Garip Dede Şehida

Yolunuz bir gün Girne’nin Zeytinlik Köyüne düşerse Garip Dede Şehidası’nı ziyaret etmenizi tavsiye ederiz. Etrafı demir parmaklıklarla çevrelenmiş bu mezar “Hayat Ağacı” diye isimlendirilen bir ağacın altında bulunuyor. Günümüzde hakkında iki farklı rivayet anlatılan Garip Dede Şehidası, eski ve terkedilmiş bir yağ değirmenine ait su kuyusunun yanında yer alıyor.

Garip Dede Şehidası ile ilgili anlatılan rivayetlere göre:
Templos’a Venediklilerden sonra gelen aşiretin başında “Dede” olarak anılan ak sakallı bir ‘Derviş’ varmış. Aşiret üyeleri, köyde içecek temiz su olmadığı gerekçesiyle köye yerleşmek istememişler. Fakat yaşlı adam, köy meydanına yakın yerdeki hayat ağacını göstererek: “Bu ağacın kökleri ta suya kadar iner. Buraya bir su kuyusu kazın” emrini vermiş. Oraya kuyu kazılınca çok güzel bir su bulunmuş. Böylece aşiret köye yerleşmiş. Derviş ölünce onu kuyunun yanına gömmüşler.

Bu rivayeti tamamlayan ikinci rivayete göre, köylülerin ‘Şehida’ adını verdikleri hayat ağacı, mezar ve kuyu üçlüsü zamanla unutulup önemini yitirmiş. Kuraklık yüzünden bitişiğindeki yağ değirmeni kapanınca burasını Galliga (Nalbant) Mustafa Efendi kahvehane olarak çalıştırmaya başlamış. Mustafa Efendi her sabah ezandan önce uyanır, değirmenin dibindeki kuyudan çektiği suyla abdest alır ve namazını kıldıktan sonra ocağı yakarmış. Bir sabah dükkanını açtıktan sonra masaların birisinde yaşlı, ak sakallı ve dinç yapılı bir dedenin oturmakta olduğunu görmüş. Yanına gidince yaşlı adam ondan iyi pişmiş sade bir kahve istemiş. Kahve çekmecesini açınca kahvesinin bitmiş olduğunu görmüş. Ancak yaşlı dedenin önerisi üzerine dibek içinde kalan bir pişirimlik kahveyi kullanarak ona bir kahve pişirmiş. Yaşlı adam kahveyi içtikten sonra kuşağından bir kuruş çıkarıp ona vermiş. Ancak bu parayı bozduramadığından yaşlı adama içtiği kahvenin kendi ikramı olduğunu söylemiş. Ancak yaşlı adam ısrar etmiş ve sonunda da “Bu parayı çekmecene koy ve hiç çıkarma, bozdurma. Gönülden verilen bir şeyin bedelini Allah keser. Dediğimi unutma” demiş ve gözden kaybolmuş. O günden sonra çekmecesinden hiç eksik etmediği bu kuruş uğurlu gelmiş olacak ki, kısa zamanda mali bakımdan toparlanarak çoluk çocuğuyla rahat geçinmeye başlamış. Ancak bir gün eski bir alacaklısı gelince, borcunu kapatabilmek için kuruşu ona vermek zorunda kalmış. O günden sonra işleri yine hep ters gitmiş; iki yakası bir araya gelmemiş.

Bir gün kahvehanesini açarken su kuyusu başında o yaşlı dedenin oturduğunu ve kendisine dalgın dalgın baktığını görmüş. Yanına gitmeye kalkınca birden bire ortadan kaybolmuş. Bu olay üç kez tekrarlanmış. En sonunda Derviş veya Hızır olduğuna inandığı bu ihtiyarı gücendirdiğini anlamış. Bunun üzerine kahvehanesinin alet edevatını satarak kuyu dibindeki mezarı yaptırmış. Mezarın üzerine bir taş dikip üzerine de sarık benzeri yeşil renkte bir çaput sarmış. Zaten çocuklarını da okutmuş ve evlendirmiş olduğundan geriye kalan günlerini namaz kılıp dua ederek geçirmiş. Bir başka rivayete göre, Mustafa Efendi o günden sonra kahvehanesini açmadan orada abdest almaya ve ellerini açıp yatıra dua etmeye başlamış.

Kaynak:Tourism Dergisi, SAYI: 36 AĞUSTOS 2007



Yorum bırak