‘mehmetçik köyü’ etiketi

Yurdumuzu Tanıyalım: Mehmetçik

Eski adı Galatya olan şimdiki Mehmetçik köyü. İskele İlçesine bağlı bir bucak merkezidir. Deniz seviyesinden yaklaşık 400 ayak yükseklikteki bir yayla (plato) üzerine kurulmuş havalı ve serin bir yerdir.

Kuzeybatısında bir gölet bulunurken güney ile güneydoğu tarafı ise bir yamaçla çevrilidir. Yamacın altında verimli çukur bir ovası vardır. Gazimağusa’ya uzaklığı 30 kilometre. İskele’ye uzaklığı ise 18 kilometredir. Nüfusu 1238 olmakla birlikte bu rakam yaz aylarında Lefkoşa, Girne, Gazimağusa ve yurt dışındaki Mehmetçiklilerin gelmesiyle yaklaşık 1600-1800′e ulaşmaktadır.

Halkın geçim kaynağı genelde, tarım, hayvancılık, çok az miktarda bağcılık ve zeytinciliktir. Bundan 10-12 yıl öncesine kadar bağcılık çok ileri bir safhada iken. bağları değerlendirmek amacıyla bir şarap fabrikası açılmış anca Makalenin tamamını oku »

Dikilitaş ve Trulli Tepesi

Karpaz Bölgesinin önemli yerleşim birimlerinden biri de Mehmetçik (Galatya) köyüdür. Tarihi dönemlerden beri önemini ve fonksiyonunu hiç kaybetmemiştir. Bu sebeple gerek köy içinde, gerekse köy çevresinde pek çok mezar ve gömü bulunmuştur. Buna rağmen kazılamamış pekçok mezar vardır. Bunların bir kısmı Kıbrıs’ta yaygın mezar yapım anlayışının dışındadır. Sekiz on metre yüksekliğinde ve yirmi-yirmibeş metre çapında yapay tepeler halindedirler.

Bu tepe mezarlardan biri de Mehmetçik gölünün kuzey doğusundaki Trulli Tepesi’dir. Bu tepe ile ilgili hikaye 1950’li yıllarda ortaya çıkmıştır. Ellerinde harita ile gelen birkaç İtalyan köye kadar ulaşırlar. Haritaya bakarak tepeyi de tespit ederler. Civarda rastladıkları bir köylüden tarlanın sahibini öğrenirler Ona ortaklık teklif ederler. Ancak henüz İngiliz dönemidir ve mezar kazmak şiddetle yasaktır. Tarla sahibi tepki gösterince İtalyanlar çekip giderler.

O günkü olayı yaşayanlardan biri İtalyanlardan sunu öğrenmiştir. Trulli adlı bu tepe, yığmadır. Yığmanın tam ortasında beş metre yüksekliğinde bir sütun (dikilitaş) vardır. Sütunun oturduğu kaide hükümdarın resmini taşır. Kaidenin tam altında da “yedi sekili” oyma basamaklı-merdivenli yolla ulaşılan iki oda vardır. Birinci odadan ikinciye geçen yol kapatılmıştır. Birinci odada Hükümdarın günlük eşyaları vardır. Ama ikinci oda Kıbrıs’ta gömülü üçüncü büyük hazinedir. İnanca göre en büyük gömü Afrodit Hazinesi, İkincisi Kurumanastır’daki Kıral Hazinesi, üçüncüsü de buradaki “altın araba, gümüş tekerlek” hazinesidir. İtalyanlara göre altın arabaya at koşuludur. Hükümdar arabada oturmaktadır. Ve bu arabanın tekerlekleri gümüştendir. Kendisi de bir mezar araştırmacısı olan ve adının açıklanmasını istemeyen anlatıcı,olayın gerisini şöyle tamamlıyor.

-Mezar kazmak, define aramak kanunen yasaktır. Ne İngiliz, ne Kıbrıs Cumhuriyeti dönemlerinde mezarı kasmak fırsatı bulamadım. 1963 olaylarından sonra Rum polisi Türk köylerine gelemez oldu. Bu yıllar içinde bölgeyi iyice inceledim. Elle kazılacak bir mezar değildi. Tarla sahibinden izin aldım. Hesapta o koca yığından beş-altı kamyon toprak alıp avlumu düzeltecektim. Bir buldozer sahibi ile anlaştım. Tümseği gayet dikkatli kazdı. Bahsedilen sutunu ve kaideyi bulduk. Kaide yüz okka kadar ağırdı ve üzerinde bir insan başı (portre) vardı. Buldozerci emeğine karşılık kaideyi aldı. Sonradan dediğine göre o kaideyi 75 K.L. sına satmış.

-Ancak ertesi gün tarla sahibi gelip durumu gördü. Yere devrilmiş sutunu görünce durumu anladı ve tarlaya girişimizi yasakladı. Kendi bulduğu başka bir buldozerci ve kardeşi ile kazmaya kalkıştı ve polise yakalandı. Sutun bu kazı esnasında kırılıp parçalandı. Polisin emriyle tüm tümsek dağıtılıp tarla dümdüz edildi. Nişanlar-izler kayboldu. O zamandan sonra da kimse orayı kazmaya cesaret edemedi. Trulli tepesi düz tarla oldu. O servet da olduğu yerde kaldı. Hala orada yatmaya devam ediyor.

Oğuz M.Yorgancıoğlu ”Kıbrıs Türk Folkloru” (2000) Kitabı

Boğalar (Öküzler) Efsanesi

Kıbrıs’ta dağların taşların ağaçların hikayeleri efsaneleşerek yüzyıllar boyu dillerden dillere dolaşarak günümüze kadar gelmiştir. Efsanelerde anlatılan olağanüstü hikayeler çoğu zaman sohbetlerin en güzel noktasını oluşturmuştur.

Adada efsane anlatılmayan çok az köy vardır. Bunların bir çoğunda tanrının yüceliği, gücü, adaleti ön plandadır. Kayalarla ilgili efsaneler de bunlar arasında önemli bir yer tutar. Anlatılan efsane ve söylencelerle örtüşen birçok özellikleri olması nedeniyle bu kayaların varlığı çok daha gizemli ve anlamlı olmaktadır.

Boğalar veya Öküzler diye bilinen efsane, çok eski dönemlerde, ada insanlarının dur durak dinlemeden birbirlerini yok etmek derecesinde savaştıkları, uyarılarına rağmen durmayınca da tanrının onları cezalandırıp nasıl taş kestiğiyle ilgilidir.

Efsane Karpaz Yarımadasında bulunan Pamuklu (eski ismi Tavros) da geçiyor.

İşte dillerden dillere günümüze kadar ulaşan efsane:

Karpaz yarımadasında yaşayan kabileler, Mağusa bölgesinde yaşayan kabilelerden pek hoşlanmazmış. Mağusa bölgesinden Karpaz bölgesine avlanmaya ve seyahate çıkan insanların geri dönmesi mümkün olmazmış. Aynı şekilde kazara Mağusa bölgesine geçen kişiden bir daha haber alınamaz kayboluverirmiş. Kabileler arasında gerginlik hiç mi hiç bitmez, boyuna kavga döğüş olur, kan akarmış. Durumu izleyen yaratıcı belki bir gün barış olur diye sabretmeye devam edermiş. Tersine günden güne kabileler kırılır kan akıtılıp dururmuş.

Yine bir gün iki kabile resisi arasında tartışma çıkmış, çıkmış çıkmasına ama bir anda herkes kavgaya karışmış. Karşı karşıya gelen kabileler arasında müthiş bir kavga kopmuş. Kadın erkek çoluk çocuk herkes kavganın içinde bulunmuş. Hiçbir ayrım gözetmeden kadınlar ve çocuklar dahi katledilip her taraf yakılıp yıkılıyormuş. Bugün Pamuklu olarak bilinen yerde kavga daha da şiddetlenmiş. Herkes ellerinde ne varsa karşısındakine savuruyor, ellerinde bir şey kalmayınca yumruklarıyla kavgayı sürdürüyormuş. Tanrı yine “Nasıl olsa birazdan yorulup vazgeçerler” umuduyla “Sabredeyim” demiş ama boşuna beklemiş. Çünkü kavga gittikçe daha da şiddetleniyormuş. Elleri yorulanlar başları ile kelle kelleye tokuşup, vuruşarak kavgaya devam ediyorlarmış. Öylesine tokuşuyorlarmış ki yer gök sallanıyor her taraftan feryatlar yükseliyormuş. Kabile reislerini de boğalar gibi kafa kafaya tokuşurken gören tanrının sabrı bir anda bitmiş. “Bunların barışacakları yok” deyip hemen oracıkta kabile reislerini taş kesivermiş.

Tanrı ada halkına “Bunları taş yaptım, göz yaşlarını bir mağraya hapsettim. Ama bir delikten onu çıkaracak barış suyu olarak sizlere verdim. Bu su hiç tükenmeyecek. Herkes bu sudan içecek ta ki barış devam edene kadar. Sizlere de ibret olsun. Bunu hiç mi hiç unutmayın!” diye seslenmiş. Ardından kafa kafaya tokuşan boğa şeklindeki kayaların bir deliğinden su çıkmaya başlamış. Ada halkı ve özellik bölgede yaşayan Hıristiyan toplumu o gün bu gündür kafa kafaya tokuşan boğalar şeklindeki kayaları “İbret olsun diye tanrının cezalandırdığı insanlar” olduğuna inanır. Onlara zarar vermeyip korkmaya başlarlar. Buradan çıkan suyu da kutsal ilan ederler. Anlatılanlara göre burada çıkan su hiç mi hiç eksilmezmiş. Alınan suyun yerine başka su çıkarmış.

Suyun sonradan kayboluşuyla sebebi Rumlarla Türklerin savaş dönemlerindeki çatışmaları olarak kabul edilir.

Efsanenin varlığına inanan Karpazlı Rumlar zaman zaman buraya gelip mum yakmaya devam etmektedirler. Rumların köyde “Boğalar Efsanesi” için yaptırdıkları Ayios Seryios isminde bir de adak kilisesi bulunmaktadır. Pamuklu’ya yerleşen Türkler de Boğalar Kayası’nı özenle korumayı sürdürmekte, mum yakmaya gelen Rumlara saygıyı ve hürmeti esirgememektedirler.

Derlendiği Yer: Mehmetçik (Galatya) Köy kahvesi, Pamuklu halkı ve Rum Papaz

Derleme Yılı: 2002-2007

Derleyen: Mustafa Meraklı, Hasan Karaokçu

Gözlem ve Foto: Hasan Karaokçu