Köyevi (Aşevi)

İçinde oturulan yere ev denir. Ancak oturulan derken bir ömür boyu yaşanılan yer, kapalı, dış etkilerden korunmuş yapı anlamlarında kullanılır. Bazı bölgelerde “Dam” olarak söylenir. Her bir söz ayni anlama geldiği halde niçin söyleniyorlar acaba? Ve evin önemi neden bu kadar çoktur?

İnsanın yaratılışında/mayasında benlik/bencillik duygusu çok esaslı bir duygudur. İnsan her şeyin kendisinin olmasını ister. Başkalarına bağımlı olmak istemez. Kendi hükmetmek veya başkası ile sınırlı-paylaşmak ister. Bunun yolu ise durumu başkalarına göstermemektir. Yaşı yeten ve kendini güçlü hisseden genç erkek hemen komşu kıza seslenir.
Yan yanadır damımız
Çifte yanar mumumuz
Söyle bana komşu kız
Ne zaman düğünümüz?

Kız da zaten ayni duygu ve arzular içindedir. Cevabı yetiştirir hemen.

Beyaz gül deste deste
Beni anamdan iste
Eğer anam vermezsa
Git da bubamdan iste

Kızdan olumlu cevap alan oğlan hemen anasına koşar. Çünkü onu en iyi anlayan anasıdır. Nazını çeken de anasıdır. Onun için yüksekten atar.
Bazar deller çarşıya
Galdık garşı garşıya
Ya gız bul da evlendir
Ya gaçacam Garşı’ya

diye kestirir. Ana hemen alttan alır.”Aman oğlum, der,  neler oldu? Göğnün kime düşdü? O zaman oğlan açıklama yapar. Ana, durumu babaya bildirir.”aman oğlumuz gaçmasın “der babayı ikna eder. İkisi birlikte gereğini düşünürler.

Öte taraftan kız mutludur. Türküler maniler söyler. Durmadan evi siler süpürür. Kap kaçağı yıkar durur. Eşyaların yerini değiştirir. Ancak anasını aşevinde gördü mü işler değişir. Olmadık davranışlar sergiler.

-Ay..böcü der, tabağı-fincanı yere bırakıp korktu taklidi yapar.
-Ayyy.. beytambal galanınız, der, ben çamaşır hem bulaşık ikamak için geldim dünya ya ? Allahım canımı al da gurtulayım, der.

Bunun üzerine anası durumu farkeder.

-Hayırdır der, yangın bacayı sardı. Bizim deli gizin aklını kim çeldi? Abayı kime yağdı? Kız naz eder.. Ağlama taklidi yapar Ana dayanamaz….
-Eee bana deme da buban başgasından duysun.. Duysun da kemiklerini girsin. Bak o zaman hoşuna gider mi?
-Aman ana, ben ne derim tamburam ne çalar? Neden bubam gırsın kemiklerimi ? Dedem senin kemiklerini gırdı mıydı vagdında ?
-Eee uzattın ama deli gız. Kimdir bu talihli? Senin gibi deliyi kim garı deye seçdi de bakayım.. Kimisa Allah yardımcısı olsun.. Kız dayanamaz. Komşu oğlunun adını söyleyiverir.  Ana zaten nicedir, farkındadır… İki gözü ve dudakları gülümser…

İki taraf da olumlu ise bu iki gene, bağlı olduktan birimlerden koparlar, özgür olurlar da yeni bir birim oluştururlar. Buna (ev sözünden)  ev-lenmek denir. Ama gerçekte evlenen gençler için “Boyunduruğa girdi” denir.

Erkek sahiplenmek, kadın sahiplenilmek ister. Ancak son tercihi her zaman kadın yapar. Ardından “yeni çift” kurulmuş olur.

Bunu yapan babalar çocuklarını evlendirmiş olurlar. Buna bazı bölgelerde ever-mek denir. Yani iki genç yeni ve kendilerine özgü bir ev açmış olurlar. Bu ev her şeyiyle,   maddi/manevi onlarındır. Dilimizde    “Evceğizim, evceğizim, sen bilirsin halceğizim” atasözü ile anlatılmak istenen budur.

Gazanda su ısıttım
Bahçede gül guruttum
Aşkının ateşinden
Evi barkı onuttum

Manisi evin, kişi için ne kadar değerli, ne kadar özel olduğunu açıkça gösterir. Bu ev nasıl dikilir, nasıl döşenirdi? Tabii ki paraya dayalı olduğu için kişilerin maddi gücüne bağlıydı. Evin yapılacağı yerleşme yerine bağlıydı. Yani şehirde başka köyde başkaydı. Üstelik zaman içinde de değişiklik gösteriyordu. Köy kesiminden tespit edebilen son yüz yılın evlerinin yapılış ve kullanılış amaçlarını şöyle aktarabiliriz.

Köy insanı tarımla uğraşan insandır. Bu üretimi yapabilmek için, önce çifte -hayvanlara ihtiyacı vardır. İkincisi kullanacağı araç gerece ihtiyacı vardır. Üçüncüsü tohuma taneye ihtiyacı vardır. Dördüncüsü mal varlığına göre yapacağı çocuklar vardır. Evini yaparken bütün bunları düşünmek, evinin yerini, alanını, hatla yönünü düşünmek zorundadır.

Yeni çift ev kuracağında önce evin yeri seçilir. Amaca uygun oda sayısı ve odaların boyu kararlaştırılır. Yapıcı ustaları çağrılır. Pazarlık yapılır. Önce inşaat malzemeleri taşınır, hazır edilir. Bu malzemeler bölgeye göre değişir. Taş olan bölgelerde taş, taş olmayan yerlerde kerpiç hazırlanır. “Kerpiç kesme” özel bir yöntem ister. Taşlar da ihtiyaca göre yontulup hazırlanır. Ancak duvar örme harcı her iki durumda da çamurdur. Çamur; toprağın su ile cıvık/yapışkan hale getirilmesidir. Bu çamurun içine kalın saman da konur. En az üç gün bekletilir. Buna çamurun “Dinlendirilmesi” denir.

Bütün hazırlıklar tamamlanınca yapıcı ustası veya evin sahibi tarafından konan işaretlere uygun olarak temeller kazılır. Üç gün süreyle temele su dökülür. Bundaki amaç toprağın oturması, veya temele isabet eden yerlerde mağra varsa ortaya çıkmasıdır. Hiçbir sorun olmadığı belli olunca aile fertleri ve yapıcılar toplanır. Ev sahipleri maddi güçlerine göre ya iri bir horoz, ya da bir küçük baş hayvan özellikle koç keserler, temele kan akıtırlardı. Bu temelde veya yapılacak alanda ikamet eden cinlerin / perilerin /görünmezlerin ülkesini çekmemek; dostluğunu kazanmak için ödenmiş bir bedeldir. Böyle olunca yeni evlilere ve çocuklarına fenalık yapılmayacağına inanılırdı.

Kan akıtıldıktan sonra “Kıble” , güney köşesinin taşı Fatiha süresi okunarak konurdu. Bunu, simetriği olan köşe taşı takip eder, ardından da diğer köşe taşları izlerdi. Köşe taşları yükseklik olarak diğer taşlarla ayni; ancak boy olarak diğerlerinin iki misli olurdu. Onun için dilimizde “Ağır daş köşe daşı olur” sözü yer etmiştir.

Taşların yüksekliği bir ayak, yani 30cm olurdu. Her taş sırasına bir “Sicim” denirdi. Bir evin yüksekliği toprak seviyesinden sonra  11 sicim olurdu. 11’inci sicimin üstüne mertekler konur. 12. sicimle mertek aralar kapatılırdı. 12. Sicim örülünce evin tüm duvarları duvar yüzeyinden 15 cm dışına taşan yerli mermerle, kenarlanırdı. Bu, yağmur sularının merteklere temas edip çürümesini önlediği gibi, duvarın üst yüzeyinden araya girip hareni yumuşamasını ve yıkılmayı da önlerdi. Damlar topraklandıktan sonra bu mermerin dış yüzeyi alçı ile 25 derece eğimle sıvanırdı.

1960 lı yıllara kadar köy evleri toprak damlı olurdu. Bu toprak dam her türlü ürünün kurutulduğu güvenli bir yerdi. Yok eğer dam topraklarla değil de kiremitle örtülecekse oluklu kiremit veya “Osmanlı kiremidi” kullanılırdı. O durumda duvarın orta noktası yüksek tutulur meyil iki tarafa verilir. Orta noktada da birleşme ucunu örten bir sıva ile kapatılırdı. Bu arada kullanılan kiremit oluklara “Külah” denirdi.

Ev ve odaların genişliği hep ayni idi. Bu merteklerin/çapaların standart uzunluğu idi. 12 ayak, yani 30×12 = 360cm. İki uçta bir ayak kalınlığında duvar yapılırdı. İçten içe duvar arası ise 10 ayak yani 300cm kalırdı. Odaların uzunluğu ise “mertek” hesabı olarak söylenirdi.  12 merteklik, 20 merteklik, 40 mertektik.

Bunun bugüne göre hesaplanması şöyleydi. Yan duvardan itibaren 1 .Mertek konurdu. 2. Mertek bir ayak ara ile yerleştirilirdi, iler merteğin kalınlığı 15 cm idi. Yani 12 merteklik ev 12×30 360cm. mertek araları, + 15×12 180cm de mertek kalınlığı olmak üzere 540cm uzunluğu olurdu. Zengin köylülerin 40 merteklik evleri olduğu pek çok köyümüz vardı 1940’lara kadar.

Köy yerinde her evin bir avlusu vardır. Her avlu duvarla çevrilidir. Avlularda, bölgeden bölgeye değişen meyve ağaçları bulunur. Üzüm asması her avluda vardır. Daha filizlen irkenden yaprağından dolma yapılır. Talvarı ya da gölge yapar. Bol üzüm verir, meyve olarak kullanılır. En sonunda da olgunlaşmış yaprakları hayvanlara yedirilir.

Köylerde her evin çevresi bir duvarla çevrilidir. Bu taş duvar olduğu gibi, zamanla taşınıp düzgün şekilde sıralanmış odun ve çalı da olabilir. Ama bu, evin sınırı ayni zamanda tecavüz edilemez kalesidir. Kimse izinsiz geçemez bu sınırdan, geçmesi suçtur. Ayni duvar / çit, evin çocuklarını, tavuk ve piliçlerini, hayvanlarını da kaçmaktan, çalınmaktan korur. Bu duvarın içinde kalan kısma “havlı, avlu” denir. Köy yerlerinde her avluda bölge şartlarına uygun çiçekler ve ağaçlar bulunur. Çiçeklerin başlıcaları yasemin, feslikan (fesleğen), sardunya, şabboy, mergiz (nergiz) ve girittir. Meraklı evlerde gül ve günnasır da olur. Çiçekler genellikle avluya giriş yerinden, “sokak kapısından” evin giriş kapısına kadar olan yolun iki tarafında olurdu..

Ağaçlar, duvarın iç tarafından ve duvardan 5 ayak içerde 10 ayak aralıklarla olur. Öyle ki ağaçlar yetilince “belli bir boya ulaşınca” iç içe geçerlerdi. Bunlar badem, ekşi (limon), yenidünya, erik ve incirdi. Gölge yapmak için bir dut, bir de tam giriş kapısında bir galif “çardak” üstünde de ev sahibinin tercihine göre bir üzüm asması. Sultani, gadın parmağı, kış üzümü, verigo olabilirdi. Seyrek de olsa babutsa da ekilen ağaçlar arasındaydı. En az ekilen mersin ve kına ağaçlarıydı. Bu ağaçlar, o aile çocuklarına yıl boyunca taze meyve sağlamış olurdu. Nisanda çağla (Yeşil badem). Mayısta yenidünya, Haziranda dut yemişi (vavatsino), Haziran-Temmuzda erik-renklot. Ağustos da incir, Eylül-Ekimde üzüm,  incir. Bazı köylerimizde kış inciri de bulunurdu. Bu da, beslenmede hem de dengeli beslenmede, aileye büyük yardım sağlıyordu.

İkinci üretim, kümes hayvanları ile ilgiliydi. Avlunun bir tarafına bir kümes yapılırdı. Aile kendi, kuluçkaya yatırdığı tavuktan elde ettiği civcivleri besler, tavuk ve yumurta ihtiyacını kendi karşılardı. Köy evlerinde her gün taze yumurta bulunurdu.

Yapılan odaların işlevine gelince;
Tam ortadaki oda yatak odası, hemen yanındaki odalardan biri ambar, diğeri aşevi, en uçtaki  oda da  ahır olarak  kullanılırdı. Odaların içten bağlantısı yoktu. Her odanın kapısı ayrıydı. Bu tip evler 1930’ lara kadar revaçta idi.

İkinci ev tipi orta halli ailelerin tercih ettiği ve tüm adada (köy – şehir) yaygın ev tipidir. İki oda ortası sündürme. Bu ev tipi basit planlı ama kullanışlı bir ev tipidir. Bu ev tipinde de en 12 ayak, boy 20 mertektir. Yani 9 metredir.  Ortada sündürme “sundurma” adı verilen bölüm 3 metre enindedir. Onun iki yanında da iki oda bulunur. Odaların kapılan sündürmenin içindedir. Yan odalar yatak odalarıdır. Birinde anne baba, diğerinde belli yaşa kadar çocuklar beraber kalır. Ergenlik yaşından sonra oğlanlar sündürmeye alınır. Çocukları yalnız kız veya yalnız erkek olanlar için sorun yoktur.
Sundurma, sunmak ve ikram etmek anlamında bir sözcüktür. Sundurma ikramın yapıldığı yerdir. Zamanla sündürme şekline dönüşmüştür.

Sündürme nasıldır ve ne işe yarardı, nasıl döşenirdi? Sündürme evin tam orta kısmına denk gelirdi. Dış duvar yüzeyinden birbuçuk metre içeride bir duvar ve giriş kapısı olurdu. Bundan maksat, dışardan gelenin yağmurdan veya güneşten korunmasını sağlamaktır. Yani dam altında, ama dışarıyı tamamıyla görebilecek bir mekândır. Bu mekânın iki yanındaki duvarda simetrik olacak şekilde iki duvar oyuğu bulunurdu. Bu oyuklara saksı içinde çiçekler konurdu. Güneşli yere sıcak zamanlarda oturabilmek için karşılıklı iki kanepe konduğu da olurdu. Kapının önünde el yapması paspas bulundurulurdu.

Sündürmenin iç kısmına gelince; kapının tam karşısında pencere olurdu. Pencerenin olduğu duvar boyunca kanepe /divan hazırlanırdı..Bu, rahat olsun diye kılıfla döşenirdi. Duvara dayanan yerlerde, dayanmaya yarayan uzun duvar yastıkları. Odalara giriş kapılarının ilk tarafında camlık ve boro adı verilen cehizler yer alırdı. Camlık, adı üstünde cam eşyaları korumaya yarıyor ve kendi de içi görülecek şekilde yapılırdı. Camlıkla şerbet takımları, içki bardakları, biblolar, gülümdanlar korunurdu.

Boro, altı kapalı bir dolap, üstü oymalı ve düzgün mermerli olurdu. Mermer, boraya, bir ağırlık kazandırıyordu. Boronun üstüne lamba konurdu..Yanında da bir elbise fırçası, fırçanın üzerine tutturulmuş, bir bay, bir de bayan tarağı bulunurdu. Buna misafir odası da denirdi.
Aşevi, binaya bitişik ama dıştan bağlıydı. Oraya çamur olmadan varabilmek için betondan veya taştan iki ayak eninde bir yol yapılırdı.

Oğuz M. Yorgancıoğlu “Kıbrıs Türk Folkloru” (2000) Kitabı



Yorum bırak