<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kıbrıs'a Bakış</title>
	<atom:link href="http://www.kibrisabakis.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kibrisabakis.com</link>
	<description>Kıbrıs Türk Ağeli</description>
	<lastBuildDate>Mon, 08 Mar 2010 20:52:39 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Kurtuluş Savaşında Kıbrıslı Türkler</title>
		<link>http://www.kibrisabakis.com/kurtulus-savasinda-kibrisli-turkler</link>
		<comments>http://www.kibrisabakis.com/kurtulus-savasinda-kibrisli-turkler#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 04:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Volki</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeşitli]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk ve kıbrıs]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs ve kurtuluş savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kibrisabakis.com/?p=1098</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk döneminde Kıbrıs Türklerinin Türkiye&#8217;ye bakışlarını, Türkiye&#8217;ye olan sevgilerini, umutlarını ve Ulusal Kurtuluş Savaşı boyunca Kıbrıs Türklerinin Kuvay-ı Milliye hareketine kendi ölçüsünde yaptığı katkıların anlamını kavrayabilmek için, önce İngiliz döneminin başladığı 1878&#8242;den Atatürk&#8217;ün işgale karşı mücadeleyi başlattığı 1919 yılına kadar geçen süre içinde Kıbrıs Türklerinin durumuna bir göz atmak gerekir.
Bu konuda araştırmacı, gazetici-yazar Sabahattin İsmail [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk döneminde Kıbrıs Türklerinin Türkiye&#8217;ye bakışlarını, Türkiye&#8217;ye olan sevgilerini, umutlarını ve Ulusal Kurtuluş Savaşı boyunca Kıbrıs Türklerinin Kuvay-ı Milliye hareketine kendi ölçüsünde yaptığı katkıların anlamını kavrayabilmek için, önce İngiliz döneminin başladığı 1878&#8242;den Atatürk&#8217;ün işgale karşı mücadeleyi başlattığı 1919 yılına kadar geçen süre içinde Kıbrıs Türklerinin durumuna bir göz atmak gerekir.</p>
<p>Bu konuda araştırmacı, gazetici-yazar Sabahattin İsmail ve Ergin Birinci&#8217;nin yayınlanmış olduğu &#8220;Atatürk Döneminde Türkiye Kıbrıs İlişkileri (1918-1938)&#8221; ve &#8220;Kıbrıs&#8217;ta İki Ulusal Kongre&#8221; adlı kitaplarda çok değerli bilgi, belge ve fotoğraflar vardır. Söz konusu kitaplarda konu ile ilgili bilgi ve belgeler özetle şöyledir:</p>
<p>1878 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile İngiliz İmparatorluğu arasında yapılan anlaşma gereği Adanın İngiltere&#8217;ye kiraya verilmesi ile birlikte Kıbrıs Türkleri kendini bir anda yabancı bir ülkenin boyunduruğu altında bulmuş ve Kıbrıs Rumları da Adanın el değiştirmesi ile birlikte yoğunlaştırdığı Enosis faaliyetleri ile bu yeni döneme damgasını vurmuştur.</p>
<p>Kıbrıs Türkleri, Adanın yabancı bir boyunduruk altına girmesiyle üzüntüye kapılmışlar, fakat geleceğe yönelik umutlarını da hiçbir zaman yitirmemişlerdi. Bunun nedeni ise: Adanın sadece geçici bir süre ve belli bir kira karşılığı devredilmesi ve hukuken &#8220;Osmanlı Toprağı&#8221; sayılmasıydı. Rus tehlikesinin geçmesiyle birlikte Adanın tekrar Osmanlı egemenliğine devredileceği umudu büyük sabır kaynağıydı.</p>
<p><img class="alignnone" title="Kıbrıslı Türkler ve Kurtuluş Savaşı" src="http://www.kibrisabakis.com/resim/kurtulus-savasi-kibrisli-turkler.jpg" alt="" width="483" height="283" /></p>
<p>(Kurtuluş Savaşını coşkulu yazıları ile destekleyen SÖZ Gazetesi sahibi öğretmen Mehmet Remzi Okan eşi ve çocukları)</p>
<p>Dönemin ikinci özelliği ise aniden tırmanan Enosis faaliyetleri oldu. Kıbrıs Türkleri bu durumu büyük bir endişe ve tepki ile izlerken, Enosis tehlikesinin her geçen gün büyümesi karşısında daha etkin önlemlerle mücadele etme durumu ortaya çıkmıştı. Kıbrıs Rumlarının Girit deneyiminden ve sömürge yönetiminin hoşgörüsünden cesaret alarak 1895&#8242;de Tahtakale&#8217;de, 1912&#8242;de Limasol ve Hamit Mandraları&#8217;nda Türklere yönelik kitle saldırılarında bulunması, iki <span id="more-1098"></span>halk arasındaki güveni ve ilişkileri bozmuştu. Nitekim gerek adadaki sömürge yönetimine, gerekse Sömürgeler Bakanlığına sürekli olarak yapılan protestolarla çekilen telgraflar netice   vermeyince 1911 yılında vatan gazetesi sahibi Bodamyalızade Mehmet Şevki Bey&#8217;in girişimi ile büyük bir miting yapılır ve Enosis aleyhinde önemli bir karar alınır.</p>
<p>Ne var ki Balkan ülkelerinin ordularının Edirne&#8217;ye kadar dayanmaları, ardından İngiltere&#8217;nin 1914 yılında Adayı tek yanlı olarak ilhak ettiğini açıklaması ve nihayet 1. Dünya Savaşı yenilgisi, Kıbrıs Türklerinin Anadolu Türkleriyle Osmanlı idaresinde birlikte yaşama hayalleri büyük sekteye uğramıştı. Bütün bu umutsuz gelişmeler ve oluşan karanlık tablo karşısında Kıbrıs Türkleri ne yapabilirdi ?</p>
<p>Ülkenin önde gelen aydınlarından öğretmen Mehmet Remzi Okan ve Müftü Ziya Efendi çıkış yolunu saptamak için bir yol bulmuştu. Bu yol, Atatürk&#8217;ün bir yıl sonra Erzurum ve Sivas Kongreleri&#8217;ni toplamakla izlediği yoldu. 10 Aralık 1918 günü tüm Ada&#8217;dan gelen delegelerle toplanan Meclis-i Milli Kongresi, üç gün boyunca sürecek toplantıları sonunda izlenecek yolu belirlemişti. Buna göre:</p>
<p>İlhak girişimlerine daha etkin ve uluslararası boyutta karşı çıkılacak.<br />
Adanın esas sahibi olan Osmanlı İmparatorluğuna devri istenecek, bu konularda İmparatorlukla işbirliği yapılacaktı.<br />
Meclis-i Milli Hareketi toplumda bir dinamizm yaratırken, İngiliz baskısını da birlikte getiriyordu. Nitekim Sömürge yönetimi kongrenin örgütleyicisi Mehmet Remzi Okan&#8217;ı öğretmenlikten uzaklaştıracak ve Müftü Ziya Efendi&#8217;nin Adadan çıkmasını yasaklayacaktı. Ne var ki bu durum M. Remzi Okan&#8217;ın Av. Ahmet Raşid Bey&#8217;le birlikte etkin ve mücadeleci &#8220;Doğru Yol&#8221; Gazetesini çıkarıp mücadeleyi basın yoluyla sürdürmelerine neden olacaktır.</p>
<p><strong>MADDİ VE MANEVİ YAPILAN KATKILAR</strong></p>
<p>O en kötü, en umutsuz günlerde bağımsızlığı için ulusal kurtuluş bayrağını açan Türk halkının kavgasına, Kıbrıs Türkleri her türlü desteği gönülden vermiştir.</p>
<p>Ulusal Kurtuluş Savaşının başlaması ile birlikte Kıbrıs&#8217;ta tüm Türk kurum, kuruluş ve kulüpleri bir araya gelerek &#8220;Muhacirini İslamiyeye Yardım Cemiyeti&#8221; adlı bir üst kuruluş meydana getirmişler ve bu kuruluş vasıtası ile yardım kampanyaları örgütlemeye başlamışlardır. 1920 ile 1922 yılı arasında Kuvay-ı Milliye&#8217;ye ve Yunan zulmüne uğrayan Türk halkına yardım için gönüllü gençler ve kadınlar tarafından yirmi civarında piyes oynanmış ve müsamere düzenlenmiştir.</p>
<p>Bu arada birçok gönüllü Kıbrıslı Türk de Ulusal Kurtuluş Savaşına katılmak ve Türkiye&#8217;nin bağımsızlık kavgasına katkıda bulunmak için Anadolu&#8217;ya gitmişti. O günlerde yayınlan söz gazetesinde yüzbaşılığa kadar yükselen bu Kıbrıslı Türklerden bazılarının kahramanlıkları anlatılmaktadır.</p>
<p>Kuvay-ı Milliye için yapılan yardımlar için &#8220;Söz&#8221; gazetesinden derlenenlerden bazıları şunlardır:</p>
<p>1. Müsamere &#8211; Hürriyet ve Terakki Kulübü &#8211; Lefkoşa (?)<br />
2. Yarım Türkler &#8211; Muhacırin-i İslamiye Cemiyeti Lefkoşa -28-29.1.1921 (Aka Gündüz)<br />
3. Tiraje (?) &#8211; Muhacirin-i İslamiye Cemiyeti Lefkoşa -20.3.1921<br />
4. Türk Kanı (?) &#8211; Muhacirin-i İslamiye Cemiyeti Lefkoşa -21.12.1921<br />
5. Tiyatro (?) &#8211; Baflı Kadınlar Baf -1921 (Muhacirin menfaatına)<br />
6.  Müsamere &#8211; Baflı Kadınlar Baf -1921 (Muhacirin yararına)<br />
7.Müsamere &#8211; Limasollu Gençler Limasol-1921 (Muhacirin yararına)<br />
8. Müsamere &#8211; Mağusalı Kadınlar Mağusa-1921 (Muhacirin yararına)<br />
9. Tiyatro (?) &#8211; Anatyu köy öğretmeni Sıtkı Efendi Anatyu -1921 (Muhacirin yararına)<br />
10. Vatan Yahut Silistre &#8211; Larnakalı Gençler Lefkoşa &#8211; 30.12.1921 (Namık Kemal) (Muhacirin yararına)<br />
11. Vatan Yahut Silistre &#8211; Lefkeli Gençler Lefke-1922 (Namık Kemal) (Muhacirin Yararına)</p>
<p><img class="alignnone" title="Kıbrıslı Türkler ve Kurtuluş Savaşı" src="http://www.kibrisabakis.com/resim/kurtulus-savasi-kibrisli-turkler2.jpg" alt="" width="478" height="266" /></p>
<p>(Kurtuluş Savaşını desteklemek için açılan kampanyaya yarış atını satarak katılan Kıbrıslı Türk)</p>
<p>Kıbrıs Türklerinin Kurtuluş Savaşına katkıda bulunmadığını, bu savaşta İngiliz&#8217;in yanını tuttuğunu ve bağımsızlıkçı bir ruh taşımadığını iddia edenler için Mehmet Remzi OKAN&#8217;ın yazdıklarından da birkaç örnek aktarmakta yarar vardır.<br />
12.1.1920 tarihli Doğru Yol gazetesinde &#8220;Felaketzede Kardeşlerimize Muavenet&#8221; başlıklı bir yazı yayınlayan Remzi Okan, şöyle diyordu:<br />
&#8220;&#8230; Anadolu Türkün son umudu, son melceidir. Oradaki kardeşlerimizin böyle sefaletler, mahrumiyetler içinde helak olmasına seyirci kalırsak, dünyada en alçak insanlar bizler oluruz. Bu felaketler hepimize büyük bir ders-i intibah olsun&#8230; Onlar bizim ırkdaşlanmız olmasalar bile vazife-i insaniye muavenetlerine (yardımlarına) şitabımızı emreder. Şu halde vazifemiz iki katlıdır&#8230; İzmir civarında yedi ay zarfında 60000 Türk şehit edilmiş, 40000 kişi terk-i diyar etmeye mecbur kalmış ve 200 milyon liralık servetleri gasbolmuştur. İşte bugün yersiz ve yurtsuz kalmış bu binlerce kardeşimiz bizden muavenet bekliyor&#8230;&#8221;<br />
Ve bu çağrıların etkisi ile tiyatro gösterileri başlarken 22.3.1920 tarihinde bir yazı daha kaleme alan Mehmet Remzi Okan, halkı yardım amacı ile düzenlenen tiyatro oyunlarını izlemeye çağırarak şöyle diyordu:<br />
&#8220;&#8230;Muhterem Türk, sevgili İzmir&#8217;imizin felaketzedelerine yardım olmak üzere verilecek tiyatro için sen de kardeşlik borcunu öde. Tiyatro biletlerinden almayı unutma. Ailenin o günkü yiyeceğini yerlerinden, yurtlarından uzaklarda, yağmur ve çamur içinde İzmir için ağlayan bedbaht kardeşlerine hasret. Sen ve çocukların o gün aç kalın. Yiyecek paranızı mazlum kardeşlerine gönder.&#8221;</p>
<p>Bu arada oynanan oyunlardan, düzenlenen açık artırmalardan ve toplanan bağışlardan elde edilen 600 sterlin &#8220;Muhacirın&#8217;ı İslamiye Cemiyeti&#8217;ne&#8221; gönderiliyordu.</p>
<p>İngiliz sömürge yönetiminin Kıbrıs Türklerinin bu çabalarından duyduğu rahatsızlık gün geçtikçe artmakta idi. Bu bağlamda toplanan yardımların gönderilmesine engeller çıkarılıyordu. Nitekim Hürriyet ve Terraki Kulübü&#8217;nün 25 Mart 1920&#8242;de verdiği müsamerenin hasılatı olan 320 sterlinin 270 sterlinden oluşan ilk partisinin Londra&#8217;daki Hilal-i Ahmer Cemiyeti (Kızılay) aracılığı ile gönderilmesi aylar süren engellemelerden sonra gerçekleşebilmişti.</p>
<p>Kıbrıs Türkleri, Anadolu&#8217;nun bağımsızlık kavgası için, dişinden tırnağından artırdığını Kuvay-ı Milliye&#8217;ye gönderirken, fiilen Kuvay-ı Milliye içinde görev alırken, bağımsızlık bayrağını hiçkimseye kaptırmamak iddiasında olan Kıbrıs Rumları, Yunan işgalcileri ile birlikte Anadolu&#8217;ya çıkmak için adeta yarış ediyordu.</p>
<p>29 Temmuz 1922 tarihli &#8220;Söz&#8221; gazetesinde Mehmet Remzi OKAN şöyle diyordu:</p>
<p>&#8220;&#8230; Her cihetten istila edilmiş olan ve her uzvu felce uğramış, hayat damarları kurumuş zannedilen Türk milletinin, bir dehanın kudretiyle dipdiri şahlandığını ölmeden görmek, her kula nasip olmayan bir bahtiyarlıktır. Şimdi aşikardır ki Anadolu hakkını almak üzeredir.&#8221;</p>
<p>&#8220;&#8230; Hem bu mücadele yalnız Anadolu nam ve hesabına değildir. Silahını kapıp yurdunu müdafaaya koşan arslanlar, aynı zamanda esir milletlere yol gösteriyorlar. Türk topraklarını kurtarırken, haksızlığın dünyadan kalkmasının elzem olduğunu da ilan ediyorlar. Bunun içindir ki bu mücadelenin kudsiyeti pek büyüktür&#8221;.</p>
<p>1930 yılı Kavanin Meclisi seçimlerinde sömürge yönetiminin desteklediği &#8220;Evkafçı&#8221; diye nitelenen işbirlikçi adaylara karşı Kemalist ve anti-emperyalist aydınlardan oluşan &#8220;Halkçı&#8221; grubun adaylarının seçimi kazanması ve bu grubun öncülerinden M. Necati Özkan&#8217;ın 1 Mayıs 1931 tarihinde topladığı milli kongre ile İngiliz idaresine karşı bayrak açması, üzerinde önemle durulması gereken bir harekettir.</p>
<p>&#8220;Söz&#8221; yanında Kurtuluş Savaşı günlerinde yayınlanan bir diğer yayın organı ise, Larnaka&#8217;da çıkmakta olan &#8220;İrşad&#8221; dergisidir.</p>
<p>1920 yılında yayınlanan &#8220;İrşad&#8221;, &#8220;Vatana bağlılığı devam ettirmeyi ve Kurtuluş Savaşının devam ettiği bu günlerde onunla yardımlaşmayı sağlamayı&#8221; baş ilke olarak benimsemiştir. Yine ayni yıllarda Larnaka&#8217;da yayınlanan &#8220;Ankebut&#8221; dergisi ise hemen hemen bütün sayılarında Kurtuluş Savaşı ile ilgili haber ve bilgiler vermiştir.</p>
<p><strong>ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞINA KATILAN KIBISLI TÜRKLER </strong></p>
<p>Kıbrıs Türkü, Ulusal Kurtuluş Savaşını sadece bağış toplayarak. para göndererek ve gazetelerde yazılar yazarak desteklemedi: Anavatanın kendisine ihtiyaç duyduğunu hissettiği her alanda yardıma koştu. Anayurdun en mahrum bölgelerinde göreve koştu.<br />
Kıbrıs Türkü bununla da kalmadı. Bir yandan İngilizlerin amansız baskısı altında maddi yardım kampanyaları örgütlerken, bir yandan da bizzat Ulusal Kurtuluş Savaşına katıldı. İşte Kıbrıs Türkünün Ulusal Kurtuluş Savaşına katıldığına ilişkin birkaç örnek:</p>
<p><strong>Mülazım Mehmet Tahir Bey </strong></p>
<p>16 Nisan 1931 tarihli Söz gazetesinin birinci sayfasındaki manşetinde &#8220;P.A. B1 10. Kumandanı Şadi Bey&#8221; tarafından gönderilen mektup &#8216;Kıbrıslı Bir Türk Çocuğu Hizmeti İle Anavatanı Memnun Etti.&#8221; başlığı altında veriliyor ve şöyle deniyordu:<br />
&#8220;Anavatan&#8217;a çok kıymetli şahsiyetler yetiştiren Kıbrıs Türk gençlerine bir ibret dersi ve şeref hissesi kazandırabilmek için bizzat şahidi bulunduğum bir kahramanlığı anlatacağım. Türklerin kalbinden ebediyen silinmeyen ve toprağının her habbesinde tehassür ve iştiyak hisleri tüten Kıbrıs&#8217;ın yetiştirdiği gençlerden bölüğümde takım kumandanı bulunan Mülazim Mehmet Tahir Bey&#8217;le, harekatta geçen arkadaşlığımda, onda gördüğüm yüksek seciye, cesaret ve itaat hassalarile en felaketli anlarda bulunan numunei imtisal   olmaya yarar atılganlık ve soğukkanlılığın meftunu ve mütehayyiri kaldım.</p>
<p>Pek mühim bir mevkide bulunan bir tepeyi, kumandasında bulunan kendisi gibi kahraman bir avuç Türk askeri ile uzun müddet müdafaa eden kahraman Tahir&#8217;in şahidi bulunduğum fedakarlık ve vatanperverliğini meskut geçmemek ve güzel Kıbrıs&#8217;ımızın gurur ve sururla göğsünü tezyin edecek metanet ve fedakarlığından vatanperver Kıbrıslıları hissedar ve nasebedar etmeyi kendim için bir vecibe bildim.</p>
<p>Yüksek selam ve hürmetlerimle bu gibi yeşerecek filizlerin ifadeden aciz kaldığım şu ulvi ve yüksek mezayayı kendileri için bir yoldaş olarak kabullerile tealilerini temenni etsem bilmem makbul ve mergup olurmu ?<br />
Arzettiğım müsademe&#8230; tarihinde yapmış ve&#8230; Tepeyi iki makineli tüfekle ve 15 neferle Mülazim Tahir Bey müdafaa etmiştir. Tahir Bey 15 gün hiç bir yerden muavenet görmeksizin düşmana karşı durmuş ve ben de dahil olduğum halde bütün amirlerinin ve arkadaşlarının teveccühünü kazanmıştır.<br />
Kim bilir güzel Kıbrıs&#8217;ımızda ne kadar böyle gençler saklıdır ?<br />
Hürmet ve selamlarımın kabulünü rica eder ve böyle bir zabite malik olduklarından dolayı bütün Kıbrıslı kardeşlerimi tebrik ederim.&#8221;</p>
<p><strong>Dr. Binbaşı Osman Necmi Bey</strong></p>
<p>&#8220;Türkiye&#8217;nin Askeri Tıp Fakültesi mezunlarından kıymetli hemşehrimiz Dr. Binbaşı Osman Necmi Bey, iki ay mezuniyet alarak Refikası Hf. ile birlikte Lefkoşa&#8217;yı teşrif etmişlerdir.<br />
Dr. Osman Necmi Bf. 1914 mezunudur ve umumi harp devam ettiği müddetçe orduya iltihak ederek, muhtelif cephelerde Anavatana hizmet etmek suretiyle Kıbrıs gençliğinin yüzünü ağartan bir gençtir.</p>
<p>Osman Bey istiklal Cidaline de iştirak etmiş ve Sakarya Harbinde bulunmuş ve &#8220;Maksad-ı ulvinin istihsali&#8221; uğrunda ibraz ettiği azim ve hizmetine mükafaten 1921 senesinde kahraman göğsünü şerefli İstiklal Madalyasıyla süslemiştir.</p>
<p>Binbaşı Doktorumuz, Kürtlerin isyan harekatını tenkile memur olan orduda bulunmuş ve Ağrı Dağı&#8217;nın tarama ameliyesini pek yakından takip etmiştir. Muharrem Doktor, hali hazırda Bergama Askeri Hastahanesi&#8217;nin Başhekimidir.</p>
<p>Kıbrıs, bu genç yavrusunu bağrına basmakla büyük bir haz ve gurur hissettiği müftehirane ilan edebilir.</p>
<p>Osman Necmi ve muhterem refikası Hanıma beyanı hoşammedi ederken gazasını tebrik eder ve umum Kıbrıs Türklüğü namına kendilerine minnet ve şükranlarımızı takdim eyleriz.&#8221;</p>
<p><strong>Fatih Güvendiren Bey</strong></p>
<p>&#8220;Fatih Bey, 1878 senesinde Kıbrıs&#8217;ta doğmuştur. Yorgancı basılardan Şükrü Efendi&#8217;nin oğludur.<br />
İlk ve orta tahsilini Kıbrıs&#8217;ta yaptıktan sonra Kamil Paşa&#8217;nın sadrazamlığı zamanında yüksek tahsil için memleket çocukları arasında açılan müsabakayı kazanarak İstanbul&#8217;a gitmiş ve Mülkiye Mektebinde yüksek tahsilini ikmal etmiştir.</p>
<p>1898&#8242;de Rodos maiyet memurluğu ile devlet hizmetine girmiş ve sırasıyle birçok kaymakamlıklarda, mutasarrıflıklarda, Kastamonu ve Bursa valilikleri ile Şura-yı Devlet azalığında bulunduktan sonra, 1933 senesinde Trabzon ve müteakip intihapta Bursa mebusluğuna seçilmiş ve 1946 senesine kadar Büyük Millet Meclisi&#8217;nde Bursa mebusu olarak çalışmıştır. Fatih Bey&#8217;in Milli Mücadele esnasında Eskişehir Mutasarrıfı olarak büyük hizmetleri görülmüş ve beyaz şeritli istiklal madalyası ile taltif olunmuştur.</p>
<p>Cumhuriyet devrinde Atatürk tarafından içtimai sahada girişilen birçok inkilapların başarılmasında, Kastamonu ve Bursa valisi sıfatıyla mühim rolü olmuştur.</p>
<p>Fatih Bey Atatürk&#8217;ün devamlı teveccüh itimadına mazhar olmuş ve müşarünileyh tarafından kendisine &#8220;Güvendiren&#8221; soyadı verilmiştir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.</p>
<p>Kıbrıs Türkleri bağımsızlığına düşkün olup her aşamada Anadolu Türkleriyle hep birlikte hareket etmişlerdir. Kıbrıs Türk halkının Türklüğe olan inancıyla bağımsızlık ruhunun varlığı, İngiliz yönetiminin yapmış olduğu baskılara karşın Anadolu Kurtuluş Savaşına yaptığı katkıları ve bizzat savaşta bulunmaları yanında doğrudan sömürge idaresine karşı verdiği mücadeleyi ve yine 1958 1974 yılları arasında Rumlara karşı verdiği &#8220;Varoluş Mücadelesi&#8221; takdire şayandır.<br />
Kıbrıs&#8217;ta Türklüğün &#8220;Varoluş Mücadelesinde&#8221; görev alan kahraman Kıbrıslı Türkleri, 20 Temmuz 1974 yılında Adaya çıkarma yapan kahraman Mehmetçikleri ve Türk istiklal savaşına katılan tüm kahramanları saygı ile anar, bu uğurda verdiğimiz tüm şehitlerimizin ruhunun şad olmasını dilerim.</p>
<p><strong>KAYNAKLAR:</strong><br />
&#8220;Kıbrıs&#8217;ta İki Ulusal Kongre&#8221;<br />
Sabahattin İsmail &#8211; Ergin Birinci</p>
<p>&#8220;Atatürk Döneminde Türkiye Kıbrıs İlişkileri&#8221;<br />
Sabahattin İSMAİL Ergin BİRİNCİ</p>
<p>Güvenlik Kuvvetleri Dergisi, Eylül 2007, Sayı 73</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kibrisabakis.com/kurtulus-savasinda-kibrisli-turkler/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Othello Kulesi (Kalesi)</title>
		<link>http://www.kibrisabakis.com/othello-kulesi</link>
		<comments>http://www.kibrisabakis.com/othello-kulesi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 04:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Volki</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıbrıs Gezilecek Yerler]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs othello Sheakespeare]]></category>
		<category><![CDATA[lüzinyanlılar kalesi]]></category>
		<category><![CDATA[magosa othello]]></category>
		<category><![CDATA[othello]]></category>
		<category><![CDATA[othello kalesi]]></category>
		<category><![CDATA[othello kulesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kibrisabakis.com/?p=1091</guid>
		<description><![CDATA[
Farklı dönemlere ait birçok tarihi ziyaret edilebileceği Mağusa şehrinin en önemli tarihi yapılarından bir tanesi de Lüzinyanlılar&#8217;ın inşa ettiği surlardır.
1489 yılına dek, şehri çevreleyen Lüzinyan surları, adanın Venediklilere geçmesiyle birlikte Osmanlı saldırılarından korunmak amacıyla, 1550&#8242;li yıllarda Venedikten uzman getirilerek ateşli silahlara karşı sağlamlaştırılır.
Mağusa surlarında bulunan kulelerden biri olan Othello kulesi, 12. yüzyılda Luzinyanlar tarafından, limanı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" title="Kıbrıs Othello Kalesi" src="http://www.kibrisabakis.com/resim/othello-kalesi.jpg" alt="" width="368" height="502" /></p>
<p>Farklı dönemlere ait birçok tarihi ziyaret edilebileceği Mağusa şehrinin en önemli tarihi yapılarından bir tanesi de Lüzinyanlılar&#8217;ın inşa ettiği surlardır.</p>
<p>1489 yılına dek, şehri çevreleyen Lüzinyan surları, adanın Venediklilere geçmesiyle birlikte Osmanlı saldırılarından korunmak amacıyla, 1550&#8242;li yıllarda Venedikten uzman getirilerek ateşli silahlara karşı sağlamlaştırılır.</p>
<p>Mağusa surlarında bulunan kulelerden biri olan Othello kulesi, 12. yüzyılda Luzinyan<span id="more-1091"></span>lar tarafından, limanı savunmak amacıyla inşa edilmişti.</p>
<p>Etrafı derin bir hendekle çevriliydi. Koruduğu Deniz Kapısı, Kara Kapısı ile birlikte surlarla çevrili kentin iki ana girişinden biriydi. 1492 yılında Venediklilerin Girne&#8217;de yaptıkları gibi bu Orta Çağ kalesini de bir topçu tabyasına dönüştürdükleri görülmektedir. Kalenin girişinin üzerinde asılı, Venedik&#8217;in amblemi olan Saint Mark&#8217;ın kanatlı aslan kabartmasının altında, kaleyi bu hale getiren kaptan Nicolo Foscarini&#8217;nin adı yazılıdır. Leonardo da Vinci&#8217;nin de 1481 yılında Kıbrıs&#8217;ta iken Venediklilere kentin savunma sistemi hakkında tavsiyelerde bulunduğu söylenmiştir. Kale, kulelerden ve topçu bataryalarıyla biten koridorlardan olmuştur. Geniş avlusunun bir yanında inşa edilmiş olan yemekhane ve üstündeki yatakhane Lüzinyanlar&#8217;dan kalmadır. Kalenin avlusunda duran topların bir kısmı Osmanlı, bir kısmı İspanyol yapımıdır. Demir gülleler toplara, taş güllelerde mancılıklara aittir. Kale&#8217;nin bugünkü adı, ada bir İngiliz sömürgesi iken kullanılmaya başlanmıştır.</p>
<p><img class="alignnone" title="Othello Kulesi" src="http://www.kibrisabakis.com/resim/othello-kulesi.jpg" alt="" width="286" height="227" /></p>
<p>Sheakespeare&#8217;in ünlü tragedyasının bir bölümü, Kıbrıs&#8217;ta bir liman kentinde geçer ve tragedyanın kahramanı Othello bir &#8220;Moor&#8221; (Fash) olarak tanıtılır. Yazarın adanın Venedikli valisi olan ve sadece soyadının anlamı &#8220;Moor&#8221; olan Christophoro Moro&#8217;nun adını duyduğu ve yanılarak onun bir Fash olduğunu düşündüğü sanılmaktadır. Kara Kapısı bir Ravlin&#8217;le (yarım ay şeklindeki tabya) korunmuştu. Burada geçitler ve top yuvalarına ek olarak bir şapel ve zindan olarak kullanılan yer altı odaları bulunmaktadır. Deniz tarafındaki Venedik dönemine ait Arsenaf Canbulat Burcu olarak bilinmektedir. Söylentiye göre Osmanlı kuşatması sırasında döner çarka atıyla birlikte saldırarak işlenmez hale getirmiş ve şehit düşmüştür.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> Tourism Dergisi, 31. Sayı, Mart 2007</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kibrisabakis.com/othello-kulesi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Namık Kemal Zindanı ve Müzesi</title>
		<link>http://www.kibrisabakis.com/namik-kemal-zindani-ve-muzesi</link>
		<comments>http://www.kibrisabakis.com/namik-kemal-zindani-ve-muzesi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 04:04:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Volki</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıbrıs Gezilecek Yerler]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs Namık Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[magosa Namık Kemal Zindanı]]></category>
		<category><![CDATA[Namık Kemal müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[Namık Kemal Zindanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kibrisabakis.com/?p=1085</guid>
		<description><![CDATA[
Değişik dönemlerde farklı uygarlıklara ev sahipliği yapan Kıbrıs&#8217;ın her bölgesinde sayısız tarihi eser bulunuyor. Adanın tarihsel yapı itibariyle en zengin şehirlerinden olan Mağusa, tarihi yapılarıyla her yıl birçok ziyaretçiyi ağırlıyor.
Surlar içinde Lala Mustafa Paşa Camii&#8217;nin karşısında bulunan Namık Kemal Zindanı ve Müzesi, Mağusa&#8217;da bulunan ziyaret edilmeye değer tarihi eserlerden biridir.
Venedik Sarayı&#8217;nın kalıntıları üzerine Osmanlı Döneminde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" title="Namık Kemal Müzesi" src="http://www.kibrisabakis.com/resim/namik-kemal-heykeli-kibris.jpg" alt="" width="412" height="566" /></p>
<p>Değişik dönemlerde farklı uygarlıklara ev sahipliği yapan Kıbrıs&#8217;ın her bölgesinde sayısız tarihi eser bulunuyor. Adanın tarihsel yapı itibariyle en zengin şehirlerinden olan Mağusa, tarihi yapılarıyla her yıl birçok ziyaretçiyi ağırlıyor.</p>
<p>Surlar içinde Lala Mustafa Paşa Camii&#8217;nin karşısında bulunan Namık Kemal Zindanı ve Müzesi, Mağusa&#8217;da bulunan ziyaret edilmeye değer tarihi eserlerden biridir.</p>
<p>Venedik Sarayı&#8217;nın kalıntıları üzerine Osmanlı Döneminde kurulan iki katlı dikdörtgen şeklindeki bu zindan, kesme taştan yapılmıştır. Tek olan hücrenin kapısı Venedik Sarayı&#8217;nın avlusuna açılmaktadır. Üst kattaki dikdörtgen planlı odanın önünde bir sahın bulunmaktadır. Tek mekandan oluşan alt katın, Venedik Sarayı avlusuna açılan bir kapısı ve demir parmaklıklı bir penceresi vardır. Ust kısma dik taşlı bir merdivenle çıkılmakta, iki penceresi olan bu odada Namık Kemal ile ilgili belgeler sergilenmektedir.</p>
<p>Tanzimat edebiyatının meşhur gazeteci, siyasetçi, şâir ve yazarı olan Namık Kemal, 21 Aralık 1840&#8242;ta Tekirdağ&#8217;da doğdu. Bütün yazılarında gelişme, vatanseverlik, hürriyet, meşrutiyet, siyâsî bağımsızl<span id="more-1085"></span>ık, Osmanlıcılık, İslamcılık, maârif, iktisat, kahramanlık gibi sosyal konular üzerinde durdu. Vatan, millet, milliyet, hürriyet kelimelerini, bugünkü, Fransız ihtilâlinden doğmuş mânâlarıyla ilk defa kullandı. Tiyatroyu yeni fikirlerini yaymak için iyi bir vasıta kabul eden yazar, altı tiyatro eseri yazdı. Bunlardan en çok tutulan Vatan Yahut Silistre&#8217;de vatanseverlik temasını işledi.</p>
<p><img class="alignnone" title="Namık Kemal Müzesi ve Zindanı" src="http://www.kibrisabakis.com/resim/namik-kemal-muzesi-zindani.jpg" alt="" width="485" height="321" /></p>
<p>Namık Kemal, 9 Nisan 1873 tarihinde İstanbul Gedik Paşa tiyatrosunda &#8220;Vatan Yahut Silistre&#8221; oyununun oynanmasından sonra 5 Nisan 1873 tarihinde Kıbrıs&#8217;a sürülmüştü. Önceleri alt kattaki zindana kapatılan şair, bir süre sonra Kıbrıs Mutasarrıfı Veyis Paşa&#8217;nın izni ile üst kata çıkarıldı. Bu binada 38 ay kalan Namık Kemal, 3 Haziran 1876 tarihinde de V. Murat tarafından affedilerek İstanbul&#8217;a geri döndü.</p>
<p>Osmanlı Devletinin son devresinde yaşayan Namık Kemal Tanzimat prensiplerini Osmanlı Devleti&#8217;nin kurtuluşu olarak gören Batı kültürü hayranı Şinâsi, Ziya Paşa gibi yazarlarla birlikte çalıştı. Heyecanlı, kavgacı mizacı, akıcı, parlak üslûbu ile, diğer Tanzimat yazarlarından daha fazla tanındı. Kendinden sonra gelen yazarları etkiledi. Şinâsi ile tanışıncaya kadar divan tarzında şiirler yazan Namık Kemal siyâsetten uzak durdu. 1889&#8242;da mutasarrıflık yaptığı Sakız Adası&#8217;nda ölen Namık Kemal, vasiyeti üzerine Bolayır&#8217;a gömüldü.</p>
<p>Mağusa hayatı, rahat ve verimli geçen Namık Kemal, burada serbestçe dolaşabiliyor, dışarısıyla mektuplaşabiliyor, ziyaretçilerini ağırlayabiliyordu. Roman, tiyatro, tarih ve tenkide dair birçok eserini Mağusa&#8217;da yazan sanatçı, edebî çalışmalara ayıracak en çok zamanı burada bulabildi.</p>
<p>Namık Kemal Zindanı ve Müzesinin onarma ve çevre düzenleme çalışmaları 1993 yılında Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Rölöve ve Restorasyon Şubesi tarafından gerçekleştirilerek ziyarete açıldı.</p>
<p><img class="alignnone" title="Namık Kemal Müzesi ve Zindanı içerden" src="http://www.kibrisabakis.com/resim/namik-kemal-muzesi-zindani-icerden.png" alt="" width="485" height="321" /></p>
<p><strong>Kaynak:</strong><strong><em> </em></strong>Tourism Dergisi, Sayı:33 Mayıs 2007</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kibrisabakis.com/namik-kemal-zindani-ve-muzesi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Garip Dede Şehida</title>
		<link>http://www.kibrisabakis.com/garip-dede-sehida</link>
		<comments>http://www.kibrisabakis.com/garip-dede-sehida#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 03:07:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Volki</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs Gezilecek Yerler]]></category>
		<category><![CDATA[garip dede kabri]]></category>
		<category><![CDATA[garip dede mezarı]]></category>
		<category><![CDATA[garip dede türbesi]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs garip dede]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kibrisabakis.com/?p=1070</guid>
		<description><![CDATA[
Yolunuz bir gün Girne&#8217;nin Zeytinlik Köyüne düşerse Garip Dede Şehidası&#8217;nı ziyaret etmenizi tavsiye ederiz. Etrafı demir parmaklıklarla çevrelenmiş bu mezar &#8220;Hayat Ağacı&#8221; diye isimlendirilen bir ağacın altında bulunuyor. Günümüzde hakkında iki farklı rivayet anlatılan Garip Dede Şehidası, eski ve terkedilmiş bir yağ değirmenine ait su kuyusunun yanında yer alıyor.
Garip Dede Şehidası ile ilgili anlatılan rivayetlere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" title="Garip Dede" src="http://www.kibrisabakis.com/resim/garip-dede.jpg" alt="" width="418" height="524" /></p>
<p>Yolunuz bir gün Girne&#8217;nin Zeytinlik Köyüne düşerse Garip Dede Şehidası&#8217;nı ziyaret etmenizi tavsiye ederiz. Etrafı demir parmaklıklarla çevrelenmiş bu mezar &#8220;Hayat Ağacı&#8221; diye isimlendirilen bir ağacın altında bulunuyor. Günümüzde hakkında iki farklı rivayet anlatılan Garip Dede Şehidası, eski ve terkedilmiş bir yağ değirmenine ait su kuyusunun yanında yer alıyor.</p>
<p>Garip Dede Şehidası ile ilgili anlatılan rivayetlere göre:<br />
Templos&#8217;a Venediklilerden sonra gelen aşiretin başında &#8220;Dede&#8221; olarak anılan ak sakallı bir &#8216;Derviş&#8217; varmış. Aşiret üyeleri, köyde içecek temiz su olmadığı gerekçesiyle köye yerleşmek istememişler. Fakat yaşlı adam, köy meydanına yakın yerdeki hayat ağacını göstererek: &#8220;Bu ağacın kökleri ta suya kadar iner. Buraya bir su kuyusu kazın&#8221; emrini v<span id="more-1070"></span>ermiş. Oraya kuyu kazılınca çok güzel bir su bulunmuş. Böylece aşiret köye yerleşmiş. Derviş ölünce onu kuyunun yanına gömmüşler.</p>
<p>Bu rivayeti tamamlayan ikinci rivayete göre, köylülerin &#8216;Şehida&#8217; adını verdikleri hayat ağacı, mezar ve kuyu üçlüsü zamanla unutulup önemini yitirmiş. Kuraklık yüzünden bitişiğindeki yağ değirmeni kapanınca burasını Galliga (Nalbant) Mustafa Efendi kahvehane olarak çalıştırmaya başlamış. Mustafa Efendi her sabah ezandan önce uyanır, değirmenin dibindeki kuyudan çektiği suyla abdest alır ve namazını kıldıktan sonra ocağı yakarmış. Bir sabah dükkanını açtıktan sonra masaların birisinde yaşlı, ak sakallı ve dinç yapılı bir dedenin oturmakta olduğunu görmüş. Yanına gidince yaşlı adam ondan iyi pişmiş sade bir kahve istemiş. Kahve çekmecesini açınca kahvesinin bitmiş olduğunu görmüş. Ancak yaşlı dedenin önerisi üzerine dibek içinde kalan bir pişirimlik kahveyi kullanarak ona bir kahve pişirmiş. Yaşlı adam kahveyi içtikten sonra kuşağından bir kuruş çıkarıp ona vermiş. Ancak bu parayı bozduramadığından yaşlı adama içtiği kahvenin kendi ikramı olduğunu söylemiş. Ancak yaşlı adam ısrar etmiş ve sonunda da &#8220;Bu parayı çekmecene koy ve hiç çıkarma, bozdurma. Gönülden verilen bir şeyin bedelini Alla<!--more-->h keser. Dediğimi unutma&#8221; demiş ve gözden kaybolmuş. O günden sonra çekmecesinden hiç eksik etmediği bu kuruş uğurlu gelmiş olacak ki, kısa zamanda mali bakımdan toparlanarak çoluk çocuğuyla rahat geçinmeye başlamış. Ancak bir gün eski bir alacaklısı gelince, borcunu kapatabilmek için kuruşu ona vermek zorunda kalmış. O günden sonra işleri yine hep ters gitmiş; iki yakası bir araya gelmemiş.</p>
<p>Bir gün kahvehanesini açarken su kuyusu başında o yaşlı dedenin oturduğunu ve kendisine dalgın dalgın baktığını görmüş. Yanına gitmeye kalkınca birden bire ortadan kaybolmuş. Bu olay üç kez tekrarlanmış. En sonunda Derviş veya Hızır olduğuna inandığı bu ihtiyarı gücendirdiğini anlamış. Bunun üzerine kahvehanesinin alet edevatını satarak kuyu dibindeki mezarı yaptırmış. Mezarın üzerine bir taş dikip üzerine de sarık benzeri yeşil renkte bir çaput sarmış. Zaten çocuklarını da okutmuş ve evlendirmiş olduğundan geriye kalan günlerini namaz kılıp dua ederek geçirmiş. Bir başka rivayete göre, Mustafa Efendi o günden sonra kahvehanesini açmadan orada abdest almaya ve ellerini açıp yatıra dua etmeye başlamış.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong>Tourism Dergisi, SAYI: 36 AĞUSTOS 2007</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kibrisabakis.com/garip-dede-sehida/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Saint Hilarion Kalesi&#8217;nde Mutfak</title>
		<link>http://www.kibrisabakis.com/saint-hilarion-kalesinde-mutfak</link>
		<comments>http://www.kibrisabakis.com/saint-hilarion-kalesinde-mutfak#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Feb 2010 04:35:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Volki</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıbrıs Türk Mutfağı]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs ortaçağ mutfağı]]></category>
		<category><![CDATA[Saint Hilarion Kalesi]]></category>
		<category><![CDATA[Saint Hilarion mutfağı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kibrisabakis.com/?p=1065</guid>
		<description><![CDATA[
Gerçekleştirilen onarım sırasında geçmişe uygun şekilde onarılan St. Hilarion Kalesi&#8217;nin mutfağında sergilenen araç gereç ve ürünler yüz yıllar öncesinin mutfağı konusunda bizlere ışık tutuyor.
Kıbrıs&#8217;ta ada halkını Arap akınlarına karşı korumak için Beşparmak sıra dağlarının en yüksek noktalarına, gözetleme noktası olarak, düşmandan korunma alanı olarak yapılan kaleler zincirinin bir halkasıdır, St Hilarion kalesi.
Ortaçağ&#8217;a ait etkileyici bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" title="Saint Hilarion mutfağı" src="http://www.kibrisabakis.com/resim/Saint-Hilarion-mutfagi.jpg" alt="" width="444" height="294" /></p>
<p>Gerçekleştirilen onarım sırasında geçmişe uygun şekilde onarılan St. Hilarion Kalesi&#8217;nin mutfağında sergilenen araç gereç ve ürünler yüz yıllar öncesinin mutfağı konusunda bizlere ışık tutuyor.</p>
<p>Kıbrıs&#8217;ta ada halkını Arap akınlarına karşı korumak için Beşparmak sıra dağlarının en yüksek noktalarına, gözetleme noktası olarak, düşmandan korunma alanı olarak yapılan kaleler zincirinin bir halkasıdır, St Hilarion kalesi.</p>
<p>Ortaçağ&#8217;a ait etkileyici bir mimariye sahip kalenin ilk gözetleme kulesinin VII. y.y&#8217;dan, X. y.y.&#8217;a kadar süren Arap akınları sırasında yapıldığı düşünülmekte.</p>
<p>Bizans yapılarının da bulunduğu kelenin çoğu bölümü Lüzinyan döneminde yapılmıştır. St Hilarion&#8217;un diğer kalelerden en farklı özelliği, hava sıcak olduğunda iç bahçenin serinliği ve manzarasının güzelli<span id="more-1065"></span>ğidir.</p>
<p>Üç ana bölümden oluşan kalenin, ikinci bölümünde, kale için en önemli yapılardan biri olan &#8216;Mutfak&#8217; bulunuyor Ortaçağ&#8217;da kalelerin en önemli kısımlardan biri olan mutfaklarda kullanılan tek yemek pişirme kaynağının ateş olup, genellikle mutfaklarda bir ocak yer alıyordu. Ocağın yanı sıra birçok mutfakta fırınların da<!--more--> yer alması hem ocak hem de fırınlarda aynı anda yemek pişirildiğini göstermektedir. Ocaklarda zincirli bir kancaya takılmış kazanlar kullanılırdı. Kaldırma ve indirme düzeneğine sahip zincirli kancalar ısıyı ayarlama görevi görürdü. Mutfaktaki tüm ağır işlerde aşçı yamakları görev alırdı. Örneğin çiğ etin baharatlarla terbiye edilmesi onların işiydi. Ancak; baharatların çok pahalı olması nedeniyle, bu tür işlemler sadece zengin mutfaklarında gerçekleştirilirdi. Şimdikinin tam aksine şeker, tuz gibi malzemeler çok pahalı malzemelerdi. Kirlenmiş olan tabak ve çanaklar ise kum, toprak ve su ile temizlenmekteydi.</p>
<p>Bir ortaçağ mutfağında birçok alet bulunurdu. Örneğin, kevgirler, kepçeler, üçlü çatallar ve et kancaları kazan içinde pişirilen malzemelerin çıkarılmasında; fırında pişirilen yiyeceklerin çıkarılmasında ise ahşap kürekler kullanılıyordu. Kazandan çıkarılan et türü malzemeler kasap çengeline asılır, bıçaklar ise kesme, oyma yada kemik temizlemede değerlendirilirdi.</p>
<p>Satırlar daha çok hayvan eti parçalama işlevini yerine getirmekteydi. Mutfak aletleri yiyeceklerin hazırlanmasında kullanılıyordu. Bu bölümde teşhir edilen malzemelerin bazıları etnografik nitelikli olup geriye kalanlar ise esas eserlerden yararlanılarak yapılmıştır.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> Cuisine Dergisi, SAYI: 7, TEMMUZ/AĞUSTOS/EYLÜL 2007<strong><em></em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kibrisabakis.com/saint-hilarion-kalesinde-mutfak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yurdumuzu Tanıyalım: Gönyeli</title>
		<link>http://www.kibrisabakis.com/yurdumuzu-taniyalim-gonyeli</link>
		<comments>http://www.kibrisabakis.com/yurdumuzu-taniyalim-gonyeli#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 08:16:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Volki</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeşitli]]></category>
		<category><![CDATA[gönyeli]]></category>
		<category><![CDATA[gönyeli barajı]]></category>
		<category><![CDATA[gönyeli belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[gönyeli festivali]]></category>
		<category><![CDATA[gönyeli köyü]]></category>
		<category><![CDATA[gönyeli tarihçesi]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs gönyeli]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs köyleri]]></category>
		<category><![CDATA[lefkoşa gönyeli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kibrisabakis.com/?p=1054</guid>
		<description><![CDATA[
Gönyeli, Lefkoşa merkezden altı kilometre batıda ve eski Lefkoşa-Girne yolu üzerindedir. Gönyeli, Lefkoşa ilçesinin oldukça büyük bir yerleşim birimi sayılır. Köyün kuruluş tarihi eskilere dayanmaktadır. 1571&#8242;de II. Selim&#8217;in Osmanlı Padişahlığı&#8217;na getirilmesinden sonra Kıbrıs&#8217;a bir sefer düzenlenerek ada fethedilir ve padişahın fermanı ile Konya ve Anamur bölgelerindeki bazı vatandaşlar Kıbrıs&#8217;a yerleşmeleri için gönderilir. Her 10 kişiden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" title="Gönyeli'ye yapılan ilk yerleşim evleri halen güzelliğini doğallığını korumaktadırlar." src="http://www.kibrisabakis.com/resim/gonyeli.jpg" alt="" width="472" height="288" /></p>
<p>Gönyeli, Lefkoşa merkezden altı kilometre batıda ve eski Lefkoşa-Girne yolu üzerindedir. Gönyeli, Lefkoşa ilçesinin oldukça büyük bir yerleşim birimi sayılır. Köyün kuruluş tarihi eskilere dayanmaktadır. 1571&#8242;de II. Selim&#8217;in Osmanlı Padişahlığı&#8217;na getirilmesinden sonra Kıbrıs&#8217;a bir sefer düzenlenerek ada fethedilir ve padişahın fermanı ile Konya ve Anamur bölgelerindeki bazı vatandaşlar Kıbrıs&#8217;a yerleşmeleri için gönderilir. Her 10 kişiden biri zanaatkar olmak kaydıyla demirci, çömlekçi, ayakkabıcı, nalburca tenekeci ve birçok ustalar Kıbrıs&#8217;a getirilir. Gönyeli&#8217;ye yerleşen ve ilk kurucusu olduğu kabul edilen Türk&#8217;ün Anamurlu Kurt Ali olduğu söylenmektedir.<br />
Gönyeli ismi nereden gelmektedir sorusuna halk arasında dilden dile gelen birçok cevap bulmak mümkündür.<br />
1-Konya bölgesinden gelen Türkler daha çok Gönyeli&#8217;ye yerleştiği için yerli Rumlar Konyalı&#8217;yı Gonyalı ve Gönyeli olarak değiştirdiği fikri yaygındır.<br />
2-Osmanlı Valileri&#8217;nden birinin Kıbrıs&#8217;ı ziyareti esnasında Gönyeli&#8217;den geçerken halkla konuşma ihtiyacı hasıl olur. Köylü toplanır, şikayetlerini söyler. Vali ayrılacağı zaman tokalaştığı halkın ellerinin toprakla çalışma<span id="more-1054"></span>ktan dolayı çatlak çatlak olduğunu fark edip şöyle der; &#8220;Bu insanlar Gönelli insanlardır&#8221; &#8220;Gönelli insan, çalışkan insan demektir&#8221; der. Daha sonra Gönelli, Gönyelili olarak geçer ve köyün ismi Gönyeli olur.<br />
Köyün çok eski bir yerleşim yeri olduğunu gösteren çok sayıda kanıt bulunmaktadır. Örneğin 1951 yılında köye içme suyu getirilmişti. Su deposunun yapımı için çıkarılan temel çukurlarında kilise kalıntılarına rastlanmıştır. Bu kilisenin adının da Ayios Gunellis olması oldukça ilginçtir. Ayrıca o bölgede yapılan evlerin temel kazılarında Roma döneminden kalma cam eşyalarının varlığı bir gerçektir. Yine köyün orta yerinde bir nekropol alanı bulunmaktadır. Bu bölgede açılan kuyu ve septik çukurların kazılması sırasında insan kemikleri çıktığı bilinmektedir. Bu buluntular köyün çok eskilere dayandığının bir göstergesi olarak kabul edilmektedir.</p>
<p><strong>Geçmişten bugüne Gönyeli</strong></p>
<p>Gönyeli büyük oranla 1974 Mutlu Barış Harekatı&#8217;ndan sonra gelişerek bugünkü konumuna ulaşmıştır. Gönyeli&#8217;nin nüfusu 1930&#8242;larda 400 kişi iken, 1960&#8242;larda 1500&#8242;e, 1974&#8242;de 2 bin dolayına ulaştı. 2005 yılında yapılan nüfus sayımında ise Gönyeli&#8217;nin 12 bin nüfusa sahip olduğu 2008 yılında ise bu sayının 14 binlere ulaştığı tahmin edilmektedir.<br />
Gönyeli; 1974-1980 yılları arasında Gönyeli-Güzelyurt ana yolu ile Girne ana yolu arasında sıkışıp kalmış sonraları ise bu bölgeye yoğun talep olmasından dolayı genişleyerek yeni bir bölge oluşmuştur. Bu bölgenin ismi de Gönyeli-Yenikent olmuştur. Şu anda bu bölgede Belediye hizmetleri için merkezdekine ek olarak bir belediye binası mevcuttur. Gönyeli&#8217;de iki muhtar görev yapmaktadır.<br />
Gönyeli halkının yaklaşık %10&#8242;u hayvancılık ve çiftçilik, %30&#8242;ı serbest meslek, %60&#8242;ı ise memuriyet ile yaşamlarını sürdürmektedir.</p>
<p><strong>Gönyeli&#8217;de  sportif ve  kültürel  faaliyet  gösteren kulüpler:</strong></p>
<p>1-Gönyeli Türk Spor Kulübü</p>
<p>2-Gönyeli Tenis Kulübü</p>
<p>3-Yükseliş Hentbol Kulübü</p>
<p>4-Gönyeli AvcılıkAtıcılık Kulübü</p>
<p>5-KKTC Darts Kulübü</p>
<p><strong>Gönyeli Festivali</strong></p>
<p><strong><img class="alignnone" title="Gönyeli Festivali" src="http://www.kibrisabakis.com/resim/gonyeli3.jpg" alt="" width="350" height="243" /><br />
</strong></p>
<p>Her yıl yaz ayında düzenlenmekte olan halk dansları festivali CIOFF&#8217;a üye olan çeşitli ülkelerin toplulukları ile birlikte gerçekleştirilmektedir. Kültürel olarak düzenlenmekte olan bu etkinlik, yurdumuzun birçok kentinden de katılımla coşkulu ve eğlenceli olarak geçmektedir.</p>
<p><strong>Gönyeli Barajı</strong></p>
<p><strong><img class="alignnone" title="Gönyeli Barajı" src="http://www.kibrisabakis.com/resim/gonyeli2.jpg" alt="" width="378" height="243" /><br />
</strong></p>
<p>1962-63 yılında yapılan Gönyeli barajı, yeni bir gelir kaynağı olarak sulu ziraatı başlatmıştır. Kanallarla ovalar sulanıp bir yılda iki ürün alınmıştır. Kışın buğday arpa ekilirken, yazın da pamuk, susam, bamya, patlıcan, kavun ve karpuz üretilmeye başlanmıştır. Gönyelili, kendi toprağında alın teriyle, ailece ekip-biçmeyle rızkını çıkarmaya başlamıştır. Gönyeli, çevre köy ve kasabaların sığınacakları sakin ve emin bir belde olmakla kalmamış, en büyük Türk köylerinden biri olmuştur.</p>
<p><strong>Gönyeli Çemberi</strong></p>
<p><strong><img class="alignnone" src="http://www.kibrisabakis.com/resim/gonyeli1.jpg" alt="" width="359" height="216" /><br />
</strong></p>
<p>Girne, Lefkoşa, Mağusa ve Güzelyurt gibi dört büyük kentimizi birbirine bağlayan tek çember olan Gönyeli Çemberi&#8217;nde Milli Mücadele ve Kurtuluş Anıtı&#8217;mız bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Çalışma:</strong> Taşer KANLI (Sivil Savunma Lefkoşa Bölge Müdürlüğü)</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> Sivil Savunma Dergisi, Sayı: 26, Yıl: Mayıs-Haziran-Temmuz-Ağustos 2008</p>
<p><strong>Gönyeli Beleiyesi Ağeli:</strong> <a href="http://www.gonyelibelediyesi.com">http://www.gonyelibelediyesi.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kibrisabakis.com/yurdumuzu-taniyalim-gonyeli/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mevlevi Müzesi</title>
		<link>http://www.kibrisabakis.com/mevlevi-muzesi</link>
		<comments>http://www.kibrisabakis.com/mevlevi-muzesi#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Feb 2010 00:17:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Volki</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıbrıs Gezilecek Yerler]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs Mevlevi Müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs müzeler]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs müzeleri]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrısta mevlevilik izleri]]></category>
		<category><![CDATA[Lefkoşa Mevlevi Müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[mevlevi]]></category>
		<category><![CDATA[mevlevihane]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kibrisabakis.com/?p=1045</guid>
		<description><![CDATA[
Mevlevi Tekkesi; Lefkoşa Girne Kapısı&#8217;nın hemen gerisinde yer alan Osmanlı Dönemi&#8217;nin en önemli tarihi ve mimari yapılarından birisidir. Celaliye Vakfına aittir. Mevlevi Mezhebi&#8217;nin Anadolu&#8217;daki merkezi Konya, Suriye&#8217;de Halep, Kıbrıs&#8217;ta ise Lefkoşa Mevlevi Tekkesi idi. Mevlevi Tekkesi&#8217;nin XVII y.y. başlarında Emine Hatun&#8217;un bağışladığı arazi üzerine kurulduğu bilinmektedir. Mevlevi tarikatının Kıbrıs&#8217;ta bir uzantısı olarak kullanılan Mevlevihane daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" title="Mevlevi Müzesi" src="http://www.kibrisabakis.com/resim/mevlevi-muzesi.jpg" alt="" width="500" height="340" /></p>
<p>Mevlevi Tekkesi; Lefkoşa Girne Kapısı&#8217;nın hemen gerisinde yer alan Osmanlı Dönemi&#8217;nin en önemli tarihi ve mimari yapılarından birisidir. Celaliye Vakfına aittir. Mevlevi Mezhebi&#8217;nin Anadolu&#8217;daki merkezi Konya, Suriye&#8217;de Halep, Kıbrıs&#8217;ta ise Lefkoşa Mevlevi Tekkesi idi. Mevlevi Tekkesi&#8217;nin XVII y.y. başlarında Emine Hatun&#8217;un bağışladığı arazi üzerine kurulduğu bilinmektedir. Mevlevi tarikatının Kıbrıs&#8217;ta bir uzantısı olarak kullanılan Mevlevihane daha önce kurulan Arap Ahmet Mevlevihanesi ile Ferhat Paşa Mevlevihanesi&#8217;nin birdevamı olarak kabul edilmektedir. 1207 yılında Afganistan&#8217;ın Belh şehrinde doğan ve Mevleviliğin kurucusu olarak kabul edilen Mevlana Celaleddin-i Rumi, genç yaşta babası ile birlikte Anadolu&#8217;ya göç edip Konya şehrine yerleşmiş ve Mevlevilik felsefesini orada geliştirip tüm Türk ve İslam dünyasına yaymıştır. Kıbrıs&#8217;ın Osmanlı Idaresi&#8217;ne girdiği 1571 yılından sonra Konya ve Karaman gibi yerleşim birimlerinden Kıbrıs&#8217;a göç edenler tarafından getirildiği tahmin edilmektedir.</p>
<p>Mevlevilik genel anlamda hiçbir dini ayrımı gözetmeksizin dünya insanlığına kucak açan ve tanrıdan geleni kullarına dağıtan hümanist bir inanca dayanmaktadır. Sema ayinlerinde semazenlerin sağ avuçlarının göğe, sol avuçlarının ise yere bakması &#8216;Hak&#8217;tan aldığımızı halka veririz&#8217; anlamını taşımaktadır. Her yıl, Mevlevi Tarikatının kurucusu olan Mevlana&#8217;nın ölümüne (Vuslata ermesine) denk gelen Aralık ayının 17&#8242;nci gecesinde &#8216;Şeb-i arus&#8217; (Gelin gecesi) sema ayini <span id="more-1045"></span>düzenlenmektedir. 1607 yılında Konya&#8217;dan Kıbrıs&#8217;a gönderilen Şeyh Saadettin ibn-i Muharrem Lefkoşa Mevlevihanesi&#8217;nin ilk şeyhidir. Kıbrıs Müftülüğünün yanısıra bu görevi de yürütmüştür.</p>
<p>Türkiye&#8217;deki tekkelerin 30 Kasım 1925 tarihinde kapatılmasıyla   birlikte.   Mevleviliğin   merkezi   Konya&#8217;dan Halep&#8217;e kaydırılmıştır. O dönemde Atatürk devrimlerini benimseyen Kıbrıs Türk Toplumunun büyük bir bölümü, Kıbrıslı Şeyh Celalettin Efendi&#8217;nin ölümünden sonra Kıbrıs&#8217;ta tekkelerin kapatılmasını talep etmişlerdir. Ancak İngiliz Sömürge İdaresi bu fikre itibar etmeyip tekke şeyhlerini Halep&#8217;teki Mevlevi Tekkesi&#8217;nden getirme kararı almıştır. Nitekim Suriyeli Şeyh Muhammed Selim Dede (Şeyh Şamlı Selim Dede) 6 Aralık 1933 tarihinde tekkeye şeyh olarak atanmış ve görevini ölüm tarihi olan 09 Aralık 1953 yılına kadar sürdürmüştür. Bu tarihten sonra ise Kıbrıs&#8217;ta Mevlevilik zamanla ortadan kalkmıştır.</p>
<p>Tekke, ilk yapıldığı dönemde semahane, türbe, derviş odaları, mutfak, misafir odaları bölümlerini içermekteydi. Bu yapı kompleksinin doğusunda ise büyük bir meyve bahçesi ve içinde suyu hiç eksilmeyen bir de su kuyusu ( Venedik kuyusu) vardı. Tekkenin 1954 yılında kapatılmasıyla birlikte odaları  önce &#8216;Türk  Çocuk Yuvası&#8217;  olarak  kullanılmaya başlanmıştır. Semahane ve türbeler dışında kalan yapılar bakımsızlıktan yıprandığı ve orijinal özelliklerini yitirdiği gerekçesiyle yıktırılmış ve yerine şimdiki Vakıflar Pasajı&#8217; inşa edilmiştir.</p>
<p><img class="alignnone" title="Mevlevi Müzesi İçerden" src="http://www.kibrisabakis.com/resim/mevlevi-muzesi2.jpg" alt="" width="501" height="307" /></p>
<p>Mevlevihane&#8217;den geriye kalan semahane, türbe ve bazı odaların müze olarak Türk Toplumuna kazandırılması düşüncesiyle Konya Müze Müdürü Mehmet ÖNDER Kıbrıs&#8217;a davet edilmiş ve kendisinin hazırladığı rapor ışığında, Mevlevi Tekke &#8216;Kıbrıs Türk Müzesi (Türk Etnografya Müzesi) olarak düzenlenerek 30 Nisan 1963 yılında ziyarete açılmıştır. Müzenin oluşturulmasına büyük katkı koyan Cevdet ÇAĞDAŞ bu müzenin sorumluluğuna getirilmiştir. Kıbrıs&#8217;ta ilk Türk müzesi olma özelliği taşıyan müzede Etnoğrafik eserler, elyazması fermanlar, beratlar giysiler, müzik aletleri, silahlar, halılar yer almaktaydı. Küçük iç avluda ise Şimdiki Türkiye Büyükelçiliği&#8217;nin ve lise binalarının yer aldığı, eski Girne Kapısı Osmanlı Mezarlık alanından taşınmış mezar taşları ve kitabeler sergilenmekleydi. 1963-1974 yılları arasında mezun olup adaya dönen arkeolog ve sanat tarihçilerinin bu müzede görev yapması, bu müzenin bir nevi Eski Eserler ve Müzeler Dairesi&#8217;nin ilk nüvesinin oluştuğu bir merkez olarak da tarihi biröneme sahiptir.</p>
<p>Günümüze sadece semahane ve türbe bölümleri ulaşan müzenin, sadece Mevlevi Tekke Müzesi olarak hizmet vermesi düşünüldüğünden, 2001-2002 yılları arasında yeniden elden geçirilmiş ve sergilemesi de yenilenerek Şeb-i Aruz günü olan 17 Aralık 2002 tarihinde bir sema ayiniyle hizmete açılmıştır.</p>
<p>Günümüzde Girne Caddesi üzerinde yer alan Mevlevihane&#8217;ye üzerinde &#8216;Ya Hazreti Mevtana&#8217; ibaresi bulunan basık kemerli bir giriş kapısından girilmekte ve &#8216;L&#8217; planlı avluya ulaşılmaktadır. Avluda Osmanlı taş işçiliğinin güzel örneklerini oluşturan mezar taşları ve kitabeler belli bir düzen içinde, açıklayıcı bilgileriyle sergilenmektedir. Avlunun doğusunda, basık kemerli giriş kapısından kare planlı semahaneye girilmektedir. Semahane eğimli ahşap tavanı taşıyan iki fil ayak ile bunları birbirine ve duvarlara bağlayan kemerlerle ikiye ayrılmıştır. Birinci bölüm giriş kapısı önünde yer alan dikdörtgen planlı bölüm olup, burada Mevlana&#8217;nın din, dil ve ırk ayrımı yapılmadan bütün insanlığı barış ve hoşgörüye çağıran felsefesi yazı, resim ve minyatürlerle anlatılmaktadır. İkinci bölümde ise semazenlerin sema yaptıkları alan ile mulrip mahveli yer almaktadır. Burada mankenler kullanılarak sema yapan dervişler canlandırılmış olup, mulrip mahvelinde ise mevlevi müziği icra eden mutrip heyeti canlandırılmaktadır. Vitrinler içerisinde ise mevlevilikle ilgili müzik aletleri ve Mevlana&#8217;nın yazdığı mesnevinin orjinal kopyası sergilenmektedir. Semahanenin güney duvarında bir mihrap, üzerinde boya ile yapılmış bir çelenk ve mevlevi sikkesi (külahı) resmedilmekte, çelenk ortasında ise 1867 yılında Hattat Nazım tarafından yazılmış &#8216;Ali-lmran Suresi&#8217;nin onyedinci ayetinden alınmış bir cümle yer almaktadır. Günümüze ulaşan tek tekke odasında (Derviş hücresi) ise Mevlevilikte önemli bir yeri olan mutfak; mevlevi sofrası, metin, çizim ve canlandırılmalarla anlatılmaktadır. Semahanenin güneybatısındaki kapıdan Girne Caddesi boyunca bir aks üzerinde uzanan ve altı adet kubbe ile örtülü ve içinde 16 mezarı olan türbe bölümüne girilmektedir. Bu bölümde kimlikleri belli olan beş mezarla ilgili bilgiler yanında, burada şeyhlik yapan şahıslara ait çeşitli el yazması eserler sergilenmektedir. Ayrıca türbe bölümünde yer alan 16 mezar <a href="http://www.kibrisabakis.com/kibris-turk-geleneksel-el-sanatlari">Kıbrıs el sanatları</a>nı yansıtan el işi örtülerle zenginleştirilmiştir.</p>
<p><strong>Çalışma:</strong> Figen CAN ER (Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Kazı İlşeri Şube Amiri (v))</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kibrisabakis.com/mevlevi-muzesi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yurdumuzu Tanıyalım: Mehmetçik</title>
		<link>http://www.kibrisabakis.com/yurdumuzu-taniyalim-mehmetcik</link>
		<comments>http://www.kibrisabakis.com/yurdumuzu-taniyalim-mehmetcik#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 22:13:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Volki</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeşitli]]></category>
		<category><![CDATA[galatya köyü]]></category>
		<category><![CDATA[iskele mehmetçik]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs köyleri]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs mehmetçik]]></category>
		<category><![CDATA[mehmetçik köyü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kibrisabakis.com/?p=1029</guid>
		<description><![CDATA[
Eski adı Galatya olan şimdiki Mehmetçik köyü. İskele İlçesine bağlı bir bucak merkezidir. Deniz seviyesinden yaklaşık 400 ayak yükseklikteki bir yayla (plato) üzerine kurulmuş havalı ve serin bir yerdir.
Kuzeybatısında bir gölet bulunurken güney ile güneydoğu tarafı ise bir yamaçla çevrilidir. Yamacın altında verimli çukur bir ovası vardır. Gazimağusa&#8217;ya uzaklığı 30 kilometre. İskele&#8217;ye uzaklığı ise 18 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" title="Mehmetçik Köyü" src="http://www.kibrisabakis.com/resim/mehmetcik-koyu.jpg" alt="" width="521" height="263" /></p>
<p>Eski adı Galatya olan şimdiki Mehmetçik köyü. İskele İlçesine bağlı bir bucak merkezidir. Deniz seviyesinden yaklaşık 400 ayak yükseklikteki bir yayla (plato) üzerine kurulmuş havalı ve serin bir yerdir.</p>
<p>Kuzeybatısında bir gölet bulunurken güney ile güneydoğu tarafı ise bir yamaçla çevrilidir. Yamacın altında verimli çukur bir ovası vardır. Gazimağusa&#8217;ya uzaklığı 30 kilometre. İskele&#8217;ye uzaklığı ise 18 kilometredir. Nüfusu 1238 olmakla birlikte bu rakam yaz aylarında Lefkoşa, Girne, Gazimağusa ve yurt dışındaki Mehmetçiklilerin gelmesiyle yaklaşık 1600-1800&#8242;e ulaşmaktadır.</p>
<p>Halkın geçim kaynağı genelde, tarım, hayvancılık, çok az miktarda bağcılık ve zeytinciliktir. Bundan 10-12 yıl öncesine kadar bağcılık çok ileri bir safhada iken. bağları değerlendirmek amacıyla bir şarap fabrikası açılmış anca<span id="more-1029"></span>k ihracatın olmaması, dışa açılmaması, ambargoların konması bu sektörün çökmesine sebep olmuştur.</p>
<p>Mehmetçik köyünün tam kuruluş tarihi bilinmemekle birlikte 23-24 Haziran 2003 tarihleri arasında Mehmetçik-Balalan yolundaki kasaphanenin yanındaki. Bahçecik mevkii diye bilinen yerde bulunan mezarda gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda, bu mezarın Geç Geometrik devri (M.Ö.859-750) ile Erken Arkaik (M.Ö.750-600) devirlerine ait olduğu belirlenmiştir. Bu da bize köyün Galatya adı altında çok eski tarihlerde kurulmuş olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Osmanlı Türklerinin M.S.XVI. Yüzyılın başlarında köye Konya, Karaman ve Osmaniye yörelerinden gelip yerleştikleri araştırmacılar ve köyde yaşayan yaşlılar tarafından belirtilmektedir. Köye Osmanlılar zamanında yerleşen birçok Türk, İngiliz idaresi zamanında baskı ve zulüm nedeniyle tekrar Türkiye&#8217;ye Antalya yöresine göç etmişlerdir. Bunun yanı sıra İngiltere ve Avustralya başta olmak üzere diğer birçok ülkelere göçler olmuştur.</p>
<p>Mehmetçik, Karpaz anayolunda olması nedeniyle merkezi bir hareketlilik kazanmıştır. Belediye, Bucak Kaymakamlığı, Posta, Elektrik Dairesi, Sosyal Hizmetler Dairesi, bankalar, eczaneler, kooperatiflerin yanında birçok ticarethane ve fabrikalar açılmıştır.</p>
<p>Belediye, halkın isteği doğrultusunda Pamuklu köyünde de her türlü hizmeti görmeye çalışmaktadır. Etrafında bulunan Balalan, Kumyalı, Çayırova, Zeybekköy, Sazlıköy, Yedikonukve Büyükkonuk köyleri ile de işbirliği ve dayanışma içerisindedir. Köyün en eski yapılarından biri olan cami (1877) bölgede nadir görülen yapılardan biridir. Araştırma ve anlatılanlara göre II. Dünya Savaşından önce Mehmetçik (Galatya) çamlık bir orman köyü olarak bilinmekteydi. Ancak bu orman Mısır&#8217;da yakacak olarak kullanılmak üzere İngilizler tarafından kesilmek suretiyle yok edilmiştir. Yedikonuk (Eftagomi) ile Balalan köyleri için de aynı şeyler söylenmektedir.</p>
<p>Köyün en büyük özelliklerinden biri de 1958-1974 yılları arasında adaya büyük gemilerle gelen mühimmatlar Balalan mevkiinde denizden alınarak Mehmetçik&#8217;te toparlanıp buradan uygun olan yerlere dağıtımı yapılmakta idi. TMT Bayraktarlığına bağlı olarak burada sancaktarlık kurulmuş ve çevresindeki Rum köylerinin baskılarına rağmen ayakta kalmış. Rum&#8217;a teslim olmamış ve 1974 Barış Harekatı&#8217;nın mihenk taşlarından biri olmuştur. 1972 yılında Türkiye&#8217;de başlatılan &#8220;Kendi Uçağını Kendin Yap&#8221; kampanyasına Mehmetçik halkı ve mücahidi olarak büyük yardımlar yapmışlar ve bunun anısına köye gelen bir komutan tarafından köylülere bir uçak maketi hediye edilmiştir.</p>
<p>Halkın kendi ürettiği üzüm sucuğu adanın her tarafında çok meşhurdur. Her yıl Ağustos ayında düzenlenen &#8220;Mehmetçik Üzüm Festivali&#8221; büyük ilgi görmektedir.</p>
<p>Mehmetçik köyünün Gazimağusa tarafından girişteki tepe üzerine Atatürk heykeli ve hemen altındaki Ay Yıldız ile &#8220;CANIMIZ VATAN İÇİN&#8221; yazısı Mehmetçik halkının, atası ve vatanına, milleti ve bayrağına ne kadar bağlı olduğunun bir işaretidir.</p>
<p><img class="alignnone" title="Canımız Vatan İçin" src="http://www.kibrisabakis.com/resim/canimiz-vatan-icim.jpg" alt="" width="443" height="333" /></p>
<p><strong>Kaynak:</strong> Mehmetçik Belediyesinin yayınlamış Olduğu Galatya Gazetesi, Mehmetçik Köy Halkı</p>
<p><strong>Çalışma:</strong> Salih TANER (Sivil Savunma İskele Bölge Müdürlüğü)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kibrisabakis.com/yurdumuzu-taniyalim-mehmetcik/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yurdumuzu Tanıyalım: Lapta</title>
		<link>http://www.kibrisabakis.com/yurdumuzu-taniyalim-lapta</link>
		<comments>http://www.kibrisabakis.com/yurdumuzu-taniyalim-lapta#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2010 23:22:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Volki</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeşitli]]></category>
		<category><![CDATA[girne lapta]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs köyleri]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs lapta]]></category>
		<category><![CDATA[lapta]]></category>
		<category><![CDATA[lapta belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[lapta dağı]]></category>
		<category><![CDATA[lapta resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[lapta sahili]]></category>
		<category><![CDATA[lapta tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kibrisabakis.com/?p=1001</guid>
		<description><![CDATA[
Lapta, Girne&#8217;nin 8.5 km. batısında Beşparmak Dağlarının en yüksek tepesi olan Selvili Tepe&#8217;nin kuzeyinde, doğal güzelliklerin doruğa çıktığı bir yerleşim yeridir. 1960 yılında nüfusu 3496 (3126 Kıbrıslı Rum, 370 Kıbrıs&#8217;lı Türk) idi. 1960&#8242;ta belediye olan Lapta, nüfus bakımından Kıbrıs&#8217;ta 12&#8242;inci sıradaydı. 1996 yılında nüfus, 3586 olarak belirlenmiştir. Lapta&#8217;nın coğrafi konumu ve doğal güzellikleri ilk çağlardan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" title="Lapta" src="http://www.kibrisabakis.com/resim/lapta.jpg" alt="" width="550" height="367" /></p>
<p>Lapta, Girne&#8217;nin 8.5 km. batısında Beşparmak Dağlarının en yüksek tepesi olan Selvili Tepe&#8217;nin kuzeyinde, doğal güzelliklerin doruğa çıktığı bir yerleşim yeridir. 1960 yılında nüfusu 3496 (3126 Kıbrıslı Rum, 370 Kıbrıs&#8217;lı Türk) idi. 1960&#8242;ta belediye olan Lapta, nüfus bakımından Kıbrıs&#8217;ta 12&#8242;inci sıradaydı. 1996 yılında nüfus, 3586 olarak belirlenmiştir. Lapta&#8217;nın coğrafi konumu ve doğal güzellikleri ilk çağlardan itibaren insanların bu bölgeye yerleşmesine ve birçok uygarlığa ev sahipliği yapmasına neden olmuştur. &#8220;Lapithos&#8221; veya &#8220;Lapethos&#8221; diye bilinen bu kent Kıbrıs&#8217;ın bölündüğü 9 (dokuz) Krallıktan birinin merkeziydi. Önemini Roma ve Bizans döneminde de sürdüren Lapta, Roma döneminde Kıbrıs&#8217;ın dört ilçesinden biri olan Lapithos &#8220;Lambousa&#8221; ismini almıştır. Köyün yaklaşık 1.5 mil kuzeyinde denize yakın Lambousa şehrinin harabeleri yer almaktadır. Arap akınlarına uğrayarak 653-654 yıllarında tahrip olup, Arapların kesin olarak Kıbrıs&#8217;tan uzaklaştırıldığı 10. yüzyılda tekrar canlanarak Latin döneminde büyük bir kent haline dönüşmüş, Türk döneminde de kent olarak varlığını sürdürmüştür. Lapithos-Lambou<span id="more-1001"></span>sadan ayrılan halk bir mil kadar Güneyde dağ yamacında kurulan, Lapta ve Karava köylerine yerleşmişlerdir.</p>
<p>Kuzey Kıbrıs&#8217;ın en güzel sahillerinden birisine sahip olan Lapta, turizm yönünden gelişmiş bir bölgedir. Yaklaşık 5000 yatak kapasitesi olan, 17 otel ve tatil köyünün bulunduğu bölgeye yılda yaklaşık 22.000 turist gelmektedir. Halkın geçim kaynakları arasında turizm sektörü önemli yer tutmaktadır. Bölgede çalışan nüfusun büyük bir kısmını memur ve işçiler oluştururken, diğer çalışan kesmi ise hayvancılık, tarım, balıkçılık, arıcılık yapanlar ile küçük ölçekli sanayi işletmeciliği ve esnaflardan oluşmaktadır.</p>
<p>Lapta&#8217;nın geçmişine bakıldığı zaman turizm yönünden yine bir ilki gerçekleştiren yerleşim yeri idi. Kıbrıs&#8217;ta ilk otel 1924 yılında Lapta&#8217;da inşa edilmiştir. Otel üç katlı olup, içerisinde 21 oda bulunmaktadır. Bu oteli yapmak için aşırı derecede borçlanan Hüseyin Günnasir iflas eder ve oteli satışa çıkarmak zorunda kalır. O dönemdeki Vakıflar İdaresi, otelin Rumların eline geçmemesi için burayı satın alır. Vakıflar İdaresi burayı personelinin tatil yapmaları için 1963 yılına kadar kullanmıştır. Günümüzde ise burası pansiyon olarak kullanılıyor.</p>
<p>Lapta dağlarla deniz arasında uzanan bir yerleşim yeri olması bakımından, Osmanlı dönemindeki Paşaların ilgi odağı olmuştur. Lapta&#8217;da doğmuş ve büyümüş Lapta&#8217;nın Sakarya mahallesi muhtarı Nidai Keleş&#8217;in anlattığı öyküye göre, Paşa kızını evlendirmek için hazırlık yaptığı bir dönemde bir gece rüyasına ak saçlı bir ihtiyar gelir ve Paşaya kızını evlendirip yerleştirmek için hazırlık yaptığı evle ilgili olarak şöyle der:&#8221; Paşa Paşa burası benim evim ve bu evde kesinlikle zina yapılmasını istemiyorum&#8221;. Paşa ertesi gün kalkar ve gece gördüğü rüya için sadece güler ve hazırlıklara devam eder. Düğün gerçekleşir, gelin ile damat konaklarına çekilirler. Fakat daha ilk geceden konak bir anda olduğu gibi çöker ve geriye sadece resimdeki bölüm kalır. Bu büyük olay sonrasında Müslümanlar burayı mum yakarak, adak yeri olarak 1963 yılına kadar kullanmışlardır.</p>
<p>Lapta&#8217;da bulunan devlet kurum ve kuruluşları arasında, polis karakolu, sağlık ocağı, postane, gençlik kampı, huzur evi, yaş grubu okul öncesi eğitim merkezi, ilkokul ile orta bölümü de içeren bir lise bulunmaktadır.</p>
<p>Lapta&#8217;nın merkezinde bulunan Atatürk Büstü&#8217;nün özelliği, 1963-1974 yılları arasında şehit olanların isimlerinin yazılı olmasıdır. Muhtar Nidai Keleş&#8217;in bizlere verdiği bilgilere göre, burada bulunan şehit isimlerinden İbrahim Nidai, Şevket Kadir, Celal Hasan, İsmail Beyoğlu, Ahmet Kamil, Hasan Pilot aslen Lapta&#8217;da ikamet edenler idi. Diğer şehit isimleri ise başka bölgelerde şehit olup, aile yakınları burada oturdukları için adları yazılmıştır. 1963 Rum katliamları başladığında Lapta&#8217;nın iki güzide insanı İbrahim Nidai ve Şevket Kadir Girne-Ayorgi (Karaoğlanoğlu) Rumları tarafından 25 Aralık 1963 günü kaçırılıp, şehit edilirler. Bu olaydan sonra Rum tehditleri daha da yoğunlaştığı için Lapta ve Karşıyaka&#8217;da yaşayan Türkler 8 Ocak 1963 günü, Türk bölgesi olan Boğazköy-Ağırdağ-Dağyolu-Pınarbaşı Göçeri köylerine göç etmişlerdir. 1974 Mutlu Barış Harekatından sonra köy özgürlüğe kavuşunca Lapta&#8217;nın nüfusu geri döner. Baf kasabasının 7 köyü ile birlikte Türkiye&#8217;den gelenlerle bugünkü nüfus oluşmuştur.</p>
<p>Lapta&#8217;nın geçmişi ile ilgili önemli olaylarından birisi de Çanakkale Savaşı&#8217;nda cephede görev alan doktorlar arasında Lapta&#8217;dan yetişmiş Kıbrıs&#8217;ın iki göz doktorundan biri olan Mehmet Ali Dolmacı (Erginel)&#8217;nın da görev almasıdır. Oğlu emekli Yüksek Mahkeme Başkanı Sn.Taner Erginelin verdiği bilgiye göre, Çanakkale Savaşı&#8217;nda genç bir doktor olarak savaşa katılır. En güç koşullarda ateş altında binlerce yaralı Mehmetçiği tedavi eden ekibin içinde bulunur.</p>
<p><strong>Ağeli:</strong> <a href="http://www.laptabelediyesi.com" target="_blank">www.laptabelediyesi.com</a></p>
<p><strong>Kaynak:</strong>- Nidai KELEŞ (Sakarya Mahallesi Muhtarı)<br />
- Taner ERGINEL (Emekli Yüksek Mahkeme Başkanı)<br />
- Lapta Belediyesi</p>
<p><strong>Çalışma: </strong>Coşkun NEŞESİBOL (Sivil Savunma Girne Bölge Müdürlüğü)</p>
<p><strong>Fotoğraf:</strong> Uli_Germany</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kibrisabakis.com/yurdumuzu-taniyalim-lapta/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Halkın Sesi ve BRTK</title>
		<link>http://www.kibrisabakis.com/halkin-sesi-ve-brtk</link>
		<comments>http://www.kibrisabakis.com/halkin-sesi-ve-brtk#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Feb 2010 00:47:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Volki</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atatürk, TC ilanı ve Kıbrıslı Türkler]]></category>
		<category><![CDATA[Bayrak Radyo Televizyon Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[BRTK]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Fazıl Küçük]]></category>
		<category><![CDATA[halkın sesi gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs basın tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kibrisabakis.com/?p=982</guid>
		<description><![CDATA[
Kıbrıs Türk mücadele tarihine bakıldığı zaman, günün çok zor şartlarına rağmen en önemli unsurların başında Kıbrıs Türk basını gelmekteydi. Kıbrıs Türkü bu hayati ve hassas mücadeleden eğer alnının akı ile çıkmışsa ve şu anki konumuna kadar gelebilmişse bunda hiç kuşku yok ki en önemli mihenk taşlarından birisi yerel basın organları idi. Sadece KKTC genelinde değil [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" title="Halkın Sesi ve Dr. Fazıl Küçük" src="http://www.kibrisabakis.com/resim/dr-fazil-kucuk.jpg" alt="" width="465" height="345" /></p>
<p>Kıbrıs Türk mücadele tarihine bakıldığı zaman, günün çok zor şartlarına rağmen en önemli unsurların başında Kıbrıs Türk basını gelmekteydi. Kıbrıs Türkü bu hayati ve hassas mücadeleden eğer alnının akı ile çıkmışsa ve şu anki konumuna kadar gelebilmişse bunda hiç kuşku yok ki en önemli mihenk taşlarından birisi yerel basın organları idi. Sadece KKTC genelinde değil tüm Kıbrıs düşünüldüğünde şu anda yaşayan en eski basın organı HALKIN SESİ Gazetesidir&#8230;</p>
<p>HALKIN SESİ Gazetesi, Özgürlük Mücadelesi Önderimiz Merhum Dr.Fazıl KÜÇÜK&#8217;ün 14 Mart 1942&#8242;de, aynı zamanda doğum günü olan ve Tıp Bayramı olarak takvim yapraklarında yerini alan bir tarihte yoluna başladı ve ilk sayısında belirtilen şu maddelehe yayım politikasını sürdürdü: Türk Toplumu&#8217;nun haklarını korumak, toplumun dertlerini dile getirmek, bağımsız olmak, İngiliz Sömürge İdaresi ve Rum engelleri ile mücadele etmek, Anavatan sevgisini ve ona bağlılığını idame ettirmek, memleketteki<span id="more-982"></span> sanat hareketlerini destekleyip, teşvik ettirmek. Yayım politikası yanında ele alacağı konular da ilk sayısında açık bir dille ve kesin çizgilerle belirtildi ve şöyle yazıldı: Okulların ve Evkafın kayıtsız şartsız Türk toplumuna bırakılması, müftülük makamının kurulması, İslam Kanunları ile yürütülen mahkemelerin, Anavatanın kabul ettiği Medeni Kanunlarla yürütülmesi, Miras, Vesayet kanunlarının Anavatanın kabul ettiği mahkemelere dönüştürülmesi. Günün zor ve biraz da cesaret isteyen şartlarında, Rum Yönetiminin her türlü baskı ve ambargolarına rağmen, gerektiğinde kese kağıdına yaptığı baskılarla Kıbrıs Türküne kesintisiz ulaşan ve bir anlamda da Kıbrıs Türk liderliği ile Kıbrıs Türk halkının arasında köprü olan HALKIN SESİ, &#8216;Hakkın Sesi ve Halkın Dili&#8217; sloganından hiçbir ödün vermeyerek, mücadelemizin temel taşlarından birisi olarak hala yayın hayatını sürdürmektedir.</p>
<p><img class="alignnone" title="BRTK Kıbrıs" src="http://www.kibrisabakis.com/resim/brtk.jpg" alt="" width="439" height="317" /></p>
<p>Kıbrıs Türk Mücadele tarihinde önemli bir paya sahip olan ve sıcak çatışma günlerinde büyük özveri ve gizlilikle yayın hayatına başlayan diğer bir yayın organımız da Bayrak Radyo Televizyon Kurumu&#8217;dur. Bayrak Radyosu, 25 Aralık 1963 tarihinde Rumların, Ada Türklerini ortaklığa dayanan Kıbrıs Cumhuriyeti&#8217;nden dışlaması üzerine, Kıbrıs Türkü&#8217;nün sesini dünyaya duyurmak amacıyla yayına başladı.</p>
<p>Gerekli elektrik gücünün birkaç araba aküsüyle sağlandığı küçük bir garajda yayına başlayan Bayrak Radyosu, sadece 2500 metre yayın alanına sahipti. Bu alan, 24 Şubat 1964&#8242;te adanın her tarafında bulunan Türklere seslenebilecek kapasiyete erişti. 1974&#8242;e gelinceye kadar zaman zaman şiddetlenerek artan Rum saldırıları karşısında Bayrak Radyosu, kısıtlı olanaklara rağmen, her zaman Kıbrıs Türkü&#8217;nün haklı mücadelesinin yanında olmuştur. Barış Harekatı&#8217;nın gerçekleştirildiği 1974 yılı sonrasında yeni bir yapılanma içine giren Bayrak Radyosu. 1976 yılında televizyon yayınına da başladı. İlk kez 19 Temmuz 1976&#8242;da Diyarbakır&#8217;dan sökülüp getirilen siyah beyaz stüdyo cihazlarının devreye sokulmasıyla televizyon yayınlarına başlayan Bayrak Radyosunun adı da, Bayrak Radyo Televizyonu olarak değişti 4 Aralık 1977&#8242;de FM yayınları başladı. 1 Temmuz 1979&#8242;da renkli TV yayınına geçildi. 6 Temmuz 1979&#8242;da ise, Ankara-Lefkoşa arasında ilk ve güçlü bir link bağlantısı kuruldu. Küçük bir garajda akülerle yayına başlayan Bayrak Radyosu, 1983 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&#8217;nin kurulması ile birlikte çıkarılan bir yasa ile özerk bir kurum statüsüne kavuşarak, Bayrak Radyo Televizyon Kurumu adını aldı.</p>
<p><strong>Çalışma</strong>: Levent ÖZADAM (Sivil Savunma Radyo Müdürlüğü)</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> Sivil Savunma Dergisi, 39. Sayı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kibrisabakis.com/halkin-sesi-ve-brtk/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
