Dikilitaş ve Trulli Tepesi

Karpaz Bölgesinin önemli yerleşim birimlerinden biri de Mehmetçik (Galatya) köyüdür. Tarihi dönemlerden beri önemini ve fonksiyonunu hiç kaybetmemiştir. Bu sebeple gerek köy içinde, gerekse köy çevresinde pek çok mezar ve gömü bulunmuştur. Buna rağmen kazılamamış pekçok mezar vardır. Bunların bir kısmı Kıbrıs’ta yaygın mezar yapım anlayışının dışındadır. Sekiz on metre yüksekliğinde ve yirmi-yirmibeş metre çapında yapay tepeler halindedirler.

Bu tepe mezarlardan biri de Mehmetçik gölünün kuzey doğusundaki Trulli Tepesi’dir. Bu tepe ile ilgili hikaye 1950’li yıllarda ortaya çıkmıştır. Ellerinde harita ile gelen birkaç İtalyan köye kadar ulaşırlar. Haritaya bakarak tepeyi de tespit ederler. Civarda rastladıkları bir köylüden tarlanın sahibini öğrenirler Ona ortaklık teklif ederler. Ancak henüz İngiliz dönemidir ve mezar kazmak şiddetle yasaktır. Tarla sahibi tepki gösterince İtalyanlar çekip giderler.

O günkü olayı yaşayanlardan biri İtalyanlardan sunu öğrenmiştir. Trulli adlı bu tepe, yığmadır. Yığmanın tam ortasında beş metre yüksekliğinde bir sütun (dikilitaş) vardır. Sütunun oturduğu kaide hükümdarın resmini taşır. Kaidenin tam altında da “yedi sekili” oyma basamaklı-merdivenli yolla ulaşılan iki oda vardır. Birinci odadan ikinciye geçen yol kapatılmıştır. Birinci odada Hükümdarın günlük eşyaları vardır. Ama ikinci oda Kıbrıs’ta gömülü üçüncü büyük hazinedir. İnanca göre en büyük gömü Afrodit Hazinesi, İkincisi Kurumanastır’daki Kıral Hazinesi, üçüncüsü de buradaki “altın araba, gümüş tekerlek” hazinesidir. İtalyanlara göre altın arabaya at koşuludur. Hükümdar arabada oturmaktadır. Ve bu arabanın tekerlekleri gümüştendir. Kendisi de bir mezar araştırmacısı olan ve adının açıklanmasını istemeyen anlatıcı,olayın gerisini şöyle tamamlıyor.

-Mezar kazmak, define aramak kanunen yasaktır. Ne İngiliz, ne Kıbrıs Cumhuriyeti dönemlerinde mezarı kasmak fırsatı bulamadım. 1963 olaylarından sonra Rum polisi Türk köylerine gelemez oldu. Bu yıllar içinde bölgeyi iyice inceledim. Elle kazılacak bir mezar değildi. Tarla sahibinden izin aldım. Hesapta o koca yığından beş-altı kamyon toprak alıp avlumu düzeltecektim. Bir buldozer sahibi ile anlaştım. Tümseği gayet dikkatli kazdı. Bahsedilen sutunu ve kaideyi bulduk. Kaide yüz okka kadar ağırdı ve üzerinde bir insan başı (portre) vardı. Buldozerci emeğine karşılık kaideyi aldı. Sonradan dediğine göre o kaideyi 75 K.L. sına satmış.

-Ancak ertesi gün tarla sahibi gelip durumu gördü. Yere devrilmiş sutunu görünce durumu anladı ve tarlaya girişimizi yasakladı. Kendi bulduğu başka bir buldozerci ve kardeşi ile kazmaya kalkıştı ve polise yakalandı. Sutun bu kazı esnasında kırılıp parçalandı. Polisin emriyle tüm tümsek dağıtılıp tarla dümdüz edildi. Nişanlar-izler kayboldu. O zamandan sonra da kimse orayı kazmaya cesaret edemedi. Trulli tepesi düz tarla oldu. O servet da olduğu yerde kaldı. Hala orada yatmaya devam ediyor.

Oğuz M.Yorgancıoğlu “Kıbrıs Türk Folkloru” (2000) Kitabı

“Dikilitaş ve Trulli Tepesi” hakkında 1 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir