Esirler Mağarası

Kıbrıs-Anadolu ilişkileri tarih boyunca hep var olmuştur. Bu eski çağlardan beri hep öyle olagelmiştir. 1914 -1918 Birinci Dünya Savaşı yıllarında da ayniyle devam etmiştir.

Süveyş Kanal Harekatı ile Çanakkale savaşlarında esir düşen Türk askerleri İngiliz Hükümetince Karaolos (bu günkü (Gülseren) kampına getirilmişlerdi. Onların kontrolü için de İngiliz askerlerinin yanında Doğuda isyana teşvik ettirilen Ermeniler de vardı. Anadaolu’daki yenilginin acısını, bu esirleri uçları kurşunlu kırbaçlarla döverek çıkarmaya çalışıyorlardı. Özellikle Atatürk’ün Trablus’a geçerken Mağusa Limanı’na uğrayacak gemide olduğu haberinin duyulması üzerine esirlerin galeyana gelip isyan edeceği korkusunu gündeme getirdi. Esirlere

gözdağı vermek için güçlü kabul edilenler kırbaçtan geçirildi. Bunun üzerine 7-8 Türk esiri kaçıp dağlara sığındı. Bunların bir kısmı yakalandı. Üç tanesi ise Melunda köyü merasındaki ormana sığındı. Köyün bir kilometre kadar kuzey doğusunda yol kenarında, yoldan görünen ve fakat kuşku uyandırmayan bir oyuğa gizlendiler. Köylülerin bir kısmı bunları sakladı, yedirip içirdi. Ama bir buçuk yıl kadar sonra birilerinin ihbarı ile yakalandılar. Melundalı (bu günkü Mallıdağ) 80 yaşındaki Salih Bekçi olayı şöyle anlatıyor.

“Bubam çubanıdı. O merada davar güderdi. Bir gün Türk gaçakların bizim bölgeye geldikleri duyuldu. Zapdiyeler aradı bulamadı, gittiler. Soram, bir gün bu üç adamı gördü. Yeycek isdediller. O da götürdü. Haftada iki defa da gıyılmış tütün götürürdü. Ama saklandıkları yeri bilmezdi. Emniyet hasıl olunca galdıkları yeri gösterdiler. Üç gişiydiler Arif, Sabri, ve Musdafa. Bubamın adı d

a Musdafa’ydı deyi birbirlerini adaş deyi çığırıllardı. Sabri’nin adı o yıllarda doğan pek çok erkek çocuğa verilirdi. Arif ayağı yaralıkdı deyi toplardı da obir ikisinin yardımıyla yörürdü.”

-Peki kaldıkları mağrayı bilir misin? Bize gösterir misin?

-Neden göstermeyim? Uzakda da dağil. Yalnız aradan çok zaman geçdi. Derin bir mağara da değildi. Yıkıldı. Böyün yalınız bir oyuk galdı yerinde.. Salih dayı ile beraber köy yolundan araba ile zor da olsa ulaştık. Yolun solunda, yoldan 150 m. Kadar içerde bir oyuk gösterdi. Sarp bir yamaçta olan oyuğa zorlukla ulaşılır. Yakından bakınca birkaç yıl önce çökmüş mağranın görünüşü ile karşılaştık. Bir zamanlar üç cana koruma görevi yapan yer ömrünü doldurmuştu..

Oğuz M.Yorgancıoğlu “Kıbrıs Türk Folkloru” (2000) Kitabı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir