Yatak Odası

Köylerde karı kocanın yattığı odada büyük bir karyola vardı. 1960’lı yıllara kadar iki tip olarak çok yaygındı. Birinci tip başlık tarafındaki demirleri uzun ve yatağın ortasına doğru saçaklı olandı. Bu, madeni bir dirsekle destekleniyordu. Üstü ve yanları “mamsiye” adı verilen örtülerle süsleniyordu. Yatak seviyesinden 50cm. kadar yüksekliğe kafes gibi işlemeli demirle destekleniyordu ve süslemeleri vardı. Tam ortada ise yaklaşık on beş santimetre çapında bir ayna bulunuyordu.

Ayak tarafındaki ayaklar yatak seviyesinden otuz santim kadar yüksekti. İki ayak arası başlık tarafındaki kafesin ayni ile destekleniyordu. Onun da lam ortasında parlak madeni kısımlar vardı. Tüm uçlar ise yuvarlak toplar şeklinde idi. Eklem yerlerine sarı pirinçten koruma parçaları takılıyordu ki bu da karyolaya ayrı bir görünüş veriyordu.

Karyoladan yere kadar olan kısma ise kenarları tente ile süslenmiş bürüncük örtüler geriliyordu. Yatağa taraf olan kısmında her yatakta bağlamaya yarayan, kendi kumaşından bağlar vardı.
Yorganlar, düğün öncesi yorgancılara özel olarak diktirilirdi. Veya yorgancılar eve çağrılır, istenen modeller yaptırılırdı.

Yataklar ise daha özeldi. Çift kişilik bir yatak için yedi seçkin koyundan alınıp yıkanmış yünler kullanılırdı. Koyundan alınan yünler güzelce yıkanıp kurutulurdu. Ama bunlar parçalanıp ayrılmazdı. Her koyunun yünü ayrı ayrı yerleştirilirdi. Yatağın içine konur, sonra da yatağın yan tarafı dikilirdi. Üzerine yatılmaktan zamanla çöken bu yünler 4-5 yılda bir çıkarılıp güneşletilince kabarıp eski haline gelirdi. Böyle bir yatağın içinde yatmak çok sağlıklı idi.

Bu yatağın hemen yanında çocukları da düşünmek gerekirdi. Nitekim öyle yapılıyordu. Pek az evde beşik, çoğunda ise salıncak vardı. Çocuk oralarda yatırıldı. Anne yatağından çıkmadan ağlayan çocuğunu sallayabilirdi. Böylece susmasını sağlıyordu.

Bu odada tek kişilik bir yatak daha bulunurdu. Bu yatakta da on yaşına kadar olan çocuklardan biri yatırılırdı. Bu demirden yapılmış bir karyola olurdu. Odanın üçüncü eşyası, boy aynası olan dolabtı. Dolap, karyolanın yanındaki köşeye konurdu. Işık alabilmesi için pencere yanına gelmesine dikkat edilirdi. Dolabın tek kapısı olduğu gibi, çift kapısı da olabilirdi. Ama tercih edilen tek kapılı idi. Her iki türde de altta çekmeceler vardı. Buraya daha çok iç çamaşırları ile çoraplar konurdu. Kapı açıldıktan sonra askıların ve askılığın olduğu yer vardı. Buraya ceket, pantolon, gömlek ve entariler asılırdı. Askılığın üstünde ise raf vardı. Bu rafta da katlı çarşaflar, namsiyeler, yastık kılıfları muhafaza edilirdi.

Dördüncü eşyası cehiz sandığı idi. Bu sandık dolabın simetriği olan köşeye konurdu.. Üzeri oturulacak şekilde döşenirdi. Duvar yastıkları konunca divan vazifesi de görebiliyordu. Sandık olarak odada ailenin birden fazla olan takınılan, kıymetli tabak ve cam eşyaları, değerli eşyaları korunurdu. Bir de doğan kızlar için alınan eşyalar. Bu sandığın yaklaşık boyu iki metre, derinliği bir metre, eni de yetmiş beş santim olurdu. Ve iki yanı ile ön yüzü işlemeli olurdu, “gız gundagda, cehiz sandıgda” özdeyişi işte bu sandığı anlatır. Odanın tam ortasında ise işlemeli örtüsü ile “Deyirmi drabez” yuvarlak masa ve onun da ortasında lamba yer alırdı. “Ganneppa” kanepe. Oturulan ve dayanılan kısımlar kılıkla doldurulmuştur. Örtü kısmı gereğinde değiştirilebilir, serilirdi. Dümdüz olduğu için sağlıklı idi. Günümüzde sırt ağrısı çekenlere doktorların tavsiyesi düz ve sert düzeylere yatmaları yönündedir. Bu, kerevetten başka bir şey değildir.

Oğuz M. Yorgancıoğlu “Kıbrıs Türk Folkloru” (2000) Kitabı



Bir Yorum to “Yatak Odası”

  • Neslihan Aktay says:

    Merhaba,

    Bugün Kıbrıs köy evi gibi bir ev dekore etmek istesek buna örnek olacak fotoğrafları bize sunabilir misiniz?? Ve en önemlisi bu malzemeleri hala satın alabileceğimiz yerler var mı?

Yorum bırak