kıbrıs evlilik | Kıbrıs'a Bakış

‘kıbrıs evlilik’ etiketi

Nikah ve Düğün

Köy kadınlarına göre “Beyaz duvaglar içine girmeg her gızın ruyasıdır”. Beyaz muradın ifadesidir. Ve hayatta bir tek defa olsun beyazlara bürünmek saadetlerin en büyüğüdür. Hazırlıklar tamamlanıp nikâh günü gelince merasim kız evinde yapılır. Gelini çalgıcı kadınlardan birisi hazırlar. Bu gelin hazırlanmasında önem verilen daha fazla baş süsüdür. Köylü kızı allığı yüzünde 0 gün görür. Kaşları ancak o gün alınır. Saç tuvaleti yapılıp bitirilince gelinlik giyilir ve duvağı başına itina ile yerleştirilir. Gelin telleri de takılır, böylece süsü tamamlanmış olur. Ondan sonra gelin hazırlanan koltuğa yerleştirilir. Çalgı çalmağa başlar, halk gelini görmeğe girer. Düğün sahipleri misafirlere hizmet eder. Öğleyi biraz geçe bir araba temin edilip nikâh dairesine gidilir, nikâhları kıyılır. Köylüler uğurlu olsun diye bir de imam nikâhı kıydırırlar. Kanaatime göre bu eski alışkanlığın devamından başka bir şey değildir. Hatıra niyetine bir de resim çektirdikten sonra köye dönülür. Köye dönüldükten sonra köy muhtarının kontrolü ve başkanlığı altında taraflar bir “çeyiz kâğıdı’ imzalarlar. Bu kâğıda kaydedilip muhtar taralından imzalanan kâğıt hükümetçe de tanınır ve kâğıdı gösterip tarla ve sairenin koçanı sahip değiştirebilirdi. Ondan sonra sıra tebrik kabul etmeğe gelirdi. Tebrik eden çiftler yeni çiftleri işler, saadetler temennisinde bulunur ve basdişini alıp çıkardı. Misafirlerin para takmasına karşılık ana babaların para yerine kıymetli eşyalar, mücevherler takması adetti. Merasim akşamüstüne kadar sürer, akşamüstü dağılır. Böylece sona ererdi. Nikâh sahipleri zenginse, merasim esnasında çeşitli yemeklerle, içki ağırlar, merasim de geç vakitlere kadar sürebilirdi. Nikâh bu günkü anlamıyla karı/koca olmak demektir. Ama 1960 lı yıllara kadar sadece düğüne hazırlık anlamı taşırdı. Nikâhlı çiftin çıkıp yalnızca dolaşmalarına izin verilmezdi. Ayni devrede oğlanın eve sık sık gelip gitmesi de hoş karşılanmazdı. Ama nikahlılık bir veya iki sene sürebilirdi. İç güveysi olma durumu ise köylülerin rağbet ettikleri bir yol değildi. Ne pahasına olursa olsun kız taralı düğüne alnı acık çıkmak kızlıkları halka göstermek isterdi. Yoksa dedikodudan kurtulmak imkânı yoktu. Bu dedikodudan tesbit edebildiğim cümle şudur. “Madem gendinizi dutamadınız düğünü napacasınız be gızım. Siz gelin güvey oldunuz, oğlancık da davulun sesini duyar…”

Bütün şartlar elverişli olunca taraflar düğün gününü tesbit eder ve onbeş gün önceden konuklarını davete başlarlardı. Düğüne davet daha değişik olurdu. Kişiler itibarlarına göre davet edilirdi. Davetiye çıkmazdan önce davet mumla yapılırdı. Sıradan kişiler sarı ve ince, daha önemlileri aynı cinsten daha kalın mumlarla, bazan da üzerine kırmızı kurdela bağlayarak davet edilirlerdi. En itibarlı kişilere ise beyaz düğün mumları üzerine kırmızı kordela bağlandığı gibi, bazan da kıç tarafı yeşile boyanarak da gönderilirdi. Bu mumların gönderildiği kişiler düğünün şeref misafirleridir. En büyük itibarı onlar gördükleri gibi en kıymetli hediyelerin de onlar tarafından verilmesi adettir. Bu husus kendini bir deyimde hala yaşatır. Düğün harici zamanlarda bir yere kendiliğinden gelip de umduğu itibarı görmeyince şaka yollu şikâyette bulunanlara “Seni yeşil götlü mumula davet etmedim ya?” şeklinde cevap verilir.

Davetliler, düğünden birkaç gün önce yemeklik hediyelerini göndermeğe başlarlar. Bunlar zamana ve bölgeye göre değişebilir. Ama her zaman bol boldu, ilkbaharda patates, domates, salatalık, yeşil sebze. Yazda karpuz, buğday, makarna, un, sonbaharda kolakas, üzüm vs. olurdu. Varlıklı çobanların bir iki hayvan hediye ettikleri de vaktiydi. Düğün sahipleri de bol bol içki almak zorundaydılar. Çünkü köy düğünlerinin özelliklerinden biri de su gibi içki içilmesidir. Davetlilerin sayısına göre de iki üç fırın ekmek yoğrulur, yemek pişirmekte kullanılmak üzere de avluya bol miktarda odun yığdırdı.

Düğünden bir gün önce, ekseriyetle Cumartesi ikindin çalgıcılar gelir. Bunların davulcu, zurnacı ve kemaneciden kurulu birinci gurubu adamlar için kahvede çalar. Düplekçi, telci (zilli daire), ve kemaneciden kurulu ikinci gurup düğün evinde ve kadınlar için çalar. Kemaneci muhakkak amadır. Daha doğrusu kasıtlı olarak ama kemaneciler çağrılır. Ayni günün gün kavunumu davul zurna çalmağa başlar. Bu (mumla davetin dışında) köylüyü düğüne davettir. Bazan kahvede çalındığı gibi bazan da mahalleler dolaşılır. Gece kahvede kısa bir fasıla da olsa davul zurna çalar, köylü hoşça vakit geçirir. Pazar gün ikindiye kadar bir hareket olmaz. İkindin davul zurna gene kahvede çalmağa başlar. Gece geç vakte kadar devam eder. Adamlar kendi aralarında oynar, eğlenirler.

Gerçek düğün pazartesi kuşluk vaktinde başlar. Öğleye doğru köylü düğün evinde toplanır. Düğün genellikle kız evinde yapılır. Öğleyin halka yemek dağıtılır, içki sunulur. Bu yemek, çalgı da devam etmek üzere akşama kadar sürer. Fakat yemek verilmeğe başlanan andan itibaren artık işleri sağdıçlar yürütür. Her husus onlardan sorulur. En az düğün sahibi kadar söz sahibidirler. Kadınlar tarafında da yemek ve eğlence aynen sürdürülür.

Salı gün ayni şekilde yenir içilir. Hiç bir iş yapılmaz. Yalnız ikindi üzeri herse buğdayı temiz tekneler içine konur. Uzun kırmızı tülbentlerle örtülür ve davul zurna eşliğinde değirmene taşınır. Islatılıp değirmene dökülür ve hey heylerle …: öğütülür. Buğdayın sadece dış kabuğu çıkar ve ayni merasimle düğün evine götürülüp düğün yemekçisine teslim edilir. Ayni akşam herse kazanları ocağa vurulur.

Çarşamba günü düğünün en hareketli günüdür. Öğleden önce düğün hamamı yapılır. Kasabalardaki kadar tantanalı değildir. Düğün sahiplerinin maddi gücüne göre gösterişli olabildiği gibi, sadece “adet yerini bulsun” diye yapılanlar da olur. Kadınlar tarafı bu işlerle meşgulken düğün evinin avlusunda da güveyin traşı yapılır. Tıraş davul zurna eşliğinde olur. Ortada bir masa, üzerinde de berberin takımları ile bir kâse bulunur. Güvey “Gönlünden kopanı’ bu kaseye atıp, sandalyeye oturur. Tıraş başlar başlamaz güvey babası da gidip kâseye para atar, sonra isteyen berberi işleyebilir.

Öğle vakti yemek vaktidir. Bu günün en güzel yemeği ise herse (dövme)dır. Halk doyasıya ağırlanır. İçki su gibi akar. Yemek yerken çalgı da çalar. Çıkıp oynayanlar da eksik değildir. Öte yandan gelin hamamı bitmiş olur. Giydirilip kuşatılır. Tekrar süslenir. Bu iş ekseriyetle çalgıcı kadınlar tarafından yapılır. Köy kadınları gelini görmeğe gelirler.

İkindi üzeri yorgan kaplama zamanıdır. Davul zurna eşliğinde başlar. Yorganların kaplanmasına yaşlı başlı bir kadın nezaret eder. Her kadın biraz dikip bırakır. Kaplama devam ederken de halk yorganları işler. Bu paralar geline aittir. Kaplama işi devam edilirken yapılan diğer bir davranış ise küçük erkek çocukları, yeni evlilerin ilk çocuğu erkek olsun dileğiyle yorganların içine yuvarlamalarıdır.

Çarşamba akşamı da bir başka renkli olur. O akşam kına gecesidir. Kadınların bir kısmı da ayni gece kahveye gelir. Düğünler genellikle yaz sonu ile sonbaharda yapıldığı için dışarıda yapılır. Kahve önlerinde halka olup otururlar. Çalgı refakatinde oyunlar oynanır. Oyuna önce yaşlılar girişir. Bilhassa mandala ve sirto oyunlarına rağbet edilir. Sirto oynanırken etraf hareketlenir. Eğer zeybek bilenler varsa çıkıp oynar. Oldukça ağır ritimlidir. Hu yüzden herkes oynayamaz. Eğer zeybek oynayacak bulunmazsa meydanı gençler işgal eder ve sirtoyu devam ettirirler. Saat dokuza doğru kına tepsisi ve güvey sağdıçlar refakatinde kahveye getirilir. Bir an için etraf hareketten kesilir. Tepside yoğrulmuş kına vardır. Ortada beyaz bir düğün mumu (kırmızı kordeleli) etrafında da çok sayıda sarı mum yanar. Sağdıçlar güveyin sağ elinin parmağını kınalayıp, kırmızı bir mendile sararlardı. Kına yakılınca tepiyi herkes işler. Bu toplanan paralar güveye aittir. Bir müddet bekledikten sonra güveyin kınası sağdıçlarla gelin evine gönderilir. Kahvede oyun yeniden başlardı. Ayni saatlerde gelin evinde de gelinin kınası yakılırdı. Yalnız kına yakılınca gelin ortada olmak üzere etrafında yedi kişi denmeğe ve dönerken de oynamağa başlarlar. Ellerinde kırmızı tülle örtülü bir de desti vardır. Her bir dönüşte desti el değiştirir. Ve yedinci kişi aldığı zaman yedinci tur başlar. Bu tur tamamlanınca desti yere vurup kırılır. Kırılması uğurlu kabul edilir. Destinin kırılmasından sonra kadın çalgıcıların eşliğin de eğlenceler geç vakte kadar devam eder. Ama sabahlama adeti yoktur.

Kahvede ise güvey kınası gelin evine gönderildikten sonra oyun ve eğlence yeniden başlar ve geceyarısını da geçer. Gündüzün tıkabasa yiyen su gibi de içki için köylü dertlerden kurtulma vesilesi bulduğu için hiç acele etmez. Oyun fasılalarla dur Makalenin tamamını oku »

Bu Kısmetli Ne Zaman, Nasıl Çıkardı?

a) Biraz varlıklı ve birbirleriyle iyi geçinen akraba aileler, “Mal dışarı gitmesin”  veya “Havlımda asma dururkana, suyu başgasının havlısına ne dökeyim?” düşüncesinden hareketle daha küçük yaştan “söz keserlerdi”. Oğlan ergenlik çağına erişince “kulağı açılır” yani durumdan haberdar edilirdi. Eğer ailesinin arzusu hilafına harekete niyetlenirse ailenin en yaşlıları baskı yapar, evliliği gerçekleştirirlerdi.

b) Orta hallilerle fakirler söz kesmez, “oğlanınan gız dellalda” derlerdi. Bu söz oğlan istediği kızı seçsin, kız da beğendiği oğlana varsın anlamındadır. Bu oluşuma dâhil olanlar akıllarına estiği zaman nikâh olamaz veya evlenemezler. “Oğlanın cebi ağırlaşsın” yani para kazanıp aile geçindirecek hale gelsin şartını koşarlar. Ancak öylelerine kız verilir. Eğer oğlanın eli iş tutmamışsa kız da fakirse, aileler buna şiddetle itiraz eder, “iki çıplak bir hamama gelişir” veya “bre oğlancıg aç gözünü, garı deyecek duz götün edecek cuz” şeklinde onları caydırmaya uğraşırlardı. Yok, eğer fakirliklerine rağmen münasip görülmüş ise, söz kesilir ve birkaç yıl beklenirdi.

c) Parası olmayan ve başka engeller karşısında olanların başvurduğu yol “kız kaçırmaktı”. Bu yola yaşlı âşıklar, sevdalı gençler ve hovarda geçinenler başvururdu. Kaçırılan kızın ailesi daha fazla rezalete meydan vermemek için onları “sarıp sarmalar” böylece bütün engeller ortadan kalkmış olurdu. İkinci Dünya Harbinden bu yana Kıbrıs Türkleri arasında kız kaçırma olayları pek nadirdir.

d) Aracılarla evlenme: Bu yolla daha çok iç harp öncesi başvurulmuştur. Sebep de herkeste uyanan kasabalı olma merakıdır. “Aman gızım benim gibi eziyetlenmesin, evinde hanım gibi otursun” düşüncesidir. Kız anaları köy köy gezen bezirgân (bohçacı) kadınlardan kızları için kasabalardan birer damat adayı bulmalarını isterler. Tabii bahşiş de adarlar. Bezirgân kadın aslında kimin kız aradığını bilir, önce “Bir bakayım, soruşturayım ” der, habersiz gibi görünür ama “devrisi hafta” gene sökün eder. Bir değil birkaç istekli bulunduğunu müjdeler. Tavsiyelerde bulunur. O gidince kız anası kızının da fikrini alıp mesleği kendilerince uygun olanını seçer. Bezirgan kadın oğlan tarafının da kulağını doldurur.   Artık iki ev arasında mekik dokur. Haberi birinden alır ötekine götürür. Ağırlık, ev, çeyiz (pırtı) mal, hayvan konuları anlatılır. Eğer uzlaşabilecek bir ortam hazırlanmışsa oğlan tarafı adına yakınlarından birisi kızı görmeğe gider. Kızı beğenirse bir gün kararlaştırılır. Oğlan tarafından bir gurup kız evini ziyarete giderler. Evlenme şartlan kesin bir karara bağlanır ve kız “Allah’ın emrine, peygamberin kavline” ana babasından istenir. Herşey önceden bilindiği halde hemen evet denmez. “Kısmetisa” diye acık kapı bırakılır. Birkaç gün içinde de evet cevabı oğlan ailesine iletilir. Yok eğer kız tarafının niyeti yoksa, aracı kadınla gelen ilk akrabaya “bir de babasına soralım”, “gızımızın vagdi değil” veya “vagdımız yogdur” şeklinde cevaplar verilir. Müsbet cevap alındıktan sonra kız tarafı oğlan ailesini davet eder, masa hazırlar ve söz keserler. Baf kazasına bağlı Susuz, Fasula, Aydın ve Kalkanlı köylerinde söz kesiminden sonra oğlan kıza bendo (beşibirlik) vermezse söz geçersiz sayılabilir. Bu şekilde anlaşıldığı halde sonradan vazgeçilen evlilikler olmuştur. Bu durumda yani söz kesildikten sonra kızla oğlan birbirinin “nişannısı” sayılır.

e) Oğlanın kendisi veya ana/babası bir kız beğenir. Bu takdirde kız tarafının ağzı aranır. Tabii bu iş emniyetli kişilerle yürütülür, icabı halinde kızın kulağına da fısıldanır. Eğer meyil hissedilirce köyün “bu hususta pişkin” şahısları vasıtası ile bu arzu daha açık bir şekilde izah edilir. Cevap müsbetse oğlan tarafı “Dünürcü yollar”. Ağırlık, mal, mülk, ev, çeyiz hususları konuşulup karara bağlanır. Dünürcüler birkaç defa gidip geldikten sonra oğlan tarafından yetkili kişiler gider ve kızı ailesinden ister. Bu isteyiş doğrudan doğruya “Allah’ın emrine, peygamberin kavline oğlumuz… ‘ya kızınız … ‘yı isteriz şeklinde olabildiği gibi, dünürcülerinin dillerinin kuvvetine veya bölgelerin durumuna göre farklılık gösterirdi. Mesela Larnaka Kazasında… Dünürcülüğe gidenler kahve ikram edildikten sonra gerçek niyetlerini şu manzumelerle ifade ederlerdi.

Euzubillahi Mineşşeytanirracim

Bismillahirrahmanirrahim

Evinizde var bir padem

Gelişimiz hem uğurdur, hem kadem

Sizden bir cevahir isterik

Ya evet deyin ya hayır: Allah’ın emri peygamberin kavli üzerine oğlumuz … ‘a giziniz … ‘ı isterik. Düşünüp bir garara varmanız için birkaç gün sonra gene gelirik … derlerdi. Veya;

Ağzımızda dua var

Ayağımızda oğur var

Tanrı dileğiyle gızınız..’ı isdeyen var

Vereceğiniz cevabıla sağ barınağınızda yüzük var.

Veya;

İyi niyetilan evimizden galkdık

Murat göstermeğe geldik

HakTeala emretmiş gızınız … ı

Oğlumuz …’ya istemeğe geldik

Şeklinde gerçek niyetlerini ortaya atarlardı.

Karpaz Köylerinden Büyükkonuk (Komikebir’de) oğlan tarafı kız istemeğe gittiğinde şu sözleri söyler.

Uzun uzun gozlar;

Yeter olsun sözler

İşte geldik bizler

Ne dersiniz sizler?

Eğer cevap olumlu ise cevap şöyle olurdu;

Tencerede gaynayan otdur

Ben yemem, garnım tokdur

Bu söylediğiniz sözlere (Aile  münasip görürse)

Hiç bir diyeceğim yokdur.

Lefkoşa’da da ayni şekildedir.   (M.   İslamoğlu, K.T. Folkloru)

Mağusa Kazasının kaza merkezinde ise dörtlük biraz değişiktir.

Havlınızda var bir padem

Bu gelip gitmem oğur, kadem

Senden bir cevahir isterim

Verecen, yoksa ne den (dersin?)

Eğer kız tarafı niyetli değilse cevap olumsuz olurdu ve şu şekilde verilirdi.

Bişirdiğim otdur,

Yeyemem, garnım tokdur

Bu söylediğiniz sözler

Hiç gaibimde yokdur.

Yine Mağusa kazasına bağlı Melunda (Mallıdağ) köyünde olumsuz cevap;

Tavada bişen otdur,

Oğlunuza göre gızımız yokdur; şeklinde verilirdi.

Eğer cevap musbet ise, yukarıdaki dörtlükte olduğu gibi;

Tencerede bişen otdur

Yeyemem garnım tokdur

Bu söylediğiniz sözlere

Hiç bir diyeceğim yokdur.

Bir başka müspet cevap ise

Merdevenden enerim

Altın nalin geyerim

Gocam gelsin söyleyim

Size cevap vereyim.  Şeklinde evliliğe itirazları olmadığını belirtirlerdi.

Köylerde oğlan tarafının kızı tanımak için vesileler icat etmesine veya fırsat kollamasına lüzum yoktur. Çünkü köy dar bir çevredir ve herkes herkesi tanır. Bayram ve düğün esnasındaki eğlenceler sırasında da oğlan aşkını az çok manilerle duyurmuş bulunur. Köylü bunu anlar, dedi kodusunu da yapar, ama kız istenirken yolunca yordamınca yapılmasını kınamaz, aksine arzular ve bunu yapmayanlara hor bakar. Söz kesildikten sonra, durum ne olursa olsun uzun süre beklemek âdeti yoktur. Hemen “kâğıtlar asılır”.  Bunun müddeti onbeş gündür. Bu onbeş gün zarfında kız veya oğlanla ilişkileri olanlar varsa bile itiraz etmez. Şimdiye kadar itiraz etme görülmemiş bir durumdur. Kâğıtlar asıldıktan sonra taraflar beraberce kasabaya iner, gelinlikleri, güveylikleri, yüzükleri “sımarlar veya kesdirirler”. Oğlan kıza, kız da oğlana hediyeler (giyecek ve süs eşyaları) alırlar. Nikâh merasimi hazırlıklarına başlarlar. Bu hazırlık varılan anlaşmaya göre değişir. Eğer yalnız tebrik kabul edilecekse basdiş (pasta) ısmarlanır, şekerleme alınır. Akrabalar ve yakın köylerden gelecek davetliler için de yemek hazırlanır. Eğer düğündeki gibi tören yapılacaksa hazırlıklar da ona göre geniş tutulur.

Davet bir hafta önceden ve gülsuyu ile yapılır. Taraflardan birer kadın ellerinde gülümdanlar mahalle mahalle dolaşıp kişileri düğüne davet ederler.

Oğuz M. Yorgancıoğlu “Kıbrıs Türk Folkloru” (2000) Kitabı

Düğünler Nasıl Yapılır?

1963 Aralığında başlayan toplumlar arası çatışmalar, Türk Toplumunu ya göçmek ya da davranışlarını değiştirmek durumunda bıraktı. Göçenler zaten ekonomik bakımdan yıkıma uğradı. Ama göçmeyenler de ya üretim yapamıyor ya da az miktarda da olsa ürettiğini satamıyordu. Oğlanlar işsiz, dolayısıyla parasız kaldıkları için kız istemeye gidemiyorlardı. Kız isteyenlerin pek azı olumlu cevap alabiliyordu. Onlar da ya ekonomik açıdan yıkılmış ya da maldar aile çocukları idi. Evliliği sarsan bir diğer etken de can emniyetinin olmayışı idi. Kız anne-babaları damatlarının çok geçmeden şehit düşebileceği, kızlarının dul kalabileceği korkusu içinde idiler. Çeşitli bahaneler uydurup kızlarını vermiyorlardı. Ancak olaylar uzayınca bu davranıştan mecburen vazgeçtiler.  Kızları evde kalma tehlikesi ile karşı karşıya idi.

Adetlere göre kız istemeler devam etti. Ama günden güne azaldı. Eskiye dönüş olmadı, olamadı. Hele bir hafta süren davullu zurnalı düğünler tamamen terk edildi. Toplumun düzeni bozuldu. Mücahitlik zorunlu bir meslek haline geldi. Yaşı onaltıdan yukarı olan her Kıbrıslı Türk erkeği askere alındı. Yaşlılar dışında herkes mücahit olunca bölge komutanı olan Sancaktarlar idarelerini yürütebilmek için toplumun ihtiyaçlarına cevap verecek binalar, karargâhlar da cevap verecek şekilde düzenlediler. Bu binalara ya yalnızca “Site” ya da “Mücahidler Sitesi” adı verildi. İşlevlerinden birisi de mücahid düğünlerinin buralarda düzenlenmesi idi.

Bu alışkanlık başladıktan sonra bir daha bırakılmadı. Aksine süratle tüm adaya yayıldı. Her kazada düğün törenleri Mücahid Sitelerinde yapılır oldu. Toplum olağanüstü duruma uyum sağlayınca düğünler arttı. Siteler cevap veremez oldu. Sinema Salonları bu amaçla hizmete açıktı. Uzun yıllar bu salonlar hizmet verdi. Ancak yapıları itibarı ile amaca tam hizmet edemedi. Bu kez devreye özel teşebbüs girdi. Doğrudan bir düğün olayına cevap verecek düzenlemelerle düğün salonları açıldı. Bu salonlarda, tebrike gelenlerin durabileceği uzunca bir mesafe, müzik çalan oluşumların duracağı özel bir yer, tebrik edilecek gelinin durduğu özel-mekân, onları takiben kızın anne-babasının durduğu yer ile onun devamında damadın anne-babasının duracağı mekân, en sonun da da basdiş-düğün pastasının ikram edildiği mekân ile ayrılma yolu bir düzen içinde sıralanmıştır. Bu salonların hem üstü açık-yazlık, hem üstü kapalı-kışlık olanları vardır. Düğün sahipleri bu salonları iki vaya üç saatliğine kiralar, düğün bittikten sonra da çekip giderler. Günümüzde dünürcülükle kız isteme eski günlerdeki gibi yoğun değildir. Artık gençler okullarda veya iş yerlerinde birbirlerini görüp tanımakta, hayatlarını birleştirmeye kendileri karar vermektedirler. Bu karardan sonra durum, anne-babalara aktarılmakta, iş resmiyete bağlanmaktadır. Artık çeyiz biriktirme, pırtı ısmarlama yoktur. Evi erkek yapar alışkanlığı da kalkmıştır. Özellikle çalışan gençler ve aileler maddi güçlerine göre katkıda bulunmakta, devlet sosyal konutlarından veya özel şirketlerin konutlarından taksitle ve uzun vadeli ödeme imkânları ile satın almaktadırlar. Ev mevhumu ortadan kalkmak üzeredir. Apartman daireleri ikamet yerleri olmuştur. Avlu ve avludaki herşey tarihe karışmıştır. Teknoloji ilerlemiş yeni araçlar ortaya çıkmıştır. Kullanılan araç-gereç çağa ve eve uygundur. Dünkülerin hayal bile edemediği elektronik eşyalar kullanılmaktadır. Gençler bu eşyaları kendi tercihlerine göre seçip almaktadırlar.

Oturma salonları, yatak ve bebek odaları çağ ve şekil değiştirmiştir. Tüm kullanım alanı ayni yere, bir çatı altına taşınmıştır. Gençler evlenmeye karar verdikten ve aileler de bunu onayladıktan sonra yapılan ilk iş bir düğün salonu kiralamaktır. Salonlar önceleri yalnız pazar günleri yani hafta sonları dolu iken zamanla cumartesileri de hizmet vermeğe başladılar. Günümüzde iki gün de yetmediği için Cuma akşamları da düğünler yapılmaya başlanıştır. Salonlar mevsim boyunca hep dolu olduğu için beş-altı ay önceden kiralanmaya başlandı. Üstelik kiranın üçte biri kapora olarak anlaşma günü ödenir oldu. Geriye kalan üçte ikilik miktar düğünün ertesi günü ödenir genellikle. Salon, düğün saatleri boyunca müzik sunmak zorundadır . İkinci yaptığı ise düğün törenini görüntüye almaktır.

Salonun kiralanmasından sonra yapılan ikinci iş davetiyelerin basılmasıdır. Taraflarca kararlaştırılan günün   tarihini ve  yerini-salonun adını-taşıyan davetiyeler matbaada bastırılır. Davetiyelerin sayısı ailelerin çevresine, mevkine, imkanlarına ve evlenen gençlerin mesleklerine göre bin ila beşbin arasında değişebilir. Davetiyenin üzerine basıldığı kart ve boyutları da maddi güce göre değişir. Bu davetiyeler genellikle düğüne onbeş gün kala dağıtılmaya başlanır. Düğüne üç gün kala artık dağıtıma son verilir.

Bu kez önceden ısmarlanan basdişler alınıp eve getirilir. Düğün pastası ısmarlanır . Taze kalsın diye düğün günü yapılıp salona getirilir ve düğün bitiminde kesilip kağıt tabak içinde davetlilere dağıtılır. Düğün pastaları beş veya yedi katlı olur. Basdişler ise iki bin ila beş bin arasında olur ve her tebrik eden bir tane alır.

Düğün günü son hazırlıklar yapılır. Artık gelin onarıcı yoktur. Gelin önceden randevu aldığı kuaföre gider. Saçlarını ve makyajını orada yaptırır. Damat da ya kendi evinde veya berberinde hazırlanır. Düğünün başlamasına bir saat kala yakınları veva görevi üstlenen bir akrabaları onları alıp fotoğrafçıya götürür. Boy boy hatıra resimleri çekilir. Bunlar tek başlarına olduğu gibi anne-babaları ile de ayrı ayrı ve hep birlikle olabilir. Düğün vaktine bir çeyrek kala süslenmiş elin arabasına binip düğün salonuna giderler. Bu arabanın ön plakasında “EVLENDİK” arka plakasında da “MUTLUYUZ” kelimeleri yazılıdır. Fotoğrafçıdan sonra damat arabayı kesinlikle sürmez. Bir yakını sürer. Bu, her ihtimale karşı bir emniyet tedbiridir.

Gelinle güveyin yakınları ve onların akrabaları düğün salonunun giriş yerinde hazır beklerler. 1980 den sonra başlayan bir uygulama ile gelinle damada eşlik ederler. Gelinle güveyin yaşları on üçten büyük iki kız yürür. Kızların ellerinde bir metre boyunda, ortalarında kırmızı kurdele ile fiyonk bağlanmış yanar vaziyette birer mum vardır. Gelinin arkasında ikisi yanda biri de en arkada üç küçük kız gelinliği tutar, nedimelik yaparlar. Herkes yerini alınca müzik oluşumu karşılama havasını çalmağa başlar. Oluşumdakiler yavaş adımlarla yürüyüşe geçerler. Sağdan sola doğru salonun içinde üç tur atarlar. Aileler de peşlerinden yürür. Üçüncü turun sonunda gelinle güvey yerlerini alırlar. Müzik bir iki dakika için durur. Ardından dans müziği çalmaya başlar. Gelinle güvey, kalkıp danseder.Buna “Açılış” denir. Kısa süren bu danstan sonra gelinle güvey yerlerini alır. Artık tebrik başlamıştır.
Önce kızın anne babası yaklaşır. Kıza altın takı, oğlana da ya zincir bilezik veya altın üzerine yazdırılmış isim künyesi takarlar. Buna gelinila güveyi  “İşlemek” denir.

İşlemek-özü, gümüşlemek, gümüş takmak anlamındadır.

Ben armudu işledim

Sapını   gümüşledim……. manisinde bu anlam hala yaşamaktadır.

İkinci olarak oğlanın anne babası takılarını takarlar. Büyükanne ve büyük babalardan sonra akrabalar takı takarlar. Ardından sıra davetlilere gelir. Ancak anne babalar takılarını takar takmaz gelinle güveyin sol yanında ayakta yer alırlar. Onlardan hemen sonra yaşları on-oniki olan akraba kızları, ellerindeki süslü sepetler içinde basdişleri sunarlar. Bu kızlardan birinin sepetinde sigara vardır. Tebrik edenler hem basdiş hem de sigara alır. Sıradan çıkıp giderler. Son yıllarda basdişler sabit yuvarlak tepsiler içindedir. Kızların görevi sona ermiş gibidir. Gelinin sağında, oğlanın akrabalarından bir bayan, güveyin solunda da gelinin akrabaların dan bir bayan bulunur. Kollarında bağlanmış toplu iğne yastıkları vardır. Bu yastıklara “Topluluk” denir. Tebrik edenlerin işlediği kağıt paraları bu iğnelerle birbirine tuttururlar. Paralar diz boyuna ulaşınca alınıp bir çantaya konur ve tekrar göğüsle iğneleme başlar. Davetliler geldikçe düğün sahipleri ayakta durup tebrik kabul etmek durumundadırlar. Arada fırsat bulunca arkadaşları ile oynarlar. Özellikle düğünün sonunda hep beraber oynamak bir gelenek halindedir. 1990 yılından buyana folklor ekipleri çağrılıp desti oyunu da oynatılır. Böylece eskiye özlem de giderilmiş oluyor. Düğünün bitmesine yarım saat kala düğün pastası kesilip kağıt tabaklar içinde misafirlere dağıtılır. Düğün pastası yenene kadar düğün de bitmiş olur. Davetliler dağılır.
Düğün sona erer. Ancak gelinle güvey evlerine gitmezler. Balayı diyerek bir otele yerleşir ve evlerine birkaç gün sonra dönerler.

Oğuz M. Yorgancıoğlu “Kıbrıs Türk Folkloru” (2000) Kitabı