Köyde Hayat

Medeniyet ne kadar gelişirse gelişsin şehirler ne kadar kalabalıklaşırsa kalabalıklaşsın, hatta sosyologlar ne kadar “Medeniyet şehirlerdedir, köylerden şehirlere akın oldukça dejenerasyon olacaktır” derse desin “gerçek insanlar” köydedir. Ve yine o iddiadayım ki toplumların çekirdeği köylüdür. Çoğu kişiler belki bu iddiama gülecekler, belki de küfredenler olacaktır. Varsın olsun. Köyde doğup büyümüş, yetişkin yaşta şehir hayatını görüp tanımış bir kişi olarak bu hükme kesinlikle inanıyorum.  Köylerden şehre göç olmasa şehirler tenhalaşacak köyde üretim yapılıp şehre gönderilmese, şehirli aç kalacak, köylü gelip çalışmasa şehirli başını sokacak bir dam altı bulamayacak, kısacası köylü olmasa şehirler şehir olmaktan çıkacaktır.

Şehirliler, araştırmacılar, aydınlar-pekazı müstesna-köylüyü beğenmez, onu kötülüklerin, bilgisizliğin, aşağılığın müsebbibi olarak görür. Yukarıda da belirttim, köylüyüm. Köy hayatını harfiyen tanırım. Bir defa köylü okula gitmemişse bile cahil değildir. Hayat okulunun talebesidir, ariftir, anlayışlıdır. Hilekâr değil, samimidir. Hareketlerindeki kabalık -ki o da şehirliye göre öyledir- kabalık değil gerçekçi oluşudur. Lafı uzatıp politika yapmaz, kısa keser. Yolu köye düşmüş kişiye, tanısın tanımasın, güler yüz gösterir, ikramda bulunur. Konuğu gözü tutmuşsa evine götürür, yedirir, yatırır. Eğer samimiyet ilerlemişse konuk ayrılırken bir de sepetçik hazırlar ve “Allah ne verdiyse” sepetçiğe doldurur.  Para, karşılık, aklından bile geçirmediği hususlardır. Bu konuklar ise bir iki gün veya kaldıkları süre içinde köylüleri kendi görüş açılarından inceler ve şehre dönünce yaptıkları değerlendirmeye göre köylüleri anlatmaya başlarlar. Köylüler tembeldir, cahildir, kıskançtır… Hasılı bütün olumsuz sıfatları sayıp dökerler.

Köylüler hiç bir zaman tembel değildirler. Cahildirler belki ama anlayışsız değil, okumuşlardan daha ariftirler. Kıskançtırlar belki ama kıskançlık insani vasılların en büyüğüdür. Kıskançlık olmasa insanlık bu kadar ilerler miydi?

Köylü işbirliği yapmaktan, yardım etmekten hoşlanır, zevk duyar. Eğer karşısındakinde bir aksilik görürse o zaman köpürür, vurur,  kırar, söver…

İşbirlikçidir dedim, işte örneği; Köyde herkesin bir veya birkaç keçisi koyunu vardır. Yavrulama zamanı bu hayvanlar süt verir. Fakat kişinin bir kaç okka sütten yapacağı nihayet birkaç hellimdir. Zamanına, emeğine, tuzuna, odununa yazık olur. Üstelik her gün yapılması gereken bir iş. Bunu önlemek için aynı mahallede olanlar üç beş kişi bir araya gelip “südü, garışdırırlar” Haftanın belirli günlerinde herkes verdiği süte göre süt alır. Böylece biriken süt 15-20 okkaya varır ki 5-6 okka hellim birden yapılır, emekten ve masraftan tasarruf edilir.

Hasat zamanı kimin ekini önce sararmışsa komşular önce onun ekininin biçilmesine yardım ederler, sonra ötekinin. Yok eğer ekinler hep birden girmişse, herkes kendi ekinini hasada başlar. Önce bitiren gidip ötekine yardım eder. Veya demet taşımada kendi yardıma gidemiyorsa, kolaylık olsun diye kendi hayvanını verir. Harmanda da durum aynidir. Düvenle öğütüldüğü zaman da yardımlaşma vardı, traktörle öğütülen günümüzde de.  Birisi bağ mı ekecek? Ya akrabalar, ya komşular yardıma koşar. Birisi sivri uçlu demirle çukur açar, birisi çukura su döker, birisi çubuğu örter. Böylece koca bağ elbirliği ile dikilmiş olur. Emeklerine karşı bağ sahibi para vermez. Yaptığı masraf onlara bir öğle yemeği vermektir. Yok eğer bağ çoksa ve günlerce sürmüşse bitiminde bir de kuyu veya oğlak keser, içkili bir sofra sunar.

Bu yardımlaşma Adanın her tarafında aynidir. Bafta bağa, ekine; Limasol’da haraba, Karpaz’da da tütüne yardım edilir.

Tarlası olmayanlar, olanların işine yardım etti mi yardım gören taraf arpa, buğday, luvana, bulgur, vs. verir. Hayvanları için saman verir. Bağı olanlar, olmayanlara taze üzüm paluze, sucuk, köfter verir. Birisinin düğün hazırlığı mı var; komşular odununu taşır. İmkânı olan tanıdıklar, herse için hayvan bahşeder, yemeklik sebze sunar. Kap kaçağını verir. Kendi bizzat yardım eder.

Komşu kadın doğum mu yaptı? Hemen yardımına koşar. Bezini yıkar, ev işini görür, çorbasını pişirir. Loğusa yataktan kalkana kadar kendi çocuklarını ihmal eder, ona bakar. Komşu tarhana mı kesecek? Hemen yardıma koşar. Pekmez mi yapıyor? Ayni şekilde. Üzüm veya sucuk mu batıracak? Neden yardım etmesin? Yapması lazım, komşuluk vazifesi. Fakat tüm köylü öyle midir? Çok azı hariç:  Evet.

Köylünün gündüzü tamamen işle geçer. Köylerin çoğunda kahveler gündüzün kapalıdır. Akşam üstleri açılır. Gece yarısından önce kapanır. Gazete okunur, radyo dinlenir olaylar hakkında yorumlar yapılır. Kışsa yağmur, yazsa kuyu sularının azlığı-çokluğu, harup, badem, üzüm fiyatları, sebzeler, ekinler bahis konusu edilir. Lokumuna spastra, brefa oynanır. Pazar günleri ise durum değişiktir. Kahveler öğleden evvel açılır. Eğer satışı yapılabilecekse hayvan kesilir. Gençler kahvede masa kurar, kafaları çeker eğlenirler. Kadınlarsa geceleri belirli evlerde toplanır, tatlı yaparlar. Fıstık, çiklemit, kannavuri, kabak çekirdeği kavurup yerler. Günlük işlerden bahseder, dedikodu yaparlar. Ve kocalarının kahveden geliş saatine kadar fıkra, hikaye masal anlatmaya başlarlar. Masalları anlatan çoğunlukla yaşı geçkin kadınlardır. Dört beş gün devamlı anlatılan masallar olur. Bütün yaşlı kadınlar masal bilirler ve sıra ile anlatırlar. Bazıları ise çok ustadır. Masalı öyle akıcı anlatırlar ki dinleyenlerin nefesi kesilir. Bu masallar eski Türk kültürünün çeşitli izlerini taşırlar. Birer kültür hazinesi gibidirler. Geniş tahayyüllerin engin ve yüce fikirlerin, mertliğin birer sembolü halinde adeta köylünün tahayyül ettiği hayat ve felsefeyi aksettirirler. Kadınlar açık yaz akşamları ev yerine mahalledeki açıklıkta ay ışığı altında veya avlularda toplanırlar. Mevsime göre meyveler yer ayni konularda sohbet ederler. Böylece hem dinlenmiş hem de dağarcıklarına bir şeyler katmış olurlar. Bazı köylerimizde Cami yoktur. Veya cami varsa imam yoktur. Bayramlarda köylüler birbirlerini uyandırıp varsa kendi camilerine, yoksa civardaki camilere Bayram Namazına giderler. Yetişkin erkek çocukları da camiye beraber götürülür. Çocuklar camiden sonra kendilerinden büyüklerinin ellerini öper, hayır dualarını alırlar. Sonra çıkar ev ev gezip yaşlıların ellerini öper bayram harçlığı toplarlar. Her köylü bayram arifesinde yoğurur, çörek, sütlü, nohutlu vs. yapar. Geçimi iyi olanlar yapamayan fakirlere bunlardan dağıtırlar. Bunun yanında kebap ve tatlı da verirler. Türk köylüsünün en çok rağbet ettiği bayram tatlısı kadeyiftir. (tel kadayıf) Böylece fakirlerin de gönlünü hoş ederler.

Eğer bayramdan önce başlayan küslük varsa yaşları küçük olanlar gidip kendilerinden büyüklerin ellerini öper, barışırlar. Ramazanda iseler oruca başlarken barışmak yönüne giderler.

Köy adamları ise bir çalgıcı takımı bulur kahveye yerleştirirler. Hava yağmursuzsa kadınlar da iştirak eder. Çalgıya uyan adamlar oynar, türkü, mani söylerler, eğlenirler. Yenip içilir, dünyadan kam alınır.

Yetişkin kızlar, geniş ev veya avlulara bayram salıncağı kurar, sallanırlar. Mani söyler, aşklarından bahsederler. Kendi aralarında eğlenirler.  Bu toplantılara erkek çocukları katılmaz. Hatta dedi kodu etmesinler diye yaşlı kadınların bile men edildiği olur.

Köy hayatının ana hatlarını belirtmeye çalıştım. Samimi olarak diyebilirim ki bu satırlar o engin hayatın bir nebzesini bile anlatmaktan acizdir… Ne yapalım elden gelen bu kadar…

Oğuz M. Yorgancıoğlu’nun Kıbrıs Türk Folkloru isimli kitabından alıntıdır. Köşe yazısı güzelliğinde, sonuna kadar katıldığım düşüncelerdir.

Ayrıca Hakan Aykulu’nun da bu konuda bir yazısı vardır

Orda Bir Köy Var Uzakta

Unutulan terkedilen ve her geçen gün nüfusu azalan, gençlerin genelde tercih etmediği ve gün geçtikçe yaşlanan köylerimizi düşünüyorum. Son zamanlarda o güzelim köylerimiz-de yabancıların cazibe merkezi haline gelmiş. Kimisi kırsal kesim diye adlandırılan köylerimizden arsa veya tarla alıp ev inşaa etmiş bazı yabancılar ise ev satın almış. Bunun yanında köylere yakın bazı bölgelerdeki tarlalar ovalar satılmış ve oralara yapılan evlerle yeni köy yaratılıp adı bile verilmiş “Safa Köy”. Peki yabancıları buraya çeken neydi? Bu soruya aldığımız cevap ise “havası, doğası güzel, huzurlu ve ucuz”. Köylerimizde yaşamak ve oraların havasını solumak, dağında, tepesinde gezmek, piknik yapmak çiçeklerini, bitkilerini kopartıp tatmak kısacası doğal ortamda olmak için can atıyorlar. Biz! Bu doğallığın güzelliğin farkında değilmiyiz artık? Halbuki dünyada birçok insan bu güzelliklere sahip olmak için neler vermezdi. Bu gün şehirlerdek ve bir çok bölgede musluklardan içme suyu akmadığını bilirz. Bu konuda da doğallığını koruyan köylerimiz var. Uzun bir yürüşten yorgun olarak döndüğünüzü ve köyün kenarındaki deponun yanında mola verdiğiniz ve oradaki musluğu açıp avucunuza akan suyu içtiğinizi hayal edin.

Peki gençleri köylerden uzaklaştıran koparan sebep ne ? özellikle aileler çocuklarına sahip olabilme duygusunu ve düşüncesini aşılayabilmeli onlara uğraşacağı çalışacağı ortamları sağlamalı diye düşünüyorum. Fakat sorun bununla çözülmesi tabii ki mümkün değildir. köylerimizdeki genç nüfüsü kaybetmemizdeki en büyük neden köy ilkokullarının merkezleştirilmesi olmuştur. Bir diğer neden ise gençlerin katılabilecekleri sosyal aktivitelerin olmayışı . var olan futbol külüplerinin  bile maddi sebeblerle külüplerini kaptmak zorunda kalan köylerimizin olduğunu biliyoruz. Şehirlerdeki sosyal aktiviteler köylere göre çok ilerlemiş duurmda futbol, tenis, satranç, veleybol ve bulara benzer daha birçok sosyal etkinliği saymamız mümkün. Özellikle yurdumuzda kuurlan üniversiteler şehirlere ayrı bir hava katmış ve birçok etkinliği üniversitelerin de barındırdığını ve güzel faaliyetlerin olduğunu biliyoruz. Şehirlerdeki en kötü durum ise bet ofislerinin sayısının çok oluşu ve bazı bölgelerde 10 metre ara ile başka bir bet  ofisinin varlığı.tabii ki araçların fazlalığı hava kirliliği şehir hayatının diğer sorunları.

Köylerimizi canlandırmanın gençleri orada tutabilmenin çaresi nedir?  Ne yapmalı? Sorusunu kendi kendimize sorduktan sonra şunları sıralayabiliriz öncelikle köylerimizdeki güzellikleri yaşamak ve yaşatmak  gerekir. Sosyal faaliyetleri canlandırmak veya canlanmasına katkı koymak gençlerin vakit geçirebilecekleri güzel ve faydalı ortamlar yaratmak “kütüphane, bilgisayarlı internete bağlanan ve araştırma yapılabilen ortamların oralara götürülmesi vb”, gençlerle birlikte organizasyonlar yapıp geziler düzenlemek, doğa yürüyüşleri yapmak, sayısal dünyanın gelişmesi ile fotoğrafçılığın çok yaygınlaştığı bugünlerde gençlerle doğada fotoğraf çekimleri yapmak, zaman zaman fotoğrafçılık yarışları yapmak doğada yapılan çekimlerde en güzel anı yakalayıp o anı ölümsüzleştiren kişi veya kişileri ödeüllendirmek gibi faaliyetlerde çalışmalar yapıp organizasyonlar düzenlemek. Gençlerle birlikte çalışıp onları belli başlı görevlerde çalışmasını sağlmak onlara verdiğimiz değeri ve önemi anlama ve kavramalarına yardımcı olacaktır.

Bir Köy

Gel buraya dolaş kırlarımda

Gel durma! Seni bekliyorum yemyeşil ovalarımla

Dağımdan tepemden çiçeklerimi topla

Unutma ben senin tarihin kültürün var olan gerçeğinim

Gel şehirden at üzerindeki stresi doğal ortamda

Kopar şu meyveyi ağacımdan

Gölgesinde otur, serinle tadına bakarkan

Unutma ben senin tarihin kültürün var olan gerçeğinim

Çık şu tepenin doruğuna

Derin bir nefes al durma

Hisset oksijenin yoğunluğunu

Bak gör karşında muhteşem manzara olduğunu

Unutma ben senin tarihin kültürün var olan gerçeğinim

Ataların bu topraklarda yoğurdu hamurunu

Bu bulutlar bu topraklara döker yağmurunu

Gel bir ağaç dik şu tepenin yamacına

Sende katıl bu çiftçinin emeğine, yorgunluğuna

Bak karşıdan bağıran ineğine tavuğuna

Cıvıl cıvıl öten kuşlarına

Sakın ama sakın unutma ben senin tarihin kültürün var olan gerçeğinim



Bir Yorum to “Köyde Hayat”

  • Neslihan Aktay says:

    Girne civarında, denize yakın, ancak dokusu bozulmamış, beton yığını ve turistik olmayan Kıbrıs kültürünü yaşayabileceğimiz bir köy önerebilir misiniz?

Yorum bırak