Kalaycı

Köyde yaşayan ve tarımla uğraşan Kıbrıs Türk köylüsü günlük yaşantısında genellikle bakır kaplar kullanırdı. 1960’lı yıllardan sonra alüminyum alaşımı paslanmaz kaplar ortaya çıktıktan sonra bu alışkanlığını yavaş yavaş terk etmek zorunda kaldı. Bakır kapların türü ve  sayısı da küçümsenmeyecek kadar çoktu. Bunları küçükten büyüğe doğru söyle sıralayabiliriz.

  • Yemek yerken kullanılan bakır çatal ve kaşıklar.
  • Su içilen taslar.
  • Pişen yemeğin kurtarıldığı kaplar-sahanlar.
  • Değişik amaçlar için kullanılan siniler.
  • İçinde yemek pişirilen – içinde kızartma yapılan tek kuyruklu veya, çift kulaklı tavalar.
  • En az üç ayrı boyda tencereler
  • Yemek kurtarmakta kullanılan kevgir ve kepçeler.
  • Cezveler
  • Su ibrikleri
  • Süt damızlama kabı
  • Bakır su bakraçları-kovalar.
  • Kazancık (orta boy bakır kazan ki kalabalık ailelerde sıkça kullanılırdı.)
  • Kazanlar

Zengin evlerinde bu liste daha da uzayabilirdi.

Tümü bakırdan yapılan bu kaplar kullanıla kullanılan rengini kaybeder ve bakır açığa çıkar. O da zahirlerime tehlikesi yaratır. Kapların üzerinde görülen yeşil lekeler bunun belirtisidir. Bunu önlemek için bakır kaplar Kalaylanır. Gümüş renkli bir görünüş kazanan kaplar, bu yalıtkan yüzey dolayısıyla paslanmaz ve gönül rahatlığı ile kullanılabilir.

Bu işi kim ne zaman yapardı? Her yıl Mayıs sonu ile Haziran başında Kalaycı adı verilen zenaatkar köye ailesiyle gelirdi. Ya kullanılmayan bir eve veya büyücek bir ağaç altına konaklardı. İri Taşlar toplayıp yaklaşık elli santimetre çapında bir daire oluşturacak şekilde sıralardı. Bu ateş yakacağı ocaktı. O bunları yaparken karısı ve çocuktan da kalınca odunlar toplayıp getirirlerdi. Odunlar yeterli miktara ulaşınca hazırlık tamamlanmış sayılırdı..

Ertesi gün kan-koca köyü ev ev dolaşıp kalaylanacak kap olup olmadığını sorardı. Kalaylanacak kaplar tesbit edildikten sonra oluşum oluşum (grup) toplanıp konaklama yerine getirilirdi. Artık ailece iş bölümü başlardı. Baba tel fırça ile kapları tek tek fırçalarken çocuklar kovalarla su taşırdı. Kadın da kum ve kül karışımı bir çamurla kaplan ovup bakır rengini açığa çıkarırdı. Fırçalama bitince adam da ayni işe yardım ederdi. O gün toplanan tüm kaplar bakır rengine ulaşınca ateş yakılırdı. Ocağın kenarına kurulan körüğün başına çocuklar geçer, körüğü yavaş fakat ahenkli indirip kaldırarak ateşi devamlı canlı tutarlardı. Kadın kapların başına geçer, tek tek kocasına uzatırdı. Koca yanı kalaycı, yere yaydığı bir torbanın üzerine üç ayrı boyda kerpeten, yanına parça parça pamuklar, dikdörtgen şeklinde beyaz bir taş ve içinde toz bulunan kapaklı bir maşrapa-kutu koyardı.

Ateş istenen kıvama gelince uygun bir kerpetenle kalaylayacağı kabı yakalayıp ateşin üzerine ters yüz ederdi. Her tarafı eşit ısınsın diye kabı bir-iki kez hareket ettirirdi. Ardından ani bir hareketle kabı düzeltir, beyaz taşla içini ovar ve tekrar ters çevirip ateşe koyardı. Bu defa ateş üzerinde daha az zaman bırakır kerpetenle aniden düzeltip içine kutudaki tozdan serperdi. Sonra da pamuk alıp kabın içini iyice oyardı. Her kap iyice kontrol edile edile hepsi de kalaylanırdı. O gün akşam üstü kalaylanan kaplar sahiplerine dağıtılıp parası alınırdı. Ve ertesi gün kalaylanacak kaplar toplanırdı.
On-oniki gün içinde köyün bütün kaplan kalaylanmış olurdu. Köylü pırıl pırıl olmuş kaplarını zevkle kullanırken kalaycı ve ailesi yeni kaplar kalaylamak için başka köylerin yolunu tutardı.
O  günlerden dilimize yerleşen sözlerden birkaçı şunlardır.

Kalaycı: Herşeyi karıştıran
Kalaycı gibi olmak: Her gördüğünü almak , geriye birşey bırakmamak
Dibini kalaylamak: Herşeyi öğrenmek
Geçmişini kalaylamak: O konuda bildiklerini herkese söylemek, sırlarını açıklamak.
Kalaylı gibi olmak: Parlamak.
Kalaycının karısı: Pis, pasaklı

Bugün teknoloji ilerledi. Paslanmaz madenler veya maden alaşımları elde edildi. Her türlü kap paslanmaz madenlerden yapılmaya haşlandı. Bakır başka amaçlar için kullanılır oldu. Kalaya ve kalaycıya gerek kalmadı. Bu meslek dalı da arkasında bazı deyişler bırakarak tarihin sayfalarında kaybolup gitti.

Oğuz M. Yorgancıoğlu “Kıbrıs Türk Folkloru” (2000) Kitabı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir