Kıbrıslılık kavramı ve değiştirilen tarih kitapları

Son günlerin  tartışma yaratan konularından birisi olan tarih kitaplarının değiştirilmesi ve bu kitaplarda Kıbrıslılık bilincinin aşılanmaya çalışılması maalesef üzücü ve endişe verici bir durum olmuştur. Bu yolla akılları karıştırıp, gençlerimiz üzerinde bir oyun oynanmaktadır. Bu oyun ve psikolojik savaş ile inceden inceye bizlerin  aslında Türk olmadığı belirtilerek Kıbrıslılık ve Hıristiyanlık kavramları ön plana çıkarılmaya  çalışılıyor. Türklükten arınmış ayrı bir millet yaratma gayreti içinde olunduğu,  değiştirilen kitapların uzman tarihçilerin inceleme ve araştırmaları ile ortaya çıkmıştır. Ne acıdır ki, tarih kitaplarımızı yeniden yazanlar da bu oyuna bilerek veya bilmeyerek ön ayak olmuşlardır. Türlü oyunlar planlayarak akıllarımızı karıştıranların fikirlerini çürütmek ve gerçeklerin açıkça gösterilmesi adına  Kıbrıs adasının Osmanlı İmparatorluğu tarafından neden ve nasıl alındığını, biz Türklerin bu adaya nereden ve nasıl geldiği, milli kimliklerimiz, Kıbrıs adasının Osmanlı imparatorluğu tarafından nasıl yönetildiği ve o dönemdeki ada nüfusu ve etnik yapısı ile ilgili soruların cevaplarını bu yazımda açıklamak ve kafalardaki karışıklığın giderilmesine biraz da olsa yardımcı olmak umudu taşımaktayım.

Yukarıda konu edilen olayları açıklamak için Kıbrıs Adasının tarihini 10. yüzyıldan itibaren incelemek gerekiyor.

Kudüs’ü Selahattin Eyyubi’den almak amacıyla büyük bir donanmayla Suriye’ye doğru yol alan İngiltere kralı Richard I, iki gemisinin İsaakîos tarafından zapt edilmesi üzerine Limasol limanına asker çıkardı. Isaakios kaçmayı denediyse de yakala­narak hapsedildi (1191).

Aslan yürekli Richard, 1191’de 3. Haçlı Seferi sırasında Kıbrıs adasını işgal etti ve bîr yıl sonra da Templiers Şövalyeleri’ne sattı. Halkın isyanıyla ada tekrar Richard’a verildi. Richard I, adayı Kudüs Kralı ve Manche Kontu (donanmasının komutanı) Gui de Lusİgnan’a sattı (1192),.. Bu dönemde adayı yönetenler Lusignan Kralları adıyla anılırlar. Lusignan Kralı I. Pierre, İskenderiye’yi yağmalar ve buna karşılık olarak da Memlukler Larnaka, Limasol, ve Lefkoşa’yı yağma ederler (1425-1426). 1486’da Osmanlılar Mısır’a savaş açarlar, bu sırada Kıbrıs’ta kısa bir süre Ceneviz egemenliği hüküm sürer. Osmanlı tehlikesine karşı Mısır sultanı Kıbrıs’ta hüküm süren Venedik egemenliğini 1489 yılında tanımıştır. Venedikliler döneminde ada halkı ağır   vergiler   ve   toplumsal   koşullar   yüzünden bunalmıştı.

Kıbrıs , Doğu Akdeniz’deki Stratejik önemi nedeni ile Akdeniz’e egemen olan devletler ve kavimler tarafından ele geçirilmiş ve tarihi boyunca sürekli olarak el değiştirmiştir.

Kıbrıs’a Egemen Olan Kavim ve Devletler

Mısırlılar                                     : MÖ 1500 -1320

Hititler                                        : MÖ 1320-l200

Aka, Dor ve

Fenike Kolonileri                      : MÖ 1200 – 709

Asurlular                                    : MÖ   709-612

Bağımsız Kıbrıs

Krallıkları                                    : MÖ 612-569

Mısırlılar                                     : MÖ 569-525

Persler                                       : MÖ 525 – 333

Makedonyalılar                        : MÖ 333 – 294

Ptotemter

(Mısırlıar)                                    : MÖ 294- 58

Romalılar                                    : MÖ 58 -MS 395

Bizanslılar                                   :  395 – 649

Araplar ve

Bizanslılar Müştereken              :  649 – 964

Bizanslılar                                   :  964-1191

İngilizler                                       :  1191-1192

Templer Şövalyeleri                   :  1192

Lüzinyanlar                                 :  1192-1374

Cenevizliler                                 :  1374- 1489

Venedikliler                                :  1489-1571

Osmanlılar                                  :  1571-1878

İngilizler                                       :  1878-1960

Bağımsızlık                                  :  1960-1974

16. yy.’ın ikinci yarısına kadar Fransızlar’ın, Cenevizlilerin ve Venedikliler’in elinde bulunan Kıbrıs, deniz ticaretinin önemli uğrak noktalarından biri oldu ve Gui’nin ardılı Lusignanlı Amauri’nin (1194-1205) kurduğu krallık Anadolu’yu tehdit ede­cek kadar güçlendi. 1342’de Papalık, Venedik ve Rodos şövalyeleriyle birleşerek Türkler’e karşı Kutsal Ittifak’ı oluşturdu; İzmir’i ve Antalya’yı ele geçirdi. Bir başka haçlı ordusu 1336’da Gelibolu’ya çıktı. Kıbrıs sularında bulunan haçlı donanmasına karşı 1426’da Memluk Sultanı Baybars, adaya çıkardığı ordusuyla Kral Janus’un ordusunu dağıttı. Kendisini de tutsak aldı. Janus, yıllık 5 000 duka altını vergi ödemek koşuluyla serbest bırakıldı. Onun oğlu Jean II zamanındaysa bu miktar  8000 dukaya çıkartıldı.

1489’dan 157l’e değin süren Venedik egemenliği döneminde, ezilen ve horlanan yerli halk zaman zaman Osmanlı Padişahına gönderdikleri gizli elçil­erle kendilerine yardım edilmesini istemişlerdir.

Yavuz Sultan Selim, Mısır’ı 1517 yılında fethed­er. Venedik bu gelişmeden rahatsız olur ve Kahire’ye elçi göndererek, Memlukler’e verilen 8000 düka verginin bundan böyle Osmanlılar’a ver­ileceğini bildirir. Kanuni Sultan Süleyman zamanında Kıbrıs’ı çevreleyen bütün topraklara sahip olan Osmanlı İmparatorluğu için, adayı almak artık stratejik bir zorunluluktu. 1570 yılında Osmanlı donanması Kıbrıs’ı fethetmeye başlaya­caktı.

1570’li  yıllara gelindiğinde  Kıbrıs’ın  Os­manlı İmparatorluğu’na katılması, siyası, dini ve iktisadi çıkarlar bakımından zo­runluluk  olmuştu.  Adadaki  korsanların Iskenderiye-İstanbul arası ulaşımı engellemesi Os­manlı’nın  adayı  almasının nedenlerinden biridir. 1570’te Venedik’e gönderilen bir elçi. adanın teslimini istemiştir. Verilen cevabın olumsuz olması sonucu Osmanlı Padişahı, Şeyhülislam Ebusuud Efendi’nin fetvasıyla Venedik’e savaş açtı.

Osmanlılar, 1486’da Mısır’a karşı gönderdikleri donanmanın Mağusa’da üslenme isteğinin Venedik tarafından reddedildiği tarihten beri adayı almayı düşünüyorlardı. Fakat Rodos’u alıp Akdeniz’de  Hıristiyan devletlerin müşterek donanmasını karşılayabilecek bir donanmaya sahip olduktan sonra harekete geçmeyi uygun  buldular. Çünkü Osmanlılar Kıbrıs’ı alabilmek için sadece Venedik e karşı değil, Akde­niz’deki Katolik devletlerin müşterek kuvvetine kar­şı da savaşmak zorunda kalmışlardır. Osmanlılar, Kıbrıs’ın Venedik’le ulaşımını kesmek, adaya deniz­den yardım gönderilmesini önlemek ve gerektiği za­man büyük bir haçlı donanmasını karşılayabilecek bir deniz kuvvetine sahip olmak istiyorlardı. Bu amaçla sefer başlamadan önce Rodos’ta Murat Reis kuman­dasındaki donanma, adaya yardım getiren Venedik gemilerinin yolunu kesti. Piyale Paşa idaresindeki do­nanma (80 kadırga ve 30 galyot) Venedik’in bir hare­ketine karşı 17 Nisan’da İstanbul’dan ayrıldı. Bu sıra­da Uluç Ali Paşa, 1570 Ocak ayında Tunus’u zaptetmiş ve Sicilya sularında İspanyolların Kıbrıs’a karşı hareketini önlemek üzere bekleme durumu almıştı. 16 Mayıs 1570 tarihinde İstanbul’da Beşiktaş’tan Ser­dar (Başkumandan) Lala Mustafa Paşa ile Müezzinzade Ali kumandasındaki donanmanın esas kısmı ha­reket etti. Piyale Paşa’dan 20 Mayıs’ta gelen mektup­ta, düşmanın 120 kadırgadan oluşan donanması hak­kında bilgi veriliyor ve Osmanlı donanma kuvvetleri­nin biraraya toplanması gerektiği bildiriliyordu. Ön­ceden hareket etmiş olan Piyale Paşa, 5 Haziran 1570’te Rodos’da serdarın donanması ile birleşti.


Kıbrıs’ın Alınması

Kıbrıs’ın fethi için, Osmanlı kara ordusu­nun büyük kısmı  Anadolu’nun güney sahillerinde  ve  Fenike’de  toplanmıştı. Venedik donanması ise Zara’da hareketsiz duruyor­du. Osmanlı donanması Fenike’ye gelip kara kuv­vetlerini yüklendi (21-29 Haziran  1570) ve Kıbrıs üzerine  giderek   adanın  güneyindeki   Tuzla’da   3 Temmuz 1570’te çıkarma yaptı.

Mart 1570’te Venedik, İspanya ve Papalık arasın­da “Mukaddes ittifak” görüşmeleri başlamış, 20 Ma­yıs 1571 ‘de ise Papalık, İspanya ve Venedik askeri yardım anlaşması imzalamışlardır. Venedik’in 60 ka­dırgadan oluşan donanması 13 Nisan 1570’te Zara’ya gelmiş İspanyol ve Papalık donanmalarını bekleme­ye başlamıştı.

Venedik’in müttefiklerinin gecikmesi Osmanlı ordusunun işine yaradı. Osmanlılar Lefkoşa’yı kuşatırken Venedik donanması 4 Ağustos’ta (Girit’te Suda Limanı’na vardı. 31 Ağustos’ta İspanyol ve Papalık gemileri gelince Piyale Paşa müttefik donanmasının yolunu kesmek için Kıbrıs’tan ayrıldı ve Rodos’a geldi. Haçlıların durumunu gördükten sonra Kıbrıs’a döndü ve Mağusa Limanı önünde emniyet tertibatı aldı. Bu sırada Girit’ten Fenike üzerine yürüyen haçlı donanması (180 kadırgadan oluşuyordu) Rodos üzerinde fırtınaya tutuldu ve Lefkoşa’nın Osmanlı ordusu tarafından fethi haberini alınca Girit’e geri döndü. Uzun süren Mağusa kuşatması sırasında (26 Eylül 1570-1 Ağustos 1571) müttefikler Akdeniz’in o zamana kadar gördüğü en büyük donanmayı mey­dana getirdiler. Türk donanması bu sırada Adriyatik Denizi’ne gelerek Venedik’e ait kıyılara taarruzlarda bulundu  ve  sonbahar  gelince  Lepanto  (İnebahtı) Körfezi’ne çekildi. Haçlılar 7 Ekim’de Türk donan­masına saldırdılar ve bu büyük deniz savaşını kazan­dılar (bu savaşa 438 harp gemisi katılmış, Türklerin 230 gemisinden yalnız 30 u kurtulabilmişti. Toplam ölü ve yaralı sayısı 59 bin idi) .

Türkler bu yenilgiye rağmen Kıbrıs’a sahip oldu­lar. Müttefikler aralarında imzaladıkları üç yıllık askeri anlaşmaya göre, her sene Türklere karşı 50 bin asker yüklü 200 kadırgalık bir donanma göndere ceklerdi. Bu donanmanın asıl amacı Kıbrıs’ı tekrar almaktı. Bu yüzden yeni bir taarruz bekleniyordu. Ertesi sene Türkler aynı büyüklükte bir donanmayı Akdeniz’e gönderdiler. 1572’de Kıbrıs’a doğru ilerle­yen haçlı donanması Mora yarımadası güneyinde Türk donanması ile karşılaştı. Fakat her iki tarafta savaşa girmeye cesaret edemediler.

Kıbrıs, Osmanlı Deniz Kuvvetinin üstünlüğü İle kazanılmıştır. Kıbrıs fethinde Osmanlılar donanma­larıyla Venedik, İspanya ve Papalığın müttefik kuv­vetlerine karşı Doğu Akdeniz’i kapamış, adaya do­nanma korumasında bir ordu çıkarmış ve o devrin tekniğine göre çok sağlam olan İki kaleyi zaptederek 16. yüzyıl askeri tarihinin en parlak başarısını göster­mişlerdir. Kıbrıs fethi bu savaşa katılan kara ve deniz kuvvetlerinin büyüklüğü ve stratejik başarıları ile Osmanlı gücünün tarihte eriştiği en yüksek noktayı gösterir. Türkler adayı alabilmek İçin onbinlerce şehit vermiş ve bütün İmparatorluğu tehlikeye atmış­lardır.

Özet olarak Kıbrıs üzerine bir sefer düzenlenmesine karar veren II. Selim, Piyale Paşa’yı Kıbrıs’ı almakla görevlendirdi. Piyale Paşa, hazırlıklarını tamam­ladıktan sonra 1570 Haziranında Finike’ye gelip adaya geçti ve ordunun başında Lefteri ve Girne kalelerini kısa sürede düşürdü; Lefkoşa kalesi de 50 gün dayandıktan sonra ele geçirildi. Savaş sırasında adanın Venedikli Valisi Dandolo öldürüldü. Limasol, Larnaka, Baf kaleleri alındı. Lala Mustafa Paşa’nın kuvvetlerine yaklaşık on ay direnen Mağusa kalesinin, 1 Ağustos 1571 de teslim olmasıyla adadaki Venedik ve Kutsal İttifak ege­menliğine son verildi.

Osmanlı Yönetimi

Kıbrıs’ın Türkler tarafından fethi, Venedik’in  baskıcı  yönetimi  altında ezilen Kıbrıs halkı tarafından olumlu karşı­lanmıştır.  Türkler adayı fethederken ada halkından destek görmüşlerdir. Türk yönetimi adadaki feodal sistemi ortadan kaldırmış ve hırıstiyan halka belli düzeyde  kendini  yönetme  hakkı  vermiştir.   Latin (Katolik) rahipleri adadan çıkarmış ve Grek Orto­doks Kilisesi’ni yeniden düzenleyip canlandırmıştır. Adanın hırıstiyan halkına serbestlik verilmiştir.

Kilisenin, reaya adı verilen Rum halkı üzerinde dini, sosyal ve ekonomik hakları vardı. Adadaki hırıstiyan halkın dini başkanlığını Ortodoks Başpisko­posluğu yapıyordu. Başpiskoposun, papazlarla Rum öğretmenlerin tayın, azıl ve cezalandırılmasını sağla­mak ayrıca kilise gelirleri üzerinde ve toplumun sivil işlerini yürütmekle ilgili yetkileri vardı. Daha sonra­ları Ortodoks Kilisesi bir fermanla muhtar hale geti­rildi. Zamanla başpiskoposlar büyük yetkilere sahip oldular.

Kıbrıs’ta Türk egemenliği sağlandıktan sonra 9 Eylül 1570 tarihinde bir fermanla beylerbeylik ku­rulmuştur. Kıbrıs’ın ilk Beylerbeyi Muzaffer Paşa’dır. Böylece ada doğrudan merkeze bağlanmıştır. Adanın gelin kendine yeter düzeyde olmadığı için Güney Anadolu kıyılarında bulunan Alanya. İçel. Sis, Tarsus sancakları Kıbrıs Beylerbeyliği’ne bağlan­mıştır. İlk başlarda Derya Kalemi’ne bağlanan eyalet, daha sonra Kaptan-ı Derya Divanı’na bağlandı ve Kaptan-ı Derya’nın gönderdiği bir müsellim tarafın­dan yönetildi.

Fetihten sonra, bir istila tehlikesine karşı askerle­rin adada kalmaları teşvik edilmiş, Anadolu’dan Müslüman Türk göçmenler getirilerek adaya yerleş­tirilmiştir. Böylece gelir kaynakları işletilecek, Ana­dolu’daki fazla nüfusa geçim sahası açılacak ve ada nüfusu artırılacaktı. Devlet tarafından uygulanan plan ile Kıbrıs’ın Türkleşmesine, ekonomik yönden gelişmesine, askeri ve siyasi güvenliğinin sağlanma­sına çalışılmıştır. “13 Cemaziyelevvel 980 (21 Eylül 1572) tarihli hüküm gereğince Anadolu’dan seçilmiş Türkler adaya göç etmiştir (ilgili resime bakınız)”

İç ve Güney Anadolu’dan yapılan bu göçler sayesinde sayıları 40 000’i aşan insan belli bir sistem içerisinde adaya yerleştirilmiştir. Adadaki Hıristiyan halkın can, mal, namus güvenlikleri sağ­lanmış, serbest olarak işlerini yapabilmeleri için her türlü önlem alınmıştır. Hıristiyan halka adaletli bir yönetimin uygulanabilmesi için Kıbrıs’taki Türk yöneticilere 7 Mayıs 1572 tarihli bir ferman gönde­rilmiştir:

“… Savaşlar nedeniyle halk zaafa düşmüştür. Kanunların uygulanmasında, vergilerin alınmasında, davaların görülmesinde vesair hallerde ada halkına zulmedilmeyip adaletle işlem yapılmalı ve onlar korunmalıdır ki, kuvvetlenme imkânı bulabilsinler. Bu hususta her biriniz ayrı ayrı  dikkatli olacaksınız.   Yerli halk bize Allah’ın emanetidir. Onlara kimsenin zulmetmesine müsaade etmeyeceksiniz.

Şer”ı hükümler uygulanırken, vergiler toplanırken, adaletle hareket ediniz ve yerli halkı ayırıcı hususlardan kaçınınız… Yerli halkın rahat, refah ve güven içinde bulunması ve memleketin (Kıbrıs’ın) mamur olması başlıca isteğimdir.

Bu hususta gereği gibi hareket edilerek bir dakika bile kaybedilmeyecektir. Şayet yerli halka zulmolunduğu, ağır vergiler konulduğu ve aralarına ayrılık sokulduğu duyulacak olursa, mazeretinizin asla kabul edilmesi ihtimali yoktur. Ona göre gaflet etmeyeceksiniz.”

Başka bir fermanda ise,

… Memleket ve vilayetin (Kıbrıs’ın) mamur olması, reayanın gelip yerleşmesi, ziraat ve ticaret etmesiyle mümkündür. O gibi satın alınmış reaya yerlerini almaya istekli olanlara ne fiyatla alınmışsa o fiyat ile reayaya satmasını emrediyorum.

Bu hususta mukayyet olup reaya değer fiyatıyla yer almak isterse, değerinden fazlasına almasınlar; fazla fiyat talep ettirmeyesin.

… Reayayı yerleştirip ziraat ettirip koruyasın. Memlekete yararlı olan yer­lerde şimdiye kadar kul taifesinden ve başkasının ellerinde olan yerleri reayaya aldırmak için değer fiyatından fazla bir şey yaptırmayasın.

Velhasıl memleket ve vilayetin mamur olması reaya iledir. Ona göre mukayyet olup reayayı adadan nefret ettirmeyesin. Adanın her gün biraz daha mamur olması ve şenlenmesi neyi gerektiriyorsa, onu yapmalısın.”

Bu fermanlar, sömürüye ve keyfîliğe dayanma­yan, serflik yerine tarımsal üretime Osmanlı Reaya’sı olarak katkıda bulunan bir yönetim öngörüyordu. Os­manlı Devleti, yönetimi altında bulunan halklara ve dinsel topluluklara, millet politikası uygulayarak özerklik tanıyor ve toplulukların dini otoritelerine temsil yetkisi veriyordu. Osmanlı yönetiminin bu tutumu Kıbrıs’ın Ortodoks Hıristiyan halkına, üç yüzyıl boyunca Latin-Katolik baskısı altında kalan, Ortodoks Kilisesi’ne sahip çıkıma hakkını tanıyordu. Böylece Türkler, fetihten sonra Kıbrıs’ta, sosyal, idari, ekono­mik yönden sağlam temellere dayanan, adaletli bir yö­nelim kurdular. Bunun sonucu olarak da adada 19. yüzyıl sonlarına kadar devlete karşı önemli bir hareket görülmedi.

Adada Nüfus

Fetihten Önce ada nüfusu 197.000 civarın daydı. Savaş sırasında adadan ayrılmalar ve  köylerin   yıkılması   sonucu   nüfusun azaldığı  görülmüştür. İlk Osmanlı yazımında 981 köyün 76’sının boş olduğu saptanmıştır (1572).

Kıbrıs’ın fetihten dolayı zarar gören verimli top­raklarının kullanıma açılması için, Kıbrıs Beylerbeyi Anadolu’dan gelen çiftçileri uygun gördüğü yerlere yerleştirdi. Anadolu’dan gönderilen halk, genç ve güçlü kimselerden seçildi. Her türlü alet ve hayvan­larıyla eksiksiz olarak adaya yerleşmeleri sağlandı. Halkın, Kıbrıs’a yerleşmesini teşvik etmek için, Kıb­rıs’a gidenlerden iki yıl vergi alınmayacağı bildirildi.

Fethin ilk yıllarındaki güçlükler ortadan kalktıktan sonra, ada ile imparatorluğun diğer kısımları arasında bağlar kuvvetlendi. gidiş-geliş ve yerleşme­ler arttı. Türk köylerinin sayısı çoğaldı. Lefkoşa. Mağusa, Girne, Baf bu dönemde birer Türk şehri ve ka­sabası halini almıştı.

Kıbrıslılık Kavramı

Öncelikle Kıbrıslılık ile Kıbrıslı Türklüğün farklı tanımlamalar olduğunun altını çizmek isterim.  Elbette bu adada yaşayanlar Kıbrıslıdır. Girne’de yaşayanlara Girneli denilebildiği Kıbrıs’ta yaşayanlara da Kıbrıslı denilebilir. Görünürde bu tanımlarda bir sorun olmayabilir. Fakat gerek dış güçler, gerekse bunların destekçileri tarafından Kıbrıslılık adı altında Kıbrıslı Türk bilincini yok edip, Kıbrıslı diye farklı bir millet yaratılmaya çalışılmaktadır. Amaç Kıbrıs Türklerini Kıbrıslılaştırarak Rumların içerisinde eritmektir. (Osmosis)

Bu konuda yanlış anlaşılmayı önlemek, tarih kitaplarında yapılan değişiklikleri ve bunların ne tür yöntemlerle yazıldığını daha iyi anlamak için Uzman emekli tarih öğretmeni ve araştırmacı yazarımız Birol Özter’in araştırmalarının bir kısmını buraya eklemek istedim takdir ve yorum sizlerindir.

Not (Meraklısına):yazarın yeni kitapları çıkmıştır.

“Gerçekler lşığında Kıbrıs Tarihi Ders Kitapları”

İsimli kitabın özeti

Birol ÖZTER (Emekli Kıbrıs Tarihi Öğretmeni ve Araştırmacı-Yazar)

“Tarih yazmak tarih yapmak kadar zordur. ” diyor Ulu Önder Atatürk.

Bu sözü yalanlarcasına Kıbrıs’ta, Devlet Okulları için hazırlanan yeni tarih kitaplarında son 50-60 yılın Kıbrıs Türk Milli Tarihi silinerek, Türk çocuklarına Kıbrıslılığı aşılamak amacıyla tarih saptırılarak, yalan, yanlış ve hurafelerle tarihten başka her şey kitaplara alınmıştır.

1. Tarih biliminin 4 ilkesi ihlal edildiğinden bu kitaplar tarih kitabı olamaz:

a. Objektiflik:

-Bu kitaplar belli bir ideolojiye paralel Kıbrıslılılğı öğrencilere aşılamak amacını gütmektedir,

-AB direktifleri ile yazılmışlardır,

-Kıbrıs Üniversitesi Öğretim görevlilerinden Petros Papapolivyu’nun iddiasına göre bu kitaplar Rum yazar Vasos Karageorghis’in “Kition, Mikenean and Phonican Discoveries in Cyprus 1976” isimli kitabından alıntıdırlar (1931 yılına kadar olan 1. ve 2 cilt.).

Gali Fikirler dizisinin 10. paragrafı da 5 Temmuz 1992 yılında bizlerden şu isteniyordu:

Her bir taraftaki okullarda kullanılan ders kitaplarını gözden gecirmek ve iki toplum arasında iyi niyet ve yakın ilişkilerin geliştirilmesine aykırı malzemenin çıkarılmasını tavsiye etmek icin bir, iki toplumlu komite oluşturulacaktır. Komite ayrıca bu amacı ileri götürmek için olumlu tedbirler de tavsiye edebilir.”

b. Neden-sonuç bağlantısı yoktur,

c. Yer ve zamanın belirtilmediği olaylar vardır,

d. Yazılı ve yazısız belgeler inkar edilmiştir.

2. 3 kitabın da kapağında KKTC sınırlarının belirtilmediği bir Kıbrıs haritası yer almaktadır. (23 yıllık KKTC reddedilmektedir)

3. Önsözde “Kendi yarattığımız tarihi kendimiz yazmalı ve yeni nesillere öğretmeliyiz ” denilmektedir. Burada 2 farklı düşünce gizlidir:

a) İnkar var, hatta inkardan öte nankörlük var:

“Bu tarihi kendimiz yarattık” diyorlar, böylece hem Türkiye Cumhuriyeti’nin katkılarını hem de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kahramanlıklarını inkar ediyorlar.

b) “Kendimiz yarattık, istediğimiz gibi yazar ve bizden sonraki nesillere bırakırız” diyorlar.

Sormak istiyoruz: Son 50-60 yılın tarihini kendimiz mi yarattık?!!!

Kıbrıslı Türkler olarak yalnız mı yaptık bu tarihi?!!!

Yalnız bırakılsak bugün hepimiz katliam çukurlarında olacaktık.

4. Safsatalara yer verilmektedir “Cirenelerdeki (Girne dağlara) papaz kemikleri kaynattlıp içilirse ateşli hastalıklara iyi gelir” veya “St. Barnabas efsanesi, Afrodit efsanesi” gibi.

5. “Osmanlı azılı katilleri ve suçluları Mağusa’ya sürgüne gönderiyordu” cümlesinin karşısında Namık kemal zindanı verilerek; Milliyetçiliği tartışma kabul etmeyen, “MERKEZ-i HAKE ATSALAR DA Bizi -KÜRRE-i ARZI PATLATıR ÇiKARIZ” mısralarıyla dizginleyemediği milli heyecanını şiirlerine döken, milli şiirleri Edebiyat derslerine konu olmuş Namık Kemal bir “azılı suçlu” olarak gösterilmektedir.

6. 7’si gerçek, 30 civarında temsili papaz resmi vardır.

7. Hıristiyanlığın yayılması, Katolik ve Ortodoks kiliselerinin şemaları sayfalar dolusu verilmektedir. (Bu kitaplar sanki Hıristiyan çocukları için kaleme alınmıştır.)

8. Hiçbir şehidimizin ismi yoktur ama Muzaffer Gürkan ve Ayhan Hikmet (Yorgacis’in casusluğunu yaptıkları Mahkemede ses bantları ile ispatlanmıştı), bu kitaplarda konu edilmektedir. Hatta TMT ve değerli liderlerini suçlamak için “kimin tarafından öldürüldükleri hala bilinmemektedir’ denmektedir. Rum yazar Makarios Druşotis kitabında ifşa etmiştir. Hatta Ömerge ve Bayraktar camiierini bombalayanları da, Markos Dragos’un heykeline bomba koyanları da ifşa etmektedir.

9. Lefkoşa’daki 2 minareli Selimiye Camii’nin altında St.Sofia Kilisesi, Mağusa’daki Lala Mustafa P. Camii resminin altında ise St. Nicolas Kilisesi yazmaktadır. (Türk öğretmenler onların cami olduklarını inkar ediyor.)

10. İnebahtı Yenilgisi ile Preveze ile kazanılan Doğu Akdeniz hakimiyetinin sona erdiği yazılmaktadır. Ne Preveze, ne de inebahtı (Lepanto) Doğu Akdeniz’de değildir.

11. “Anadolu Sevr Antlaşması’ndan sonra işgal edildi” deniyor. Anadolu 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros M.’nin 7. maddesi ile işgal edilmiştir (Sevr 10 Ağustos 1920’dir).

12. Kolejlere ders kitabı olarak müfredata alınan ingilizce kitapta; “Kemal milli güçleri örgütleyerek Yunanlılara hücum etti ve onlara topraklarından sürdü, kovdu” denilmektedir. (izmir, Manisa, Aydın v.s. Yunan toprağı mı idi?)

13. Aynı kitapta Türklerin başkenti Konstantinopolis’tir denilmektedir.

14. Kitapta 46. sayfada Anadolu haritası içerisine CONSTANTINOPOLIS yazılmıştır. Bizans imparatorluğu veya Doğu Roma olmuş da tarihin hiçbir döneminde Anadolu Konstantinopolis olmamıştır.

15. Sayfalar dolusu Kıbrıslılık, Adalılık, Akdenizlilik ama ille de Kıbrıslılık propagandası yapılmaktadır. Bizler bu adada dili, dini, ırkı, tarihi, kültürü, bayrağı,marşı v.s. ayrı iki milletiz ve öyle kalacağız. Amaç Kıbrıs Türklerini Kıbrıslılaştırarak Rumların içerisinde eritmektir. (Osmosis)

16. Kıbrıs tarihi ile ilgisi yokken istanbul’daki 6-7 Eylül olayları konu edilmekte ve 2 gün boyunca Rumlara Türklerin saldırıda bulunduğu anlatılmaktadır (Rum yazarlarca ifşa edilen Rum katliamları, Tifüs-paratifüs ve arsenikle zehirleme, Akritas Planı ve ifestos Planları unutturulmaya çalışılarak).

17. “Tıpkı sepetteki yumurtalar gibi. … O halde niye birlik olmayalım? Niye direnmeyelim? Haklarımızı niye savunmayalım. Stavro haklıdır. ingiliz’i, Amerikalıyı bu güzel adamızdan atmak için, barış ve dostluk içinde birlikte yürümemiz gereken çok yol var daha. Ancak bunu başardığımız zaman kendimiz için, çocuklarımız için, ülkemiz için çalışabiliriz. Ancak o zaman gerçek barış, özgürlük, gerçek mutluluk gelebilir.” Kıbrıslılık enjekte edilmeye çalışılıyor.

18. Lise 1 Tarih Kitabı’nın ilk sayfalarında, Ortaokulların tarih kitaplarından farklı olduğu göze çarpan harfler, 1928 HARF DEVRiMi iLE KABUL EDiLEN LATiN HARFLERiNDEN farklı bir üslupla basılmışlardır.

– “n” ve “m” harfleri daha çok Rus veya Yunan alfabesindeki (Kiril alfabesinde) pi ve mi harflerini andırmaktadır.

– “i”, “Ü” ve “ö” harflerinin üzerindeki noktalar ise istavroz yani minik haç şeklindedir. Örneğin Atatürk ismindeki “Ü” harfinin üzerinde iki, ÖNSÖZ kelimesindeki “Ö” harflerinin üzerinde 2’şer adetlen toplam 4 tane istavroz veya haç, ayrıca her “Ö” harfinin ortasında da 1 adet istavroz veya haç bulunmaktadır. Özetle sesli harfler üzerindeki noktalar kaldırılarak yerlerine istavrozlarla (Haç) konulmuştur.

İstavroz (haç) işareti isa’nın çarmıha gerilmesinden dolayı Hıristiyanlar tarafından bir simge olarak kullanılmaktadır. Ayni zamanda Yunan bayrağındaki simgedir. Haçlı Seferlerinin simgesi olarakda kullanılmıştır. Türk Tarih Kitaplarında bulunan “Atatürk, istiklal Marşı ve Önsöz” kelimeleri üzerine kondurarak verilmek istenen mesajın anlamını ve verilmek istenen mesajı görmemek için kör olmak gerekmektedir.

19. EOKA: Tarih ders kitaplarına göre, Eoka Komünistleri hedef alan bir örgüttü.

20. “Akritas Plana, ENOSiS’e ulaşmak için izlenecek yöntemleri açıklıyordu”. Yani Türkü imha Planı değildi.

Nisan, 2006 Lefkoşa.

ÖZGEÇMiŞ

İsim: E. Birol Özter

Kimlik: KKTC 016185, TC 077029

Orta öğrenimini Kıbns’ta tamamladı, 14.07.1970’te Ankara Gazi Eğitim Fakültesinden mezun oldu.

Kıbns’ta, Milli Eğitim Bakanlığı GenelOrtaöğretim kadrosunda 22 yıl süreyle Sosyal Bilgiler ve Tarih öğretmeni olarak görev yaptı. Buna paralel 7 yıl Eğitim Bakanlığına bağlı olarak Lefkoşa Kız Öğrenci Vurdu sorumluluğu ve bir yıl da Bakanlıkta, Atatürk Öğretmen kolejine müfredat hazırlayan kurullarda görev yaptı.

20 Temmuz Lisesi’nden emekliye aynldıktan sonra 1992-2004 yılları arasında ÖSS hazırlığı yapan dershanelerde Tarih öğretmeni ve yönetici olarak çalıştım.

İki yerel gazetede “Eğitim” ve “Parantez” isimli köşe yazılar yazdı,

2004-2005 yıııannda Akdeniz Televizyon Kurumu’nda “TARİH ve TOPLUM” isimli programı yaptı.

Yazı: Hakan Aykulu


“Kıbrıslılık kavramı ve değiştirilen tarih kitapları” hakkında 3 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir