‘kıbrısta nasıl evlenilir’ etiketi

Bu Kısmetli Ne Zaman, Nasıl Çıkardı?

a) Biraz varlıklı ve birbirleriyle iyi geçinen akraba aileler, “Mal dışarı gitmesin”  veya “Havlımda asma dururkana, suyu başgasının havlısına ne dökeyim?” düşüncesinden hareketle daha küçük yaştan “söz keserlerdi”. Oğlan ergenlik çağına erişince “kulağı açılır” yani durumdan haberdar edilirdi. Eğer ailesinin arzusu hilafına harekete niyetlenirse ailenin en yaşlıları baskı yapar, evliliği gerçekleştirirlerdi.

b) Orta hallilerle fakirler söz kesmez, “oğlanınan gız dellalda” derlerdi. Bu söz oğlan istediği kızı seçsin, kız da beğendiği oğlana varsın anlamındadır. Bu oluşuma dâhil olanlar akıllarına estiği zaman nikâh olamaz veya evlenemezler. “Oğlanın cebi ağırlaşsın” yani para kazanıp aile geçindirecek hale gelsin şartını koşarlar. Ancak öylelerine kız verilir. Eğer oğlanın eli iş tutmamışsa kız da fakirse, aileler buna şiddetle itiraz eder, “iki çıplak bir hamama gelişir” veya “bre oğlancıg aç gözünü, garı deyecek duz götün edecek cuz” şeklinde onları caydırmaya uğraşırlardı. Yok, eğer fakirliklerine rağmen münasip görülmüş ise, söz kesilir ve birkaç yıl beklenirdi.

c) Parası olmayan ve başka engeller karşısında olanların başvurduğu yol “kız kaçırmaktı”. Bu yola yaşlı âşıklar, sevdalı gençler ve hovarda geçinenler başvururdu. Kaçırılan kızın ailesi daha fazla rezalete meydan vermemek için onları “sarıp sarmalar” böylece bütün engeller ortadan kalkmış olurdu. İkinci Dünya Harbinden bu yana Kıbrıs Türkleri arasında kız kaçırma olayları pek nadirdir.

d) Aracılarla evlenme: Bu yolla daha çok iç harp öncesi başvurulmuştur. Sebep de herkeste uyanan kasabalı olma merakıdır. “Aman gızım benim gibi eziyetlenmesin, evinde hanım gibi otursun” düşüncesidir. Kız anaları köy köy gezen bezirgân (bohçacı) kadınlardan kızları için kasabalardan birer damat adayı bulmalarını isterler. Tabii bahşiş de adarlar. Bezirgân kadın aslında kimin kız aradığını bilir, önce “Bir bakayım, soruşturayım ” der, habersiz gibi görünür ama “devrisi hafta” gene sökün eder. Bir değil birkaç istekli bulunduğunu müjdeler. Tavsiyelerde bulunur. O gidince kız anası kızının da fikrini alıp mesleği kendilerince uygun olanını seçer. Bezirgan kadın oğlan tarafının da kulağını doldurur.   Artık iki ev arasında mekik dokur. Haberi birinden alır ötekine götürür. Ağırlık, ev, çeyiz (pırtı) mal, hayvan konuları anlatılır. Eğer uzlaşabilecek bir ortam hazırlanmışsa oğlan tarafı adına yakınlarından birisi kızı görmeğe gider. Kızı beğenirse bir gün kararlaştırılır. Oğlan tarafından bir gurup kız evini ziyarete giderler. Evlenme şartlan kesin bir karara bağlanır ve kız “Allah’ın emrine, peygamberin kavline” ana babasından istenir. Herşey önceden bilindiği halde hemen evet denmez. “Kısmetisa” diye acık kapı bırakılır. Birkaç gün içinde de evet cevabı oğlan ailesine iletilir. Yok eğer kız tarafının niyeti yoksa, aracı kadınla gelen ilk akrabaya “bir de babasına soralım”, “gızımızın vagdi değil” veya “vagdımız yogdur” şeklinde cevaplar verilir. Müsbet cevap alındıktan sonra kız tarafı oğlan ailesini davet eder, masa hazırlar ve söz keserler. Baf kazasına bağlı Susuz, Fasula, Aydın ve Kalkanlı köylerinde söz kesiminden sonra oğlan kıza bendo (beşibirlik) vermezse söz geçersiz sayılabilir. Bu şekilde anlaşıldığı halde sonradan vazgeçilen evlilikler olmuştur. Bu durumda yani söz kesildikten sonra kızla oğlan birbirinin “nişannısı” sayılır.

e) Oğlanın kendisi veya ana/babası bir kız beğenir. Bu takdirde kız tarafının ağzı aranır. Tabii bu iş emniyetli kişilerle yürütülür, icabı halinde kızın kulağına da fısıldanır. Eğer meyil hissedilirce köyün “bu hususta pişkin” şahısları vasıtası ile bu arzu daha açık bir şekilde izah edilir. Cevap müsbetse oğlan tarafı “Dünürcü yollar”. Ağırlık, mal, mülk, ev, çeyiz hususları konuşulup karara bağlanır. Dünürcüler birkaç defa gidip geldikten sonra oğlan tarafından yetkili kişiler gider ve kızı ailesinden ister. Bu isteyiş doğrudan doğruya “Allah’ın emrine, peygamberin kavline oğlumuz… ‘ya kızınız … ‘yı isteriz şeklinde olabildiği gibi, dünürcülerinin dillerinin kuvvetine veya bölgelerin durumuna göre farklılık gösterirdi. Mesela Larnaka Kazasında… Dünürcülüğe gidenler kahve ikram edildikten sonra gerçek niyetlerini şu manzumelerle ifade ederlerdi.

Euzubillahi Mineşşeytanirracim

Bismillahirrahmanirrahim

Evinizde var bir padem

Gelişimiz hem uğurdur, hem kadem

Sizden bir cevahir isterik

Ya evet deyin ya hayır: Allah’ın emri peygamberin kavli üzerine oğlumuz … ‘a giziniz … ‘ı isterik. Düşünüp bir garara varmanız için birkaç gün sonra gene gelirik … derlerdi. Veya;

Ağzımızda dua var

Ayağımızda oğur var

Tanrı dileğiyle gızınız..’ı isdeyen var

Vereceğiniz cevabıla sağ barınağınızda yüzük var.

Veya;

İyi niyetilan evimizden galkdık

Murat göstermeğe geldik

HakTeala emretmiş gızınız … ı

Oğlumuz …’ya istemeğe geldik

Şeklinde gerçek niyetlerini ortaya atarlardı.

Karpaz Köylerinden Büyükkonuk (Komikebir’de) oğlan tarafı kız istemeğe gittiğinde şu sözleri söyler.

Uzun uzun gozlar;

Yeter olsun sözler

İşte geldik bizler

Ne dersiniz sizler?

Eğer cevap olumlu ise cevap şöyle olurdu;

Tencerede gaynayan otdur

Ben yemem, garnım tokdur

Bu söylediğiniz sözlere (Aile  münasip görürse)

Hiç bir diyeceğim yokdur.

Lefkoşa’da da ayni şekildedir.   (M.   İslamoğlu, K.T. Folkloru)

Mağusa Kazasının kaza merkezinde ise dörtlük biraz değişiktir.

Havlınızda var bir padem

Bu gelip gitmem oğur, kadem

Senden bir cevahir isterim

Verecen, yoksa ne den (dersin?)

Eğer kız tarafı niyetli değilse cevap olumsuz olurdu ve şu şekilde verilirdi.

Bişirdiğim otdur,

Yeyemem, garnım tokdur

Bu söylediğiniz sözler

Hiç gaibimde yokdur.

Yine Mağusa kazasına bağlı Melunda (Mallıdağ) köyünde olumsuz cevap;

Tavada bişen otdur,

Oğlunuza göre gızımız yokdur; şeklinde verilirdi.

Eğer cevap musbet ise, yukarıdaki dörtlükte olduğu gibi;

Tencerede bişen otdur

Yeyemem garnım tokdur

Bu söylediğiniz sözlere

Hiç bir diyeceğim yokdur.

Bir başka müspet cevap ise

Merdevenden enerim

Altın nalin geyerim

Gocam gelsin söyleyim

Size cevap vereyim.  Şeklinde evliliğe itirazları olmadığını belirtirlerdi.

Köylerde oğlan tarafının kızı tanımak için vesileler icat etmesine veya fırsat kollamasına lüzum yoktur. Çünkü köy dar bir çevredir ve herkes herkesi tanır. Bayram ve düğün esnasındaki eğlenceler sırasında da oğlan aşkını az çok manilerle duyurmuş bulunur. Köylü bunu anlar, dedi kodusunu da yapar, ama kız istenirken yolunca yordamınca yapılmasını kınamaz, aksine arzular ve bunu yapmayanlara hor bakar. Söz kesildikten sonra, durum ne olursa olsun uzun süre beklemek âdeti yoktur. Hemen “kâğıtlar asılır”.  Bunun müddeti onbeş gündür. Bu onbeş gün zarfında kız veya oğlanla ilişkileri olanlar varsa bile itiraz etmez. Şimdiye kadar itiraz etme görülmemiş bir durumdur. Kâğıtlar asıldıktan sonra taraflar beraberce kasabaya iner, gelinlikleri, güveylikleri, yüzükleri “sımarlar veya kesdirirler”. Oğlan kıza, kız da oğlana hediyeler (giyecek ve süs eşyaları) alırlar. Nikâh merasimi hazırlıklarına başlarlar. Bu hazırlık varılan anlaşmaya göre değişir. Eğer yalnız tebrik kabul edilecekse basdiş (pasta) ısmarlanır, şekerleme alınır. Akrabalar ve yakın köylerden gelecek davetliler için de yemek hazırlanır. Eğer düğündeki gibi tören yapılacaksa hazırlıklar da ona göre geniş tutulur.

Davet bir hafta önceden ve gülsuyu ile yapılır. Taraflardan birer kadın ellerinde gülümdanlar mahalle mahalle dolaşıp kişileri düğüne davet ederler.

Oğuz M. Yorgancıoğlu “Kıbrıs Türk Folkloru” (2000) Kitabı