kıbrıs nikah ve düğün | Kıbrıs'a Bakış

‘kıbrıs nikah ve düğün’ etiketi

Nikah ve Düğün

Köy kadınlarına göre “Beyaz duvaglar içine girmeg her gızın ruyasıdır”. Beyaz muradın ifadesidir. Ve hayatta bir tek defa olsun beyazlara bürünmek saadetlerin en büyüğüdür. Hazırlıklar tamamlanıp nikâh günü gelince merasim kız evinde yapılır. Gelini çalgıcı kadınlardan birisi hazırlar. Bu gelin hazırlanmasında önem verilen daha fazla baş süsüdür. Köylü kızı allığı yüzünde 0 gün görür. Kaşları ancak o gün alınır. Saç tuvaleti yapılıp bitirilince gelinlik giyilir ve duvağı başına itina ile yerleştirilir. Gelin telleri de takılır, böylece süsü tamamlanmış olur. Ondan sonra gelin hazırlanan koltuğa yerleştirilir. Çalgı çalmağa başlar, halk gelini görmeğe girer. Düğün sahipleri misafirlere hizmet eder. Öğleyi biraz geçe bir araba temin edilip nikâh dairesine gidilir, nikâhları kıyılır. Köylüler uğurlu olsun diye bir de imam nikâhı kıydırırlar. Kanaatime göre bu eski alışkanlığın devamından başka bir şey değildir. Hatıra niyetine bir de resim çektirdikten sonra köye dönülür. Köye dönüldükten sonra köy muhtarının kontrolü ve başkanlığı altında taraflar bir “çeyiz kâğıdı’ imzalarlar. Bu kâğıda kaydedilip muhtar taralından imzalanan kâğıt hükümetçe de tanınır ve kâğıdı gösterip tarla ve sairenin koçanı sahip değiştirebilirdi. Ondan sonra sıra tebrik kabul etmeğe gelirdi. Tebrik eden çiftler yeni çiftleri işler, saadetler temennisinde bulunur ve basdişini alıp çıkardı. Misafirlerin para takmasına karşılık ana babaların para yerine kıymetli eşyalar, mücevherler takması adetti. Merasim akşamüstüne kadar sürer, akşamüstü dağılır. Böylece sona ererdi. Nikâh sahipleri zenginse, merasim esnasında çeşitli yemeklerle, içki ağırlar, merasim de geç vakitlere kadar sürebilirdi. Nikâh bu günkü anlamıyla karı/koca olmak demektir. Ama 1960 lı yıllara kadar sadece düğüne hazırlık anlamı taşırdı. Nikâhlı çiftin çıkıp yalnızca dolaşmalarına izin verilmezdi. Ayni devrede oğlanın eve sık sık gelip gitmesi de hoş karşılanmazdı. Ama nikahlılık bir veya iki sene sürebilirdi. İç güveysi olma durumu ise köylülerin rağbet ettikleri bir yol değildi. Ne pahasına olursa olsun kız taralı düğüne alnı acık çıkmak kızlıkları halka göstermek isterdi. Yoksa dedikodudan kurtulmak imkânı yoktu. Bu dedikodudan tesbit edebildiğim cümle şudur. “Madem gendinizi dutamadınız düğünü napacasınız be gızım. Siz gelin güvey oldunuz, oğlancık da davulun sesini duyar…”

Bütün şartlar elverişli olunca taraflar düğün gününü tesbit eder ve onbeş gün önceden konuklarını davete başlarlardı. Düğüne davet daha değişik olurdu. Kişiler itibarlarına göre davet edilirdi. Davetiye çıkmazdan önce davet mumla yapılırdı. Sıradan kişiler sarı ve ince, daha önemlileri aynı cinsten daha kalın mumlarla, bazan da üzerine kırmızı kurdela bağlayarak davet edilirlerdi. En itibarlı kişilere ise beyaz düğün mumları üzerine kırmızı kordela bağlandığı gibi, bazan da kıç tarafı yeşile boyanarak da gönderilirdi. Bu mumların gönderildiği kişiler düğünün şeref misafirleridir. En büyük itibarı onlar gördükleri gibi en kıymetli hediyelerin de onlar tarafından verilmesi adettir. Bu husus kendini bir deyimde hala yaşatır. Düğün harici zamanlarda bir yere kendiliğinden gelip de umduğu itibarı görmeyince şaka yollu şikâyette bulunanlara “Seni yeşil götlü mumula davet etmedim ya?” şeklinde cevap verilir.

Davetliler, düğünden birkaç gün önce yemeklik hediyelerini göndermeğe başlarlar. Bunlar zamana ve bölgeye göre değişebilir. Ama her zaman bol boldu, ilkbaharda patates, domates, salatalık, yeşil sebze. Yazda karpuz, buğday, makarna, un, sonbaharda kolakas, üzüm vs. olurdu. Varlıklı çobanların bir iki hayvan hediye ettikleri de vaktiydi. Düğün sahipleri de bol bol içki almak zorundaydılar. Çünkü köy düğünlerinin özelliklerinden biri de su gibi içki içilmesidir. Davetlilerin sayısına göre de iki üç fırın ekmek yoğrulur, yemek pişirmekte kullanılmak üzere de avluya bol miktarda odun yığdırdı.

Düğünden bir gün önce, ekseriyetle Cumartesi ikindin çalgıcılar gelir. Bunların davulcu, zurnacı ve kemaneciden kurulu birinci gurubu adamlar için kahvede çalar. Düplekçi, telci (zilli daire), ve kemaneciden kurulu ikinci gurup düğün evinde ve kadınlar için çalar. Kemaneci muhakkak amadır. Daha doğrusu kasıtlı olarak ama kemaneciler çağrılır. Ayni günün gün kavunumu davul zurna çalmağa başlar. Bu (mumla davetin dışında) köylüyü düğüne davettir. Bazan kahvede çalındığı gibi bazan da mahalleler dolaşılır. Gece kahvede kısa bir fasıla da olsa davul zurna çalar, köylü hoşça vakit geçirir. Pazar gün ikindiye kadar bir hareket olmaz. İkindin davul zurna gene kahvede çalmağa başlar. Gece geç vakte kadar devam eder. Adamlar kendi aralarında oynar, eğlenirler.

Gerçek düğün pazartesi kuşluk vaktinde başlar. Öğleye doğru köylü düğün evinde toplanır. Düğün genellikle kız evinde yapılır. Öğleyin halka yemek dağıtılır, içki sunulur. Bu yemek, çalgı da devam etmek üzere akşama kadar sürer. Fakat yemek verilmeğe başlanan andan itibaren artık işleri sağdıçlar yürütür. Her husus onlardan sorulur. En az düğün sahibi kadar söz sahibidirler. Kadınlar tarafında da yemek ve eğlence aynen sürdürülür.

Salı gün ayni şekilde yenir içilir. Hiç bir iş yapılmaz. Yalnız ikindi üzeri herse buğdayı temiz tekneler içine konur. Uzun kırmızı tülbentlerle örtülür ve davul zurna eşliğinde değirmene taşınır. Islatılıp değirmene dökülür ve hey heylerle …: öğütülür. Buğdayın sadece dış kabuğu çıkar ve ayni merasimle düğün evine götürülüp düğün yemekçisine teslim edilir. Ayni akşam herse kazanları ocağa vurulur.

Çarşamba günü düğünün en hareketli günüdür. Öğleden önce düğün hamamı yapılır. Kasabalardaki kadar tantanalı değildir. Düğün sahiplerinin maddi gücüne göre gösterişli olabildiği gibi, sadece “adet yerini bulsun” diye yapılanlar da olur. Kadınlar tarafı bu işlerle meşgulken düğün evinin avlusunda da güveyin traşı yapılır. Tıraş davul zurna eşliğinde olur. Ortada bir masa, üzerinde de berberin takımları ile bir kâse bulunur. Güvey “Gönlünden kopanı’ bu kaseye atıp, sandalyeye oturur. Tıraş başlar başlamaz güvey babası da gidip kâseye para atar, sonra isteyen berberi işleyebilir.

Öğle vakti yemek vaktidir. Bu günün en güzel yemeği ise herse (dövme)dır. Halk doyasıya ağırlanır. İçki su gibi akar. Yemek yerken çalgı da çalar. Çıkıp oynayanlar da eksik değildir. Öte yandan gelin hamamı bitmiş olur. Giydirilip kuşatılır. Tekrar süslenir. Bu iş ekseriyetle çalgıcı kadınlar tarafından yapılır. Köy kadınları gelini görmeğe gelirler.

İkindi üzeri yorgan kaplama zamanıdır. Davul zurna eşliğinde başlar. Yorganların kaplanmasına yaşlı başlı bir kadın nezaret eder. Her kadın biraz dikip bırakır. Kaplama devam ederken de halk yorganları işler. Bu paralar geline aittir. Kaplama işi devam edilirken yapılan diğer bir davranış ise küçük erkek çocukları, yeni evlilerin ilk çocuğu erkek olsun dileğiyle yorganların içine yuvarlamalarıdır.

Çarşamba akşamı da bir başka renkli olur. O akşam kına gecesidir. Kadınların bir kısmı da ayni gece kahveye gelir. Düğünler genellikle yaz sonu ile sonbaharda yapıldığı için dışarıda yapılır. Kahve önlerinde halka olup otururlar. Çalgı refakatinde oyunlar oynanır. Oyuna önce yaşlılar girişir. Bilhassa mandala ve sirto oyunlarına rağbet edilir. Sirto oynanırken etraf hareketlenir. Eğer zeybek bilenler varsa çıkıp oynar. Oldukça ağır ritimlidir. Hu yüzden herkes oynayamaz. Eğer zeybek oynayacak bulunmazsa meydanı gençler işgal eder ve sirtoyu devam ettirirler. Saat dokuza doğru kına tepsisi ve güvey sağdıçlar refakatinde kahveye getirilir. Bir an için etraf hareketten kesilir. Tepside yoğrulmuş kına vardır. Ortada beyaz bir düğün mumu (kırmızı kordeleli) etrafında da çok sayıda sarı mum yanar. Sağdıçlar güveyin sağ elinin parmağını kınalayıp, kırmızı bir mendile sararlardı. Kına yakılınca tepiyi herkes işler. Bu toplanan paralar güveye aittir. Bir müddet bekledikten sonra güveyin kınası sağdıçlarla gelin evine gönderilir. Kahvede oyun yeniden başlardı. Ayni saatlerde gelin evinde de gelinin kınası yakılırdı. Yalnız kına yakılınca gelin ortada olmak üzere etrafında yedi kişi denmeğe ve dönerken de oynamağa başlarlar. Ellerinde kırmızı tülle örtülü bir de desti vardır. Her bir dönüşte desti el değiştirir. Ve yedinci kişi aldığı zaman yedinci tur başlar. Bu tur tamamlanınca desti yere vurup kırılır. Kırılması uğurlu kabul edilir. Destinin kırılmasından sonra kadın çalgıcıların eşliğin de eğlenceler geç vakte kadar devam eder. Ama sabahlama adeti yoktur.

Kahvede ise güvey kınası gelin evine gönderildikten sonra oyun ve eğlence yeniden başlar ve geceyarısını da geçer. Gündüzün tıkabasa yiyen su gibi de içki için köylü dertlerden kurtulma vesilesi bulduğu için hiç acele etmez. Oyun fasılalarla dur Makalenin tamamını oku »