Genel Anlamda Düğün

Bir milletin varlığının devamı, kuvvetli oluşunun yanında çoğalmasına da bağlıdır. Bunu da gerçekleştirmek için evlenip yuva kurmaları icap eder. İnsanları hayvanlardan ayıran özelliklerden birisi yuva kurmaları, bu yuvaya karşı da bazı kayıtlarla bağlı bulunmalarıdır. Öyle olmasaydı toplumlarda düzensizlik alıp yürürdü. Bazı milletlerde bu kayıtların eskiden beri zayıf olduğu bir gerçektir. Türklerde ise bunun aksine karşılıklı sevgi ve saygının varlığı, bu kayıtlara riayet bir fazilet sayılır. İslamiyet’in kabulünden sonra birden fazla karı almak hürriyeti olduğu ise inkâr edilemez. Ama bu askeri ve politik amaçlar güdülerek yapılan ve zamanla vazgeçilen bir adet olmuştur. Ahlaksızlığa yorumlanamaz. Ama bunu suiistimal edenler çıkmamış mıdır? Ona ne şüphe? Tespit etliğim şu olay/hikâye suiistimal edişi açıkça gösteriyor.

Adamın biri gönlünü genç bir kadına kaptırmış. Karısı da güzel, üstelik hanımefendi. Ona iftira edip boşanmaya sebep teşkil edecek bir suçu da yok. Adam ne yapsam da boşasam diye düşünürken bir fırsat kollamış. Karı – Koca avluda dururlarken bir eşya gelirsin bahanesi ile karısını hanaya (üst kata) göndermiş. Kadın tam merdivenlerin ortasında iken adam seslenmiş.

– Be yahu, -kadın duraklayınca adam devam etmiş. -merdivenlerden yokarı çıkarsan da benden boş ol, aşaa enersan da..

Kadın şaşırıp kalmış bu işe. Fakat ani bir hareketle adamın üstüne atılmış. O da gayri ihtiyari onu tutmuş. Kadın;

– Allahasan, demiş nerden aglına geldi boşayan beni? Her neyse davayı gaybettin. Çünkü ne yokarı çıktım, ne aşaa endim. Ama bana söyle bakalım, nerden aglına geldi?

Bu defa şaşkınlık sırası adama düştü. Bu şaşkınlık ve utanç içinde de itiraf etmekten kendini alamamış.

Yaşlılardan bu yolda işittiğimiz hikâyeler pek çok. Kimisi karısını kız doğurdu diye boşamış, kimisi incir çekirdeğini doldurmayan sebepten? Kimisi ise iki üç nikâhlı karısı yanında sekiz on Rum karısı ile de herkesin gözü önünde metres hayatı yaşamış. Ama bütün bunlar evlenmelerin ancak %10’unu teşkil eder. Geriye kalanlar sağlam temeller üzerine kurulmuş mutlu evliliklerdir.

Yine yaşlıların anlattıklarına bakılacak olursa 1930 – 1935 yıllarına kadar küçük yaşta, 13-15 yaşlarında evlenilirdi. Pek çok yaşlı kadından 15 lerine bastıkları zaman ilk çocuklarını doğurmuş bulunduklarını şahsen çok işittim. Ama niye çocuk yaşta evlendiklerini kimse izah edememiştir. Muhakkak ortamın bir gereği idi veya bugün için tespiti imkânsız şartlar mevcuttu. Fakat durum ne olursa olsun eski nesillerin evlenme törenlerine büyük önem verdikleri bir gerçektir. Kanımca masallarda geçen ve kırk gün kırk gece devam eden düğünler mübalağa değildir. 1950 yıllarında köyümdeki düğünlerin bir hafta (altı gün) sürdüğünü söylersem kimse şaşmaz zannederim. Kaldı ki bu düğünleri yapanlar, ne ağa, ne paşa ne de padişah değillerdi. Sıradan köylülerdi.

Oğuz M. Yorgancıoğlu “Kıbrıs Türk Folkloru” (2000) Kitabı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir