma</title>
		<link>http://www.kibrisabakis.com/dis-cikarma?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=dis-cikarma</link>
		<comments>http://www.kibrisabakis.com/dis-cikarma#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Jun 2009 21:04:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Volki</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Sahibi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs Türk Yaşamı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk diş çıkarma]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk ilk diş]]></category>
		<category><![CDATA[diş çıkarma]]></category>
		<category><![CDATA[diş değişmesi]]></category>
		<category><![CDATA[diş golifası]]></category>
		<category><![CDATA[golifa]]></category>
		<category><![CDATA[gollifa]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs diş çıkarma]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs kültüründe diş çıkarma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kibrisabakis.com/?p=705</guid>
		<description><![CDATA[İnsanoğlu dişsiz doğar. Ancak altı aylık olunca ön dişleri tek tek bitmeğe başlar. Dişler bitmeden damak içinde beyazlık olarak belirir. Diş bitmesi, dişin damak dışına çıkması demektir. Bu olay her çocukta ayni şekilde gerçekleşmez. Bazılarında rahat gerçekleşirken bazılarında ağrılara, sancılara sebeb olur. Çocuk durmadan ağlar. Diş Golifası töreni çocukla ilgilenmek, ağlamasını önlemek içindir. Aslında onun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" title="Çocuk diş çıkarması" src="http://www.kibrisabakis.com/resim/dis-cikmasi.jpg" alt="" width="496" height="330" /></p>
<p>İnsanoğlu dişsiz doğar. Ancak altı aylık olunca ön dişleri tek tek bitmeğe başlar. Dişler bitmeden damak içinde beyazlık olarak belirir. Diş bitmesi, dişin damak dışına çıkması demektir. Bu olay her çocukta ayni şekilde gerçekleşmez. Bazılarında rahat gerçekleşirken bazılarında ağrılara, sancılara sebeb olur. Çocuk durmadan ağlar. Diş Golifası töreni çocukla ilgilenmek, ağlamasını önlemek içindir. Aslında onun dişlerinin ağrısız bitmesini sağlamak içindir.<span id="more-705"></span></p>
<p>Golifa (Gollifa) kaynamış buğdaydır. Buğday iyice kaynatılıp pişirilir. Üzerine kavrulmuş susam, nar tanesi, kuru üzüm ve kabuğu soyulmuş badem içi konur. Komşu ve tanıdıklar davet edilir. Bu karışım ikram edilerek, beraberce yenir.</p>
<p>İlk dişin çıktığını gören, çocuğa hediye alır. Bu hediye genelde takım elbise olur. Golifa törenine katılanlar da çocuğa hediye verirleri.</p>
<p>Tören sonunda otuz iki tane buğday tanesi ipliğe dizilip bağlanır ve çocuğun boynuna asılır. Ancak bu otuz iki dişin hepside çocukluk döneminde bitmez. Çocukluk döneminde bitenleri sayısı yirmi sekizdir. Yedi yaşına gelen çocukta bu ilk dişler görevlerini tamamlamış olurlar. Artık tek tek sallanıp çıkmaya, yerlerine yenileri bitmeye başlar. Bir yıl içinde bu işlem biter. Dişi çıkan (değişen) çocuklar, her çıkan dişi alıp dama atar veya basılmayan bir yere bırakır. Her attığı diş için;</p>
<p>-Al kemiği ver demiri, der. Yani yeni bitecek dişin ömür boyu görev yapabilmesi için daha sağlam demir gibi olmasını diler. Bu olaya &#8220;diş değişmesi&#8221; denir.</p>
<p>Ağzın iç tarafındaki son dört diş (ikisi alt, ikisi üst) yirmi iki yaşında biter. Bazı bölgelerde bu dişlere &#8220;deli dişi&#8221; veya &#8220;yirmi ikilik&#8221; denir. Bu dişlerin bitmesi bazan dayanılmaz acılar verir ve müdahaleyi gerektirir.</p>
<p>Değişen bu dişler yine de ömür boyu sürmez çürür veya bozulur. Pek az insanda korunabilse bile yüzde doksanında dişler dökülür. Bu dökülüş belli yaştan sonra yoğunluk kazanır. Değişik yaşlarda mutlaka tamamlanır. Bu gün tıp ilerlemiş, eksilenleri tamamlar konuma gelmiştir. Ama doğal dişlerin ömür boyu korunabileceği bir yöntem bulunamamıştır.</p>
<p>Dişlerin doğal olarak dökülüşünü anlatan bir kaç deyiş tesbit edilmiştir.</p>
<p><strong>Yaş altmış, dişin batmış.</strong></p>
<p><strong>Saç &#8230;  diş &#8230; kuş &#8230;</strong></p>
<p>Bir de Çatozlu (Serdarlı) Naneli Fatma&#8217;dan tesbit edilmiş şu mani, dişlerin dökülüşünün doğal olduğunu, zamanı gelince bundan kaçınılamıyacağını alaylı bir şekilde anlatıyor.</p>
<p><strong>Bahçelerde lapsana</strong></p>
<p><strong>Gız yüzüme baksana</strong></p>
<p><strong>Ağzımda diş galmadı</strong></p>
<p><strong>Mezdekinden yapsana&#8230;</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<pre>Fotoğraf: Naddsy</pre>
<p><span style="font-size: 7.5pt; line-height: 125%; font-family: &quot;Geneva&quot;,&quot;serif&quot;;">Oğuz M.Yorgancıoğlu ”Kıbrıs Türk Folkloru” (2000) Kitabı</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kibrisabakis.com/dis-cikarma/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Köyevi (Aşevi)</title>
		<link>http://www.kibrisabakis.com/koyevi-asevi?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=koyevi-asevi</link>
		<comments>http://www.kibrisabakis.com/koyevi-asevi#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 May 2009 10:46:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köyde Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[aşevi]]></category>
		<category><![CDATA[evlenmek nedir]]></category>
		<category><![CDATA[evlenmek sözü nerden gelir]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs ev]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs evleri]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrısta evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[köyde ev nasıl yapılır]]></category>
		<category><![CDATA[köyevi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kibrisabakis.com/blog/koyde-hayat/koyevi-asevi.html</guid>
		<description><![CDATA[İçinde oturulan yere ev denir. Ancak oturulan derken bir ömür boyu yaşanılan yer, kapalı, dış etkilerden korunmuş yapı anlamlarında kullanılır. Bazı bölgelerde &#8220;Dam&#8221; olarak söylenir. Her bir söz ayni anlama geldiği halde niçin söyleniyorlar acaba? Ve evin önemi neden bu kadar çoktur? İnsanın yaratılışında/mayasında benlik/bencillik duygusu çok esaslı bir duygudur. İnsan her şeyin kendisinin olmasını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İçinde oturulan yere ev denir. Ancak oturulan derken bir ömür boyu yaşanılan yer, kapalı, dış etkilerden korunmuş yapı anlamlarında kullanılır. Bazı bölgelerde &#8220;Dam&#8221; olarak söylenir. Her bir söz ayni anlama geldiği halde niçin söyleniyorlar acaba? Ve evin önemi neden bu kadar çoktur?</p>
<p>İnsanın yaratılışında/mayasında benlik/bencillik duygusu çok esaslı bir duygudur. İnsan her şeyin kendisinin olmasını ister. Başkalarına bağımlı olmak istemez. Kendi hükmetmek veya başkası ile sınırlı-paylaşmak ister. Bunun yolu ise durumu başkalarına göstermemektir. Yaşı yeten ve kendini güçlü hisseden genç erkek hemen komşu kıza seslenir.<br />
Yan yanadır damımız<br />
Çifte yanar mumumuz<br />
Söyle bana komşu kız<br />
Ne zaman düğünümüz?</p>
<p>Kız da zaten ayni duygu ve arzular içindedir. Cevabı yetiştirir hemen.</p>
<p>Beyaz gül deste deste<br />
Beni anamdan iste<br />
Eğer anam vermezsa<br />
Git da bubamdan iste</p>
<p>Kızdan olumlu cevap alan oğlan hemen anasına koşar. Çünkü onu en iyi anlayan anasıdır. Nazını çeken de anasıdır. Onun için yüksekten atar.<br />
<strong> </strong>Bazar deller çarşıya<br />
Galdık garşı garşıya<br />
Ya gız bul da evlendir<br />
Ya gaçacam Garşı&#8217;ya</p>
<p>diye kestirir. Ana hemen alttan alır.&#8221;Aman oğlum, der,  neler oldu? Göğnün kime düşdü? O zaman oğlan açıklama yapar. Ana, durumu babaya bildirir.&#8221;aman oğlumuz gaçmasın &#8220;der babayı ikna eder. İkisi birlikte gereğini düşünürler.</p>
<p>Öte taraftan kız mutludur. Türküler maniler söyler. Durmadan evi siler süpürür. Kap kaçağı yıkar durur. Eşyaların yerini değiştirir. Ancak anasını aşevinde gördü mü işler değişir. Olmadık davranışlar sergiler.</p>
<p>-Ay..böcü der, tabağı-fincanı yere bırakıp korktu taklidi yapar.<br />
-Ayyy.. beytambal galanınız, der, ben çamaşır hem bulaşık ikamak için geldim dünya ya ? Allahım canımı al da gurtulayım, der.</p>
<p>Bunun üzerine anası durumu farkeder.</p>
<p>-Hayırdır der, yangın bacayı sardı. Bizim deli gizin aklını kim çeldi? Abayı kime yağdı? Kız naz eder.. Ağlama taklidi yapar Ana dayanamaz&#8230;.<br />
-Eee bana deme da buban başgasından duysun.. Duysun da kemiklerini girsin. Bak o zaman hoşuna gider mi?<br />
-Aman ana, ben ne derim tamburam ne çalar? Neden bubam gırsın kemiklerimi ? Dedem senin kemiklerini gırdı mıydı vagdında ?<br />
-Eee uzattın ama deli gız. Kimdir bu talihli? Senin gibi deliyi kim garı deye seçdi de bakayım.. Kimisa Allah yardımcısı olsun.. Kız dayanamaz. Komşu oğlunun adını söyleyiverir.  Ana zaten nicedir, farkındadır&#8230; İki gözü ve dudakları gülümser&#8230;</p>
<p>İki taraf da olumlu ise bu iki gene, bağlı olduktan birimlerden koparlar, özgür olurlar da yeni bir birim oluştururlar. Buna (ev sözünden)  <strong>ev-lenmek</strong> denir. Ama gerçekte evlenen gençler için &#8220;Boyunduruğa girdi” denir.</p>
<p>Erkek sahiplenmek, kadın sahiplenilmek ister. Ancak son tercihi her zaman kadın yapar. Ardından &#8220;yeni çift” kurulmuş olur.</p>
<p>Bunu yapan babalar çocuklarını <strong>evlendirmiş</strong> olurlar. Buna bazı bölgelerde <strong>ever</strong>-mek denir. Yani iki genç yeni ve kendilerine özgü bir ev açmış olurlar. Bu ev her şeyiyle,   maddi/manevi onlarındır. Dilimizde    &#8220;Evceğizim, evceğizim, sen bilirsin halceğizim&#8221; atasözü ile anlatılmak istenen budur.</p>
<p>Gazanda su ısıttım<br />
Bahçede gül guruttum<br />
Aşkının ateşinden<br />
Evi barkı onuttum</p>
<p>Manisi evin, kişi için ne kadar değerli, ne kadar özel olduğunu açıkça gösterir. Bu ev nasıl dikilir, nasıl döşenirdi? Tabii ki paraya dayalı olduğu için kişilerin maddi gücüne bağlıydı. Evin yapılacağı yerleşme yerine bağlıydı. Yani şehirde başka köyde başkaydı. Üstelik zaman içinde de değişiklik gösteriyordu. Köy kesiminden tespit edebilen son yüz yılın evlerinin yapılış ve kullanılış amaçlarını şöyle aktarabiliriz.</p>
<p>Köy insanı tarımla uğraşan insandır. Bu üretimi yapabilmek için, önce çifte -hayvanlara ihtiyacı vardır. İkincisi kullanacağı araç gerece ihtiyacı vardır. Üçüncüsü tohuma taneye ihtiyacı vardır. Dördüncüsü mal varlığına göre yapacağı çocuklar vardır. Evini yaparken bütün bunları düşünmek, evinin yerini, alanını, hatla yönünü düşünmek zorundadır.</p>
<p>Yeni çift ev kuracağında önce evin yeri seçilir. Amaca uygun oda sayısı ve odaların boyu kararlaştırılır. Yapıcı ustaları çağrılır. Pazarlık yapılır. Önce inşaat malzemeleri taşınır, hazır edilir. Bu malzemeler bölgeye göre değişir. Taş olan bölgelerde taş, taş olmayan yerlerde kerpiç hazırlanır. &#8220;Kerpiç kesme” özel bir yöntem ister. Taşlar da ihtiyaca göre yontulup hazırlanır. Ancak duvar örme harcı her iki durumda da çamurdur. Çamur; toprağın su ile cıvık/yapışkan hale getirilmesidir. Bu çamurun içine kalın saman da konur. En az üç gün bekletilir. Buna çamurun “Dinlendirilmesi” denir.</p>
<p>Bütün hazırlıklar tamamlanınca yapıcı ustası veya evin sahibi tarafından konan işaretlere uygun olarak temeller kazılır. Üç gün süreyle temele su dökülür. Bundaki amaç toprağın oturması, veya temele isabet eden yerlerde mağra varsa ortaya çıkmasıdır. Hiçbir sorun olmadığı belli olunca aile fertleri ve yapıcılar toplanır. Ev sahipleri maddi güçlerine göre ya iri bir horoz, ya da bir küçük baş hayvan özellikle koç keserler, temele kan akıtırlardı. Bu temelde veya yapılacak alanda ikamet eden cinlerin / perilerin /görünmezlerin ülkesini çekmemek; dostluğunu kazanmak için ödenmiş bir bedeldir. Böyle olunca yeni evlilere ve çocuklarına fenalık yapılmayacağına inanılırdı.</p>
<p>Kan akıtıldıktan sonra &#8220;Kıble&#8221; , güney köşesinin taşı Fatiha süresi okunarak konurdu. Bunu, simetriği olan köşe taşı takip eder, ardından da diğer köşe taşları izlerdi. Köşe taşları yükseklik olarak diğer taşlarla ayni; ancak boy olarak diğerlerinin iki misli olurdu. Onun için dilimizde &#8220;Ağır daş köşe daşı olur&#8221; sözü yer etmiştir.</p>
<p>Taşların yüksekliği bir ayak, yani 30cm olurdu. Her taş sırasına bir &#8220;Sicim” denirdi. Bir evin yüksekliği toprak seviyesinden sonra  11 sicim olurdu. 11’inci sicimin üstüne mertekler konur. 12. sicimle mertek aralar kapatılırdı. 12. Sicim örülünce evin tüm duvarları duvar yüzeyinden 15 cm dışına taşan yerli mermerle, kenarlanırdı. Bu, yağmur sularının merteklere temas edip çür<span id="more-269"></span>ümesini önlediği gibi, duvarın üst yüzeyinden araya girip hareni yumuşamasını ve yıkılmayı da önlerdi. Damlar topraklandıktan sonra bu mermerin dış yüzeyi alçı ile 25 derece eğimle sıvanırdı.</p>
<p>1960 lı yıllara kadar köy evleri toprak damlı olurdu. Bu toprak dam her türlü ürünün kurutulduğu güvenli bir yerdi. Yok eğer dam topraklarla değil de kiremitle örtülecekse oluklu kiremit veya &#8220;Osmanlı kiremidi&#8221; kullanılırdı. O durumda duvarın orta noktası yüksek tutulur meyil iki tarafa verilir. Orta noktada da birleşme ucunu örten bir sıva ile kapatılırdı. Bu arada kullanılan kiremit oluklara &#8220;Külah&#8221; denirdi.</p>
<p>Ev ve odaların genişliği hep ayni idi. Bu merteklerin/çapaların standart uzunluğu idi. 12 ayak, yani 30&#215;12 = 360cm. İki uçta bir ayak kalınlığında duvar yapılırdı. İçten içe duvar arası ise 10 ayak yani 300cm kalırdı. Odaların uzunluğu ise &#8220;mertek&#8221; hesabı olarak söylenirdi.  12 merteklik, 20 merteklik, 40 mertektik.</p>
<p>Bunun bugüne göre hesaplanması şöyleydi. Yan duvardan itibaren 1 .Mertek konurdu. 2. Mertek bir ayak ara ile yerleştirilirdi, iler merteğin kalınlığı 15 cm idi. Yani 12 merteklik ev 12&#215;30 360cm. mertek araları, + 15&#215;12 180cm de mertek kalınlığı olmak üzere 540cm uzunluğu olurdu. Zengin köylülerin 40 merteklik evleri olduğu pek çok köyümüz vardı 1940&#8242;lara kadar.</p>
<p>Köy yerinde her evin bir avlusu vardır. Her avlu duvarla çevrilidir. Avlularda, bölgeden bölgeye değişen meyve ağaçları bulunur. Üzüm asması her avluda vardır. Daha filizlen irkenden yaprağından dolma yapılır. Talvarı ya da gölge yapar. Bol üzüm verir, meyve olarak kullanılır. En sonunda da olgunlaşmış yaprakları hayvanlara yedirilir.</p>
<p>Köylerde her evin çevresi bir duvarla çevrilidir. Bu taş duvar olduğu gibi, zamanla taşınıp düzgün şekilde sıralanmış odun ve çalı da olabilir. Ama bu, evin sınırı ayni zamanda tecavüz edilemez kalesidir. Kimse izinsiz geçemez bu sınırdan, geçmesi suçtur. Ayni duvar / çit, evin çocuklarını, tavuk ve piliçlerini, hayvanlarını da kaçmaktan, çalınmaktan korur. Bu duvarın içinde kalan kısma &#8220;havlı, avlu&#8221; denir. Köy yerlerinde her avluda bölge şartlarına uygun çiçekler ve ağaçlar bulunur. Çiçeklerin başlıcaları yasemin, feslikan (fesleğen), sardunya, şabboy, mergiz (nergiz) ve girittir. Meraklı evlerde gül ve günnasır da olur. Çiçekler genellikle avluya giriş yerinden, &#8220;sokak kapısından&#8221; evin giriş kapısına kadar olan yolun iki tarafında olurdu..</p>
<p>Ağaçlar, duvarın iç tarafından ve duvardan 5 ayak içerde 10 ayak aralıklarla olur. Öyle ki ağaçlar yetilince &#8220;belli bir boya ulaşınca&#8221; iç içe geçerlerdi. Bunlar badem, ekşi (limon), yenidünya, erik ve incirdi. Gölge yapmak için bir dut, bir de tam giriş kapısında bir galif &#8220;çardak&#8221; üstünde de ev sahibinin tercihine göre bir üzüm asması. Sultani, gadın parmağı, kış üzümü, verigo olabilirdi. Seyrek de olsa babutsa da ekilen ağaçlar arasındaydı. En az ekilen mersin ve kına ağaçlarıydı. Bu ağaçlar, o aile çocuklarına yıl boyunca taze meyve sağlamış olurdu. Nisanda çağla (Yeşil badem). Mayısta yenidünya, Haziranda dut yemişi (vavatsino), Haziran-Temmuzda erik-renklot. Ağustos da incir, Eylül-Ekimde üzüm,  incir. Bazı köylerimizde kış inciri de bulunurdu. Bu da, beslenmede hem de dengeli beslenmede, aileye büyük yardım sağlıyordu.</p>
<p>İkinci üretim, kümes hayvanları ile ilgiliydi. Avlunun bir tarafına bir kümes yapılırdı. Aile kendi, kuluçkaya yatırdığı tavuktan elde ettiği civcivleri besler, tavuk ve yumurta ihtiyacını kendi karşılardı. Köy evlerinde her gün taze yumurta bulunurdu.</p>
<p>Yapılan odaların işlevine gelince;<br />
Tam ortadaki oda yatak odası, hemen yanındaki odalardan biri ambar, diğeri aşevi, en uçtaki  oda da  ahır olarak  kullanılırdı. Odaların içten bağlantısı yoktu. Her odanın kapısı ayrıydı. Bu tip evler 1930’ lara kadar revaçta idi.</p>
<p>İkinci ev tipi orta halli ailelerin tercih ettiği ve tüm adada (köy &#8211; şehir) yaygın ev tipidir. İki oda ortası sündürme. Bu ev tipi basit planlı ama kullanışlı bir ev tipidir. Bu ev tipinde de en 12 ayak, boy 20 mertektir. Yani 9 metredir.  Ortada sündürme &#8220;sundurma&#8221; adı verilen bölüm 3 metre enindedir. Onun iki yanında da iki oda bulunur. Odaların kapılan sündürmenin içindedir. Yan odalar yatak odalarıdır. Birinde anne baba, diğerinde belli yaşa kadar çocuklar beraber kalır. Ergenlik yaşından sonra oğlanlar sündürmeye alınır. Çocukları yalnız kız veya yalnız erkek olanlar için sorun yoktur.<br />
Sundurma, sunmak ve ikram etmek anlamında bir sözcüktür. Sundurma ikramın yapıldığı yerdir. Zamanla sündürme şekline dönüşmüştür.</p>
<p>Sündürme nasıldır ve ne işe yarardı, nasıl döşenirdi? Sündürme evin tam orta kısmına denk gelirdi. Dış duvar yüzeyinden birbuçuk metre içeride bir duvar ve giriş kapısı olurdu. Bundan maksat, dışardan gelenin yağmurdan veya güneşten korunmasını sağlamaktır. Yani dam altında, ama dışarıyı tamamıyla görebilecek bir mekândır. Bu mekânın iki yanındaki duvarda simetrik olacak şekilde iki duvar oyuğu bulunurdu. Bu oyuklara saksı içinde çiçekler konurdu. Güneşli yere sıcak zamanlarda oturabilmek için karşılıklı iki kanepe konduğu da olurdu. Kapının önünde el yapması paspas bulundurulurdu.</p>
<p>Sündürmenin iç kısmına gelince; kapının tam karşısında pencere olurdu. Pencerenin olduğu duvar boyunca kanepe /divan hazırlanırdı..Bu, rahat olsun diye kılıfla döşenirdi. Duvara dayanan yerlerde, dayanmaya yarayan uzun duvar yastıkları. Odalara giriş kapılarının ilk tarafında camlık ve boro adı verilen cehizler yer alırdı. Camlık, adı üstünde cam eşyaları korumaya yarıyor ve kendi de içi görülecek şekilde yapılırdı. Camlıkla şerbet takımları, içki bardakları, biblolar, gülümdanlar korunurdu.</p>
<p>Boro, altı kapalı bir dolap, üstü oymalı ve düzgün mermerli olurdu. Mermer, boraya, bir ağırlık kazandırıyordu. Boronun üstüne lamba konurdu..Yanında da bir elbise fırçası, fırçanın üzerine tutturulmuş, bir bay, bir de bayan tarağı bulunurdu. Buna misafir odası da denirdi.<br />
Aşevi, binaya bitişik ama dıştan bağlıydı. Oraya çamur olmadan varabilmek için betondan veya taştan iki ayak eninde bir yol yapılırdı.</p>
<p style="line-height: 125%;"><span style="font-size: 7.5pt; line-height: 125%;">Oğuz M. Yorgancıoğlu &#8221;Kıbrıs Türk Folkloru&#8221; (2000) Kitabı</span><span></p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kibrisabakis.com/koyevi-asevi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yatak Odası</title>
		<link>http://www.kibrisabakis.com/yatak-odasi?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yatak-odasi</link>
		<comments>http://www.kibrisabakis.com/yatak-odasi#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 May 2009 22:24:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köyde Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Ganneppa]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs kültüründe yatak odası]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs yatak odası]]></category>
		<category><![CDATA[mamsiye]]></category>
		<category><![CDATA[yatak odası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kibrisabakis.com/blog/koyde-hayat/yatak-odasi.html</guid>
		<description><![CDATA[Köylerde karı kocanın yattığı odada büyük bir karyola vardı. 1960&#8242;lı yıllara kadar iki tip olarak çok yaygındı. Birinci tip başlık tarafındaki demirleri uzun ve yatağın ortasına doğru saçaklı olandı. Bu, madeni bir dirsekle destekleniyordu. Üstü ve yanları &#8220;mamsiye&#8221; adı verilen örtülerle süsleniyordu. Yatak seviyesinden 50cm. kadar yüksekliğe kafes gibi işlemeli demirle destekleniyordu ve süslemeleri vardı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Köylerde karı kocanın yattığı odada büyük bir karyola vardı. 1960&#8242;lı yıllara kadar iki tip olarak çok yaygındı. Birinci tip başlık tarafındaki demirleri uzun ve yatağın ortasına doğru saçaklı olandı. Bu, madeni bir dirsekle destekleniyordu. Üstü ve yanları &#8220;mamsiye&#8221; adı verilen örtülerle süsleniyordu. Yatak seviyesinden 50cm. kadar yüksekliğe kafes gibi işlemeli demirle destekleniyordu ve süslemeleri vardı. Tam ortada ise yaklaşık on beş santimetre çapında bir ayna bulunuyordu.</p>
<p>Ayak tarafındaki ayaklar yatak seviyesinden otuz santim kadar yüksekti. İki ayak arası başlık tarafındaki kafesin ayni ile destekleniyordu. Onun da lam ortasında parlak madeni kısımlar vardı. Tüm uçlar ise yuvarlak toplar şeklinde idi. Eklem yerlerine sarı pirinçten koruma parçaları takılıyordu ki bu da karyolaya ayrı bir görünüş veriyordu.</p>
<p>Karyoladan yere kadar olan kısma ise kenarları tente ile süslenmiş bürüncük örtüler geriliyordu. Yatağa taraf olan kısmında her yatakta bağlamaya yarayan, kendi kumaşından bağlar vardı.<span id="more-270"></span><br />
Yorganlar, düğün öncesi yorgancılara özel olarak diktirilirdi. Veya yorgancılar eve çağrılır, istenen modeller yaptırılırdı.</p>
<p>Yataklar ise daha özeldi. Çift kişilik bir yatak için yedi seçkin koyundan alınıp yıkanmış yünler kullanılırdı. Koyundan alınan yünler güzelce yıkanıp kurutulurdu. Ama bunlar parçalanıp ayrılmazdı. Her koyunun yünü ayrı ayrı yerleştirilirdi. Yatağın içine konur, sonra da yatağın yan tarafı dikilirdi. Üzerine yatılmaktan zamanla çöken bu yünler 4-5 yılda bir çıkarılıp güneşletilince kabarıp eski haline gelirdi. Böyle bir yatağın içinde yatmak çok sağlıklı idi.</p>
<p>Bu yatağın hemen yanında çocukları da düşünmek gerekirdi. Nitekim öyle yapılıyordu. Pek az evde beşik, çoğunda ise salıncak vardı. Çocuk oralarda yatırıldı. Anne yatağından çıkmadan ağlayan çocuğunu sallayabilirdi. Böylece susmasını sağlıyordu.</p>
<p>Bu odada tek kişilik bir yatak daha bulunurdu. Bu yatakta da on yaşına kadar olan çocuklardan biri yatırılırdı. Bu demirden yapılmış bir karyola olurdu. Odanın üçüncü eşyası, boy aynası olan dolabtı. Dolap, karyolanın yanındaki köşeye konurdu. Işık alabilmesi için pencere yanına gelmesine dikkat edilirdi. Dolabın tek kapısı olduğu gibi, çift kapısı da olabilirdi. Ama tercih edilen tek kapılı idi. Her iki türde de altta çekmeceler vardı. Buraya daha çok iç çamaşırları ile çoraplar konurdu. Kapı açıldıktan sonra askıların ve askılığın olduğu yer vardı. Buraya ceket, pantolon, gömlek ve entariler asılırdı. Askılığın üstünde ise raf vardı. Bu rafta da katlı çarşaflar, namsiyeler, yastık kılıfları muhafaza edilirdi.</p>
<p>Dördüncü eşyası cehiz sandığı idi. Bu sandık dolabın simetriği olan köşeye konurdu.. Üzeri oturulacak şekilde döşenirdi. Duvar yastıkları konunca divan vazifesi de görebiliyordu. Sandık olarak odada ailenin birden fazla olan takınılan, kıymetli tabak ve cam eşyaları, değerli eşyaları korunurdu. Bir de doğan kızlar için alınan eşyalar. Bu sandığın yaklaşık boyu iki metre, derinliği bir metre, eni de yetmiş beş santim olurdu. Ve iki yanı ile ön yüzü işlemeli olurdu, &#8220;gız gundagda, cehiz sandıgda&#8221; özdeyişi işte bu sandığı anlatır. Odanın tam ortasında ise işlemeli örtüsü ile &#8220;Deyirmi drabez&#8221; yuvarlak masa ve onun da ortasında lamba yer alırdı. &#8220;Ganneppa&#8221; kanepe. Oturulan ve dayanılan kısımlar kılıkla doldurulmuştur. Örtü kısmı gereğinde değiştirilebilir, serilirdi. Dümdüz olduğu için sağlıklı idi. Günümüzde sırt ağrısı çekenlere doktorların tavsiyesi düz ve sert düzeylere yatmaları yönündedir. Bu, kerevetten başka bir şey değildir.</p>
<p style="line-height: 125%;"><span style="font-size: 7.5pt; line-height: 125%; font-family: 'Geneva','serif';">Oğuz M. Yorgancıoğlu &#8221;Kıbrıs Türk Folkloru&#8221; (2000) Kitabı</span><span style="font-family: 'Helvetica','sans-serif';"> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kibrisabakis.com/yatak-odasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Köyde Hayat</title>
		<link>http://www.kibrisabakis.com/koyde-hayat?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=koyde-hayat</link>
		<comments>http://www.kibrisabakis.com/koyde-hayat#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 May 2009 21:09:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köyde Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs köy hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs köylülüleri]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs Türk köylüsünün karakteri]]></category>
		<category><![CDATA[köy kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[köylü kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[köylü milletin efendisidir]]></category>
		<category><![CDATA[köylünün önemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk köylüsü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kibrisabakis.com/blog/koyde-hayat/koyde-hayat.html</guid>
		<description><![CDATA[Medeniyet ne kadar gelişirse gelişsin şehirler ne kadar kalabalıklaşırsa kalabalıklaşsın, hatta sosyologlar ne kadar &#8220;Medeniyet şehirlerdedir, köylerden şehirlere akın oldukça dejenerasyon olacaktır&#8221; derse desin &#8220;gerçek insanlar&#8221; köydedir. Ve yine o iddiadayım ki toplumların çekirdeği köylüdür. Çoğu kişiler belki bu iddiama gülecekler, belki de küfredenler olacaktır. Varsın olsun. Köyde doğup büyümüş, yetişkin yaşta şehir hayatını görüp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Medeniyet ne kadar gelişirse gelişsin şehirler ne kadar kalabalıklaşırsa kalabalıklaşsın, hatta sosyologlar ne kadar &#8220;Medeniyet şehirlerdedir, köylerden şehirlere akın oldukça dejenerasyon olacaktır&#8221; derse desin &#8220;gerçek insanlar&#8221; köydedir. Ve yine o iddiadayım ki toplumların çekirdeği köylüdür. Çoğu kişiler belki bu iddiama gülecekler, belki de küfredenler olacaktır. Varsın olsun. Köyde doğup büyümüş, yetişkin yaşta şehir hayatını görüp tanımış bir kişi olarak bu hükme kesinlikle inanıyorum.  Köylerden şehre göç olmasa şehirler tenhalaşacak köyde üretim yapılıp şehre gönderilmese, şehirli aç kalacak, köylü gelip çalışmasa şehirli başını sokacak bir dam altı bulamayacak, kısacası köylü olmasa şehirler şehir olmaktan çıkacaktır.</p>
<p>Şehirliler, araştırmacılar, aydınlar-pekazı müstesna-köylüyü beğenmez, onu kötülüklerin, bilgisizliğin, aşağılığın müsebbibi olarak görür. Yukarıda da belirttim, köylüyüm. Köy hayatını harfiyen tanırım. Bir defa köylü okula gitmemişse bile cahil değildir. Hayat okulunun talebesidir, ariftir, anlayışlıdır. Hilekâr değil, samimidir. Hareketlerindeki kabalık -ki o da şehirliye göre öyledir- kabalık değil gerçekçi oluşudur. Lafı uzatıp politika yapmaz, kısa keser. Yolu köye düşmüş kişiye, tanısın tanımasın, güler yüz gösterir, ikramda bulunur. Konuğu gözü tutmuşsa evine götürür, yedirir, yatırır. Eğer samimiyet ilerlemişse konuk ayrılırken bir de sepetçik hazırlar ve &#8220;Allah ne verdiyse&#8221; sepetçiğe doldurur.  Para, karşılık, aklından bile geçirmediği hususlardır. Bu konuklar ise bir iki gün veya kaldıkları süre içinde köylüleri kendi görüş açılarından inceler ve şehre dönünce yaptıkları değerlendirmeye göre köylüleri anlatmaya başlarlar. Köylüler tembeldir, cahildir, kıskançtır&#8230; Hasılı bütün olumsuz sıfatları sayıp dökerler.</p>
<p>Köylüler hiç bir zaman tembel değildirler. Cahildirler belki ama anlayışsız değil, okumuşlardan daha ariftirler. Kıskançtırlar belki ama kıskançlık insani vasılların en büyüğüdür. Kıskançlık olmasa insanlık bu kadar ilerler miydi?</p>
<p>Köylü işbirliği yapmaktan, yardım etmekten hoşlanır, zevk duyar. Eğer karşısındakinde bir aksilik görürse o zaman köpürür, vurur,  kırar, söver&#8230;</p>
<p>İşbirlikçidir dedim, işte örneği; Köyde herkesin bir veya birkaç keçisi koyunu vardır. Yavrulama zamanı bu hayvanlar süt verir. Fakat kişinin bir kaç okka sütten yapacağı nihayet birkaç hellimdir. Zamanına, emeğine, tuzuna, odununa yazık olur. Üstelik her gün yapılması gereken bir iş. Bunu önlemek için aynı mahallede olanlar üç beş kişi bir araya gelip &#8220;südü, garışdırırlar&#8221; Haftanın belirli günlerinde herkes verdiği süte göre süt alır. Böylece biriken süt 15-20 okkaya varır ki 5-6 okka hellim birden yapılır, emekten ve masraftan tasarruf edilir.</p>
<p>Hasat zamanı kimin ekini önce sararmışsa komşular önce onun ekininin biçilmesine yardım ederler, sonra ötekinin. Yok eğer ekinler hep birden girmişse, herkes kendi ekinini hasada başlar. Önce bitiren gidip ötekine yardım eder. Veya demet taşımada kendi yardıma gidemiyorsa, kolaylık olsun diye kendi hayvanını verir. Harmanda da durum aynidir. Düvenle öğütüldüğü zaman da yardımlaşma vardı, traktörle öğütülen günümüzde de.  Birisi bağ mı ekecek? Ya akrabalar, ya komşular yardıma koşar. Birisi sivri uçlu demirle çukur açar, birisi çukura su döker, birisi çubuğu örter. Böylece koca bağ elbirliği ile dikilmiş olur. Emeklerine karşı bağ sahibi para vermez. Yaptığı masraf onlara bir öğle yemeği vermektir. Yok eğer bağ çoksa ve günlerce sürmüşse bitiminde bir de kuyu veya oğlak keser, içkili bir sofra sunar.</p>
<p>Bu yardımlaşma Adanın her tarafında aynidir. Bafta bağa, ekine; Limasol’da haraba, Karpaz&#8217;da da tütüne yardım edilir.</p>
<p>Tarlası olmayanlar, olanların işine yardım etti mi yardım gören taraf arpa, buğday, luvana, bulgur, vs. verir. Hayvanları için saman verir. Bağı olanlar, olmayanlara taze üzüm paluze, sucuk, köfter verir. Birisinin düğün hazırlığı mı var; komşular odununu taşır. İmkânı olan tanıdıklar, herse için hayvan bahşeder, yemeklik sebze sunar. Kap kaçağını verir. Kendi bizzat yardım eder.</p>
<p>Komşu kadın doğum mu yaptı? Hemen yardımına koşar. Bezini yıkar, ev işini görür, çorbasını pişirir. Loğusa yataktan kalkana kadar kendi çocuklarını ihmal eder, ona bakar. Komşu tarhana mı kesecek? Hemen yardıma koşar. Pekmez mi yapıyor? Ayni şekilde. Üzüm veya sucuk mu batıracak? Neden yardım etmesin? Yapması lazım, komşuluk vazifesi. Fakat tüm köylü öyle midir? Çok azı hariç:  Evet.</p>
<p>Köylünün gündüzü tamamen işle geçer. Köylerin çoğunda kahveler gündüzün kapalıdır. Akşam üstleri açılır. Gece yarısından önce kapanır. Gazete okunur, radyo dinlenir olaylar hakkında yorumlar yapılır. Kışsa yağmur, yazsa kuyu sularının azlığı-çokluğu, harup, badem, üzüm fiyatları, sebzeler, ekinler bahis konusu edilir. Lokumuna spastra, brefa oynanır. Pazar günleri ise durum değişiktir. Kahveler öğleden evvel açılır. Eğer satışı yapılabilecekse hayvan kesilir. Gençler kahvede masa kurar, kafaları çeker eğlenirler. Kadınlarsa geceleri belirli evlerde toplanır, tatlı yaparlar. Fıstık, çiklemit, kannavuri, kabak çekirdeği kavurup yerler. Günlük işlerden bahseder, dedikodu yaparlar. Ve kocalarının kahveden geliş saatine kadar fıkra, hikaye masal anlatmaya başlarlar. Masalları anlatan çoğunlukla yaşı geçkin kadınlardır. Dört beş gün devamlı anlatılan masallar olur. Bütün yaşlı kadınlar masal bilirler ve sıra ile anlatırlar. Bazıları ise çok ustadır. Masalı öyle akıcı anlatırlar ki dinleyenlerin nefesi kesilir. Bu masallar eski Türk kültürünün çeşitli izlerini taşırlar. Birer kültür hazinesi gibidirler. Geniş tahayyüllerin engin ve yüce fikirlerin, mertliğin birer sembolü halinde adeta köylünün tahayyül ettiği hayat ve felsefeyi aksettirirler. Kadınlar açık yaz akşamları ev yerine mahalledeki açıklıkta ay ışığı altında veya avlularda toplanırlar. Mevsime göre meyveler yer ayni konularda sohbet ederler. Böylece hem dinlenmiş hem de dağarcıklarına bir şeyler katmış olurlar. Bazı köylerimizde Cami yoktur. Veya cami varsa imam yoktur. Bayramlarda köylüler birbirlerini uyandırıp varsa kendi camilerine, yoksa civardaki camilere Bayram Namazına giderler. Yetişkin erkek çocukları da camiye beraber götürülür. Çocuklar camiden sonra kendilerinden büyüklerinin ellerini öper, hayır dualarını alırlar. Sonra çıkar ev ev gezip yaşlıların ellerini öper bayram harçlığı toplarlar. Her köylü bayram arifesinde yoğurur, çörek, sütlü, nohutlu vs. yapar. Geçimi iyi olanlar yapamayan fakirlere bunlardan dağıtırlar. Bunun yanında kebap ve tatlı da verirler. Türk köylüsünün en çok rağbet ettiği bayram tatlısı kadeyiftir. (tel kadayıf) Böylece fakirlerin de gönlünü hoş ederler.</p>
<p>Eğer bayramdan önce başlayan küslük varsa yaşları küçük olanlar gidip kendilerinden büyüklerin ellerini öper, barışırlar. Ramazanda iseler oruca başlarken barışmak yönüne giderler.</p>
<p>Köy adamları ise bir çalgıcı takımı bulur kahveye yerleştirirler. Hava yağmursuzsa kadınlar da iştirak eder. Çalgıya uyan adamlar oynar, türkü, mani söylerler, eğlenirler. Yenip içilir, dünyadan kam alınır.</p>
<p>Yetişkin kızlar, geniş ev veya avlulara bayram salıncağı kurar, sallanırlar. Mani söyler, aşklarından bahsederler. Kendi aralarında eğlenirler.  Bu toplantılara erkek çocukları katılmaz. Hatta dedi kodu etmesinler diye yaşlı kadınların bile men edildiği olur.</p>
<p style="margin-bottom: 12pt;">Köy hayatının ana hatlarını belirtmeye çalıştım. Samimi olarak diyebilirim ki bu satırlar o engin hayatın bir nebzesini bile anlatmaktan acizdir&#8230; Ne yapalım elden gelen bu kadar&#8230;</p>
<p><strong>Oğuz M. Yorgancıoğlu’nun Kıbrıs Türk Folkloru isimli kitabından alıntıdır. Köşe yazısı güzelli<span id="more-267"></span>ğinde, sonuna kadar katıldığım düşüncelerdir.</strong></p>
<p style="margin-bottom: 12pt;"><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Ayrıca Hakan Aykulu&#8217;nun da bu konuda bir yazısı vardır </span></strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Orda Bir Köy Var Uzakta</span></strong></p>
<p>Unutulan terkedilen ve her geçen gün nüfusu azalan, gençlerin genelde tercih etmediği ve gün geçtikçe yaşlanan köylerimizi düşünüyorum. Son zamanlarda o güzelim köylerimiz-de yabancıların cazibe merkezi haline gelmiş. Kimisi kırsal kesim diye adlandırılan köylerimizden arsa veya tarla alıp ev inşaa etmiş bazı yabancılar ise ev satın almış. Bunun yanında köylere yakın bazı bölgelerdeki tarlalar ovalar satılmış ve oralara yapılan evlerle yeni köy yaratılıp adı bile verilmiş “Safa Köy”. Peki yabancıları buraya çeken neydi? Bu soruya aldığımız cevap ise “havası, doğası güzel, huzurlu ve ucuz”. Köylerimizde yaşamak ve oraların havasını solumak, dağında, tepesinde gezmek, piknik yapmak çiçeklerini, bitkilerini kopartıp tatmak kısacası doğal ortamda olmak için can atıyorlar. Biz! Bu doğallığın güzelliğin farkında değilmiyiz artık? Halbuki dünyada birçok insan bu güzelliklere sahip olmak için neler vermezdi. Bu gün şehirlerdek ve bir çok bölgede musluklardan içme suyu akmadığını bilirz. Bu konuda da doğallığını koruyan köylerimiz var. Uzun bir yürüşten yorgun olarak döndüğünüzü ve köyün kenarındaki deponun yanında mola verdiğiniz ve oradaki musluğu açıp avucunuza akan suyu içtiğinizi hayal edin.</p>
<p>Peki gençleri köylerden uzaklaştıran koparan sebep ne ? özellikle aileler çocuklarına sahip olabilme duygusunu ve düşüncesini aşılayabilmeli onlara uğraşacağı çalışacağı ortamları sağlamalı diye düşünüyorum. Fakat sorun bununla çözülmesi tabii ki mümkün değildir. köylerimizdeki genç nüfüsü kaybetmemizdeki en büyük neden köy ilkokullarının merkezleştirilmesi olmuştur. Bir diğer neden ise gençlerin katılabilecekleri sosyal aktivitelerin olmayışı . var olan futbol külüplerinin  bile maddi sebeblerle külüplerini kaptmak zorunda kalan köylerimizin olduğunu biliyoruz. Şehirlerdeki sosyal aktiviteler köylere göre çok ilerlemiş duurmda futbol, tenis, satranç, veleybol ve bulara benzer daha birçok sosyal etkinliği saymamız mümkün. Özellikle yurdumuzda kuurlan üniversiteler şehirlere ayrı bir hava katmış ve birçok etkinliği üniversitelerin de barındırdığını ve güzel faaliyetlerin olduğunu biliyoruz. Şehirlerdeki en kötü durum ise bet ofislerinin sayısının çok oluşu ve bazı bölgelerde 10 metre ara ile başka bir bet  ofisinin varlığı.tabii ki araçların fazlalığı hava kirliliği şehir hayatının diğer sorunları.</p>
<p>Köylerimizi canlandırmanın gençleri orada tutabilmenin çaresi nedir?  Ne yapmalı? Sorusunu kendi kendimize sorduktan sonra şunları sıralayabiliriz öncelikle köylerimizdeki güzellikleri yaşamak ve yaşatmak  gerekir. Sosyal faaliyetleri canlandırmak veya canlanmasına katkı koymak gençlerin vakit geçirebilecekleri güzel ve faydalı ortamlar yaratmak “kütüphane, bilgisayarlı internete bağlanan ve araştırma yapılabilen ortamların oralara götürülmesi vb”, gençlerle birlikte organizasyonlar yapıp geziler düzenlemek, doğa yürüyüşleri yapmak, sayısal dünyanın gelişmesi ile fotoğrafçılığın çok yaygınlaştığı bugünlerde gençlerle doğada fotoğraf çekimleri yapmak, zaman zaman fotoğrafçılık yarışları yapmak doğada yapılan çekimlerde en güzel anı yakalayıp o anı ölümsüzleştiren kişi veya kişileri ödeüllendirmek gibi faaliyetlerde çalışmalar yapıp organizasyonlar düzenlemek. Gençlerle birlikte çalışıp onları belli başlı görevlerde çalışmasını sağlmak onlara verdiğimiz değeri ve önemi anlama ve kavramalarına yardımcı olacaktır.</p>
<p><strong>Bir Köy</strong></p>
<p>Gel buraya dolaş kırlarımda</p>
<p>Gel durma! Seni bekliyorum yemyeşil ovalarımla</p>
<p>Dağımdan tepemden çiçeklerimi topla</p>
<p>Unutma ben senin tarihin kültürün var olan gerçeğinim</p>
<p>Gel şehirden at üzerindeki stresi doğal ortamda</p>
<p>Kopar şu meyveyi ağacımdan</p>
<p>Gölgesinde otur, serinle tadına bakarkan</p>
<p>Unutma ben senin tarihin kültürün var olan gerçeğinim</p>
<p>Çık şu tepenin doruğuna</p>
<p>Derin bir nefes al durma</p>
<p>Hisset oksijenin yoğunluğunu</p>
<p>Bak gör karşında muhteşem manzara olduğunu</p>
<p>Unutma ben senin tarihin kültürün var olan gerçeğinim</p>
<p>Ataların bu topraklarda yoğurdu hamurunu</p>
<p>Bu bulutlar bu topraklara döker yağmurunu</p>
<p>Gel bir ağaç dik şu tepenin yamacına</p>
<p>Sende katıl bu çiftçinin emeğine, yorgunluğuna</p>
<p>Bak karşıdan bağıran ineğine tavuğuna</p>
<p>Cıvıl cıvıl öten kuşlarına</p>
<p>Sakın ama sakın unutma ben senin tarihin kültürün var olan gerçeğinim</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kibrisabakis.com/koyde-hayat/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ambar</title>
		<link>http://www.kibrisabakis.com/ambar?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ambar</link>
		<comments>http://www.kibrisabakis.com/ambar#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 May 2009 19:59:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köyde Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[ambar nedir]]></category>
		<category><![CDATA[ambarda neler saklanır]]></category>
		<category><![CDATA[evde ambar]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs türklerinde ambar kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Kırkambar]]></category>
		<category><![CDATA[köyde ambar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kibrisabakis.com/blog/koyde-hayat/ambar.html</guid>
		<description><![CDATA[Üretici olan ve genelde tarımla uğraşan köy insanı ürününü bir anda satma şansına sahip değildi. Belli bir dönem beklemek zorunda idi. Her türlü ürünü ve bu ürünlerini taşımaya yarayan araç-gereç, korumaya yarayan torba-çuvalları dolu olarak “ambar” adını verdiği odada korurdu. Ambar, yatak odalarından uzakta yapılırdı. Çünkü zahirenin bazı türleri insanda alerjiye sebep olurdu.. Özellikle arpa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Üretici olan ve genelde tarımla uğraşan köy insanı ürününü bir anda satma şansına sahip değildi. Belli bir dönem beklemek zorunda idi. Her türlü ürünü ve bu ürünlerini taşımaya yarayan araç-gereç, korumaya yarayan torba-çuvalları dolu olarak “ambar” adını verdiği odada korurdu.</p>
<p>Ambar, yatak odalarından uzakta yapılırdı. Çünkü zahirenin bazı türleri insanda alerjiye sebep olurdu.. Özellikle arpa ve kuru bakla bunlardandır. Bu zahirelerin rahatsız etmesi, “arpa üfürdü, paklalar üfürdü” şeklinde ifade edilirdi. Temmuz ayından itibaren elde edilen ürünler sırası geldikçe ambara konurdu. Temmuzdan önce ise hem ürün dama konup güneşletilir, hem ambar açılıp havalandırılırdı. Temmuz girişi ambarda esaslı bir temizlik yapılır, ürünler öyle yerleştirilirdi. Bunlar badem, bakla, nohut, mercimek, tarhana gibi insan yiyecekleri ile vigo, burçak, arpa gibi hayvan yemleri ve tohum olarak kullanılacak bölümleri olurdu. Tabii buğday başköşeyi işgal edebilirdi. Çoğu köylüler nemlenip koku yapmasın diye, yere kalınca tahtalar koyar, buğday torbalarını onun üstüne yerleştirirlerdi.</p>
<p>Paslanabilen alet edevat da ambarın bir köşesine konurdu. Bu sebepten olacak ki bir ekin tarlalarında ekilen türün dışında bitkiler bitmiş ve tohumlar karışmışsa buna &#8220;Kırkambar&#8221; denirdi.</p>
<p>Avluda artık inek ve eşek yok. Traktör, pulluk ve tohum saçma makinesi var. Tabii samanlık yerine de mazot dolu bir kırmızı varil. Ama incir ağacı avludaki yerini hala koruyor.</p>
<p style="line-height: 125%;"><span style="font-size: 7.5pt; line-height: 125%; font-family: 'Geneva','serif';">Oğuz M. Yorgancıoğlu &#8221;Kıbrıs Türk Folkloru&#8221; (2000) Kitabı</span><span style="font-family: 'Helvetica','sans-serif';"> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kibrisabakis.com/ambar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Binek Taşı</title>
		<link>http://www.kibrisabakis.com/binek-tasi?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=binek-tasi</link>
		<comments>http://www.kibrisabakis.com/binek-tasi#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 May 2009 11:31:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köyde Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[binek taşı nedir]]></category>
		<category><![CDATA[katır nedir]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs eşeği]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs eşekleri]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs katırı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kibrisabakis.com/blog/koyde-hayat/binek-tasi.html</guid>
		<description><![CDATA[Traktörün yaygınlaştığı 1960’lı yıllara kadar Kıbrıs&#8217;ta yük ve binek hayvanı olarak eşek kullanıldı. 1945 lere kadar bu görevi daha az seviyede at ve katırlar da yürütmüştü. İkinci Dünya Savaşında kullanılmak üzere 6000 katır ve atın İngiliz Hükümetince satın alınması ve yurt dışına götürülmesi bu hayvanların tükenmesine yol açtı. Çünkü harpten hemen sonra adaya getirilen traktörler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Traktörün yaygınlaştığı 1960’lı yıllara kadar Kıbrıs&#8217;ta yük ve binek hayvanı olarak eşek kullanıldı. 1945 lere kadar bu görevi daha az seviyede at ve katırlar da yürütmüştü. İkinci Dünya Savaşında kullanılmak üzere 6000 katır ve atın İngiliz Hükümetince satın alınması ve yurt dışına götürülmesi bu hayvanların tükenmesine yol açtı. Çünkü harpten hemen sonra adaya getirilen traktörler yaygınlaşmış bu hayvanların görevini üstlenmişti. Teknolojik gelişimler birbirini izlemiş hayvanların yaptığı tüm işleri makineler yapar olmuştur. Bu sebeple hayvanlar günden güne azalmış, adeta göstermelik bir sayıya düşmüştür.</p>
<p>O dönemde yetiştirilen hayvanlar yalnız yük hayvanı olarak değil binek hayvanı olarak da kullanılmıştır. At çok yaygın değildi. Yalnızca binek hayvanı olarak kullanılıyordu. Zengin kişiler ve polis teşkilatınca kullanılıyordu. Atla dişi eşeğin veya erkek eşekle kısrağın çiftleşmesinden doğan yavrulara katır denirdi. Kıbrıs katırı iriyarı ve güçlü olurdu. Bu özellikleri dolayısıyla ağır yük ve çift hayvanı olarak kullanılırdı. Mesarya ovalarında pulluk çekmek katırın işiydi.</p>
<p>Eşek Kıbrıs&#8217;ın tümüne yaygındı. İster ova ister dağlık bölgelerde çok sayıda eşek vardı. Çünkü eşek Kıbrıslının eli ayağı idi. Oduna-çalıya eşekle gidiyordu. Çifte gideceğinde tohumu eşeğin sırtına vuruyordu. Hasat zamanı demetleri üzüm zamanı köfünlerini onunla taşıyordu. Su dolabına eşeği koşuyordu. Davarı güderken eşeğin sırtında idi. Sırtına binmese de yemeği, su kabağı, kebesi ve süt kabı eşeğin sırtındaki, heybede idi. Kısacası eşek Kıbrıslının yaşamının bir parçası idi. Yukarıda sayılanlara ilaveten üç yılda bir de yavru veriyordu. İki yıl boyunca yavrusunu emziriyor, üçüncü yıl yeniden hamile oluyordu. Eşeğin hamilelik süresi 12 ay yani bir yıldır. Mayısta çiftleşir. Mayısta doğurur.</p>
<p>Kıbrıslının sırtından inmediği bu hayvanın boyu-bosu-rengi neydi? Nasıldı? &#8220;Kıbrıs Eşeği” boy ve iriliği bakımından dünyada nam yapmıştı. Ancak adanın her yanında yetişen eşekler ayni boyda değildi. Dağlık bölgelerde yetişenler daha kısa boylu idi. Ovalık bölgelerde yetişenler daha boylu ve iri yarı idiler. Baf’ın ovalık bölgeleriyle Mesarya&#8217;da yetişenler en irileri idi. Bunların içinde sırt yüksek ligi 1.50 m. ye ulaşanlar vardı. Köylü bu tip hayvanlara her yükü yükleyemiyordu. Bu bakımdan bunlar binek hayvanı olarak kullanılıyordu. Ancak bu hayvanlara yaklaşmak gerekiyordu. Bu nasıl sağlanıyordu?</p>
<p>Köy yerinde evler avlu içinde olurdu. Avlunun etrafı duvarlara çevrili idi. Tek bir giriş yeri vardı. Buna da “Sokak Kapusu&#8221; denirdi. Avluya giriş-çıkış hayvan sırtında değil, yaya olarak yapılırdı. Dışarıdan gelen kişi hayvanın sırtından iner avluya öyle girerdi. Dışarıya çıkacak olan da hayvanına sokak kapısında binerdi. &#8220;Binek Taşı&#8221; işte burada olurdu. İçeriye girişe göre kapının sağ tarafında bulunurdu. Çünkü hayvana binecek kişi hayvanın sol tarafında bulunmak zorundadır. Hayvanın sağına geçerse hayvana binemez.</p>
<p>Binek Taşı yontulabilen kum taşın dan yontulmuş eni ile boyu yaklaşık altmış santim, yüksekliği de elli santim olan bir taştır. Sokak Kapusu&#8217;nun hemen sağında ve duvara dayanmış vaziyete durur. Kişi önce hayvanı taşın yanına çeker. Kendi de taşın üstüne çıkar bu durumda taş hayvanın karınaltı hizasında kalır. Kişi sol ayağına ağırlık verip sağ ayağını hayvanın sırtına koyar. Bu esnada hayvanın sırtındaki ısladır veya semere de tutunması gerekir. Hayvan, sahibinin emri olmadıkça veya bir aksilik çıkmadıkça hereket etmez. Dolayısıyle düşme riski pek fazla değildir. Hayvandan inişte ise, kişinin iki ayağını ayni tarafa geçirip hafif bir harekette bulunması yeterlidir.</p>
<p style="line-height: 125%;"><span style="font-size: 7.5pt; line-height: 125%; font-family: 'Geneva','serif';"> </span></p>
<p style="line-height: 125%;"><span style="font-size: 7.5pt; line-height: 125%; font-family: 'Geneva','serif';">Oğuz M. Yorgancıoğlu &#8221;Kıbrıs Türk Folkloru&#8221; (2000) Kitabı</span><span style="font-family: 'Helvetica','sans-serif';"> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kibrisabakis.com/binek-tasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hanay(Üstkat)</title>
		<link>http://www.kibrisabakis.com/hanay-ustkat?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=hanay-ustkat</link>
		<comments>http://www.kibrisabakis.com/hanay-ustkat#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 May 2009 11:05:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köyde Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hanay nedir]]></category>
		<category><![CDATA[köyevinde hanay]]></category>
		<category><![CDATA[köyevinde üstkat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kibrisabakis.com/blog/koyde-hayat/hanay-ustkat.html</guid>
		<description><![CDATA[Kıbrıs&#8217;ta 1960’lı yıllara kadar konut problemi yoktur. Mekân problemi de yoktur. Hele kırsal alanda evlerin avlulu olma tercihi vardır. Ancak zengin olanlar, zenginliklerinin belirtisi olarak, herkese yukarıdan bakma alışkanlıklarının tatmini için üst kat yaptırırlardı. Bu da en çok bir oda olurdu. Ye her köyde ancak bir iki kişinin hanayı vardı. Hanay sözcüğü Kıbrıs&#8217;a özgü bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kıbrıs&#8217;ta 1960’lı yıllara kadar konut problemi yoktur. Mekân problemi de yoktur. Hele kırsal alanda evlerin avlulu olma tercihi vardır. Ancak zengin olanlar, zenginliklerinin belirtisi olarak, herkese yukarıdan bakma alışkanlıklarının tatmini için üst kat yaptırırlardı. Bu da en çok bir oda olurdu. Ye her köyde ancak bir iki kişinin hanayı vardı.</p>
<p>Hanay sözcüğü Kıbrıs&#8217;a özgü bir sözcüktür sanırım. Diğer Türk ağızlarında yoktur. Rumcanın &#8220;Anoi&#8221; kelimesinden bozmadır. Manilerimize de girmiştir.<br />
<strong>Hanayın dört köşeli<br />
İçi mermer döşeli<br />
Şeker gibi eridim<br />
Merağına düşeli </strong></p>
<p>Manisinde tek odalı ama zenginlere mahsus şekilde döşenmiş bir odadan bahsediliyor. Delikanlı sevgilisine-bana karşılık verirsen sana öyle bir oda yaptıracağım, vaadinde bulunuyor veya çevresine özellikle sevgilisine küsmüş, canından bezmiş birinin çığlıklarını da şu hanaylı manide duymak mümkündür.</p>
<p><strong><br />
Hanay yaptım dikleme<br />
İçinden kilikleme<br />
İşte ben gidiyorum<br />
Beni artık bekleme</strong></p>
<p>Hanay, yalnızca yatma odası olarak kullanılır. Yani aşevi veya başka maksada hizmet etmez. Hanaya, bina dışından yapılan merdivenle çıkılır. Kapısının üstünde mutlaka bir güneşlik bulunur. Bu genellikle üç metre boyunda bir çinko olur. Kişileri, güneşten olduğu kadar, yağmurdan da korur. Az oldukları için hanaylar sahiplerinin adı ile anılırlar. Beyit’in I Hanayı, Zühre&#8217;nin Hanayı, Popaz&#8217;ın Hanayı gibi.</p>
<p style="line-height: 125%;"><span style="font-size: 7.5pt; line-height: 125%; font-family: 'Geneva','serif';">Oğuz M. Yorgancıoğlu &#8221;Kıbrıs Türk Folkloru&#8221; (2000) Kitabı</span><span style="font-family: 'Helvetica','sans-serif';"> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kibrisabakis.com/hanay-ustkat/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

