‘Kıbrıs Türk Yaşamı’ kategorisi içerikleri

Diş Çıkarma

İnsanoğlu dişsiz doğar. Ancak altı aylık olunca ön dişleri tek tek bitmeğe başlar. Dişler bitmeden damak içinde beyazlık olarak belirir. Diş bitmesi, dişin damak dışına çıkması demektir. Bu olay her çocukta ayni şekilde gerçekleşmez. Bazılarında rahat gerçekleşirken bazılarında ağrılara, sancılara sebeb olur. Çocuk durmadan ağlar. Diş Golifası töreni çocukla ilgilenmek, ağlamasını önlemek içindir. Aslında onun dişlerinin ağrısız bitmesini sağlamak içindir. Makalenin tamamını oku »

Köyevi (Aşevi)

İçinde oturulan yere ev denir. Ancak oturulan derken bir ömür boyu yaşanılan yer, kapalı, dış etkilerden korunmuş yapı anlamlarında kullanılır. Bazı bölgelerde “Dam” olarak söylenir. Her bir söz ayni anlama geldiği halde niçin söyleniyorlar acaba? Ve evin önemi neden bu kadar çoktur?

İnsanın yaratılışında/mayasında benlik/bencillik duygusu çok esaslı bir duygudur. İnsan her şeyin kendisinin olmasını ister. Başkalarına bağımlı olmak istemez. Kendi hükmetmek veya başkası ile sınırlı-paylaşmak ister. Bunun yolu ise durumu başkalarına göstermemektir. Yaşı yeten ve kendini güçlü hisseden genç erkek hemen komşu kıza seslenir.
Yan yanadır damımız
Çifte yanar mumumuz
Söyle bana komşu kız
Ne zaman düğünümüz?

Kız da zaten ayni duygu ve arzular içindedir. Cevabı yetiştirir hemen.

Beyaz gül deste deste
Beni anamdan iste
Eğer anam vermezsa
Git da bubamdan iste

Kızdan olumlu cevap alan oğlan hemen anasına koşar. Çünkü onu en iyi anlayan anasıdır. Nazını çeken de anasıdır. Onun için yüksekten atar.
Bazar deller çarşıya
Galdık garşı garşıya
Ya gız bul da evlendir
Ya gaçacam Garşı’ya

diye kestirir. Ana hemen alttan alır.”Aman oğlum, der,  neler oldu? Göğnün kime düşdü? O zaman oğlan açıklama yapar. Ana, durumu babaya bildirir.”aman oğlumuz gaçmasın “der babayı ikna eder. İkisi birlikte gereğini düşünürler.

Öte taraftan kız mutludur. Türküler maniler söyler. Durmadan evi siler süpürür. Kap kaçağı yıkar durur. Eşyaların yerini değiştirir. Ancak anasını aşevinde gördü mü işler değişir. Olmadık davranışlar sergiler.

-Ay..böcü der, tabağı-fincanı yere bırakıp korktu taklidi yapar.
-Ayyy.. beytambal galanınız, der, ben çamaşır hem bulaşık ikamak için geldim dünya ya ? Allahım canımı al da gurtulayım, der.

Bunun üzerine anası durumu farkeder.

-Hayırdır der, yangın bacayı sardı. Bizim deli gizin aklını kim çeldi? Abayı kime yağdı? Kız naz eder.. Ağlama taklidi yapar Ana dayanamaz….
-Eee bana deme da buban başgasından duysun.. Duysun da kemiklerini girsin. Bak o zaman hoşuna gider mi?
-Aman ana, ben ne derim tamburam ne çalar? Neden bubam gırsın kemiklerimi ? Dedem senin kemiklerini gırdı mıydı vagdında ?
-Eee uzattın ama deli gız. Kimdir bu talihli? Senin gibi deliyi kim garı deye seçdi de bakayım.. Kimisa Allah yardımcısı olsun.. Kız dayanamaz. Komşu oğlunun adını söyleyiverir.  Ana zaten nicedir, farkındadır… İki gözü ve dudakları gülümser…

İki taraf da olumlu ise bu iki gene, bağlı olduktan birimlerden koparlar, özgür olurlar da yeni bir birim oluştururlar. Buna (ev sözünden)  ev-lenmek denir. Ama gerçekte evlenen gençler için “Boyunduruğa girdi” denir.

Erkek sahiplenmek, kadın sahiplenilmek ister. Ancak son tercihi her zaman kadın yapar. Ardından “yeni çift” kurulmuş olur.

Bunu yapan babalar çocuklarını evlendirmiş olurlar. Buna bazı bölgelerde ever-mek denir. Yani iki genç yeni ve kendilerine özgü bir ev açmış olurlar. Bu ev her şeyiyle,   maddi/manevi onlarındır. Dilimizde    “Evceğizim, evceğizim, sen bilirsin halceğizim” atasözü ile anlatılmak istenen budur.

Gazanda su ısıttım
Bahçede gül guruttum
Aşkının ateşinden
Evi barkı onuttum

Manisi evin, kişi için ne kadar değerli, ne kadar özel olduğunu açıkça gösterir. Bu ev nasıl dikilir, nasıl döşenirdi? Tabii ki paraya dayalı olduğu için kişilerin maddi gücüne bağlıydı. Evin yapılacağı yerleşme yerine bağlıydı. Yani şehirde başka köyde başkaydı. Üstelik zaman içinde de değişiklik gösteriyordu. Köy kesiminden tespit edebilen son yüz yılın evlerinin yapılış ve kullanılış amaçlarını şöyle aktarabiliriz.

Köy insanı tarımla uğraşan insandır. Bu üretimi yapabilmek için, önce çifte -hayvanlara ihtiyacı vardır. İkincisi kullanacağı araç gerece ihtiyacı vardır. Üçüncüsü tohuma taneye ihtiyacı vardır. Dördüncüsü mal varlığına göre yapacağı çocuklar vardır. Evini yaparken bütün bunları düşünmek, evinin yerini, alanını, hatla yönünü düşünmek zorundadır.

Yeni çift ev kuracağında önce evin yeri seçilir. Amaca uygun oda sayısı ve odaların boyu kararlaştırılır. Yapıcı ustaları çağrılır. Pazarlık yapılır. Önce inşaat malzemeleri taşınır, hazır edilir. Bu malzemeler bölgeye göre değişir. Taş olan bölgelerde taş, taş olmayan yerlerde kerpiç hazırlanır. “Kerpiç kesme” özel bir yöntem ister. Taşlar da ihtiyaca göre yontulup hazırlanır. Ancak duvar örme harcı her iki durumda da çamurdur. Çamur; toprağın su ile cıvık/yapışkan hale getirilmesidir. Bu çamurun içine kalın saman da konur. En az üç gün bekletilir. Buna çamurun “Dinlendirilmesi” denir.

Bütün hazırlıklar tamamlanınca yapıcı ustası veya evin sahibi tarafından konan işaretlere uygun olarak temeller kazılır. Üç gün süreyle temele su dökülür. Bundaki amaç toprağın oturması, veya temele isabet eden yerlerde mağra varsa ortaya çıkmasıdır. Hiçbir sorun olmadığı belli olunca aile fertleri ve yapıcılar toplanır. Ev sahipleri maddi güçlerine göre ya iri bir horoz, ya da bir küçük baş hayvan özellikle koç keserler, temele kan akıtırlardı. Bu temelde veya yapılacak alanda ikamet eden cinlerin / perilerin /görünmezlerin ülkesini çekmemek; dostluğunu kazanmak için ödenmiş bir bedeldir. Böyle olunca yeni evlilere ve çocuklarına fenalık yapılmayacağına inanılırdı.

Kan akıtıldıktan sonra “Kıble” , güney köşesinin taşı Fatiha süresi okunarak konurdu. Bunu, simetriği olan köşe taşı takip eder, ardından da diğer köşe taşları izlerdi. Köşe taşları yükseklik olarak diğer taşlarla ayni; ancak boy olarak diğerlerinin iki misli olurdu. Onun için dilimizde “Ağır daş köşe daşı olur” sözü yer etmiştir.

Taşların yüksekliği bir ayak, yani 30cm olurdu. Her taş sırasına bir “Sicim” denirdi. Bir evin yüksekliği toprak seviyesinden sonra  11 sicim olurdu. 11’inci sicimin üstüne mertekler konur. 12. sicimle mertek aralar kapatılırdı. 12. Sicim örülünce evin tüm duvarları duvar yüzeyinden 15 cm dışına taşan yerli mermerle, kenarlanırdı. Bu, yağmur sularının merteklere temas edip çür Makalenin tamamını oku »

Yatak Odası

Köylerde karı kocanın yattığı odada büyük bir karyola vardı. 1960’lı yıllara kadar iki tip olarak çok yaygındı. Birinci tip başlık tarafındaki demirleri uzun ve yatağın ortasına doğru saçaklı olandı. Bu, madeni bir dirsekle destekleniyordu. Üstü ve yanları “mamsiye” adı verilen örtülerle süsleniyordu. Yatak seviyesinden 50cm. kadar yüksekliğe kafes gibi işlemeli demirle destekleniyordu ve süslemeleri vardı. Tam ortada ise yaklaşık on beş santimetre çapında bir ayna bulunuyordu.

Ayak tarafındaki ayaklar yatak seviyesinden otuz santim kadar yüksekti. İki ayak arası başlık tarafındaki kafesin ayni ile destekleniyordu. Onun da lam ortasında parlak madeni kısımlar vardı. Tüm uçlar ise yuvarlak toplar şeklinde idi. Eklem yerlerine sarı pirinçten koruma parçaları takılıyordu ki bu da karyolaya ayrı bir görünüş veriyordu.

Karyoladan yere kadar olan kısma ise kenarları tente ile süslenmiş bürüncük örtüler geriliyordu. Yatağa taraf olan kısmında her yatakta bağlamaya yarayan, kendi kumaşından bağlar vardı. Makalenin tamamını oku »